28 Ocak 2012 Cumartesi

Holywood jönü Ayvalık'ta atölye açıyor!


Türkiye'nin dünyaca ünlü sinema sanatçısı Erdo Vatan, Sinema ve Televizyon Oyunculuk Atölyesi açıyor.

Gerçek adı Erdoğan Vatansever olan ve yıllarını Amerika'da oyuncu olarak geçiren Erdo Vatan, boşandığı eşinden olan 7 yaşındaki minik kızının hasretine dayanamadığı için Edremit Körfezinden dışarı çıkmadığı öğrenildi. Bir süre önce başladığı Sinema, TV Dizi Oyunculuğu ve Teknikleri kurslarını Ayvalık'ta sürdürmek istediğini belirten dev sanatçı vereceği kurstan mezun olacak kişilerin, dizilerde ve filmlerde oynama şansı yakalayabileceğini belirtiyor.

Dünya sinemasının merkezi sayılan Universal Stüdyoları'nda eğitim görmüş, Mickey Rooney ve Alfred Hitckcock'un eğitimlerine katılmış olan Erdo Vatan ilk film anlaşmasını ünlü ses sanatçısı Melike Demirağ'ın babası Turgut Demirağ ile yapmış. Sinema oyunculuğunun yanı sıra Jazz Müziği sanatçısı da olan Vatan, Türkiye'ye döndüğünde Türk Sanat Müziğinin ünlü ismi Mustafa Sağyaşar'ın aracılığıyla ünlü udi İrfan Özbakır ve yaylı tamburcu Sadun Aksüt ile tanıştıktan sonra Türk Müziğinde bir yıl eğitim alırken, diğer yandan da Türkiye'deki film çalışmalarını sürdürmüş.

3 yıl önce boşandığı eşinden olan 7 yaşındaki minik kızını kanunen haftada bir görebilmek için sanat çalışmalarını İstanbul'da sürdürmek yerine, Edremit Körfezinde yapacağı çalışmalara yeğleyen Erdo Vatan, minik kızının uğruna Burhaniye'deki yazlık evini satıp, Ayvalık'tan alacağı eve taşınarak bu güzel ilçeye yerleşme kararı aldı. Uzun yıllar İhlâs Holding'in Yönetim Kurulu Başkanı Enver Ören'in yanında holdingin Baş Danışmanı olarak görev yaptığı öğrenilen Erdo Vatan, bu süreçte yapımcılığını üstlendiği TGRT Televizyonu adına çekilen 26 bölümlük, 'Firar' dizisiyle tanıştığı Edremit Körfezi ilçeleriyle tanıştığını kaydediyor.

Dizi çekimlerinde Ayvalık'ın dünyaca ünlü Cunda Adası'nda da çekimler yaptığını belirten Erdo Vatan, "Aslında iş hayatımı sürdürebilmek için İstanbul'da olmam gerekiyor. Ancak minik kızımı haftada bir gün de olsa sarılıp, koklamadan yaşayamam. Minik kızım bana tarifi imkansız büyük bir yaşam enerjisi veriyor. Bu yüzden de O'ndan fazla uzakta olmak bana göre değil. Bu yüzden de kısıtlı koşullarda da olsa Ayvalık ve Edremit Körfezinde kalarak sinema ve televizyon sektörüne hizmet etmek istiyorum" dedi.
İstanbul'daki yapım şirketlerinin Edremit Körfezi ve Ayvalık'ta çekebilecekleri film projelerinde yer alabilme fikirlerine yeşil ışık yakabileceğini belirterek, "Benim amacım daha çok sinema ve televizyon konusunda oyuncu yetiştirebilmektir. Ayvalık'ta hayata geçirmek istediğim eğitim projesi 18 aylık bir periyodu kapsayacak. Kursiyerlerime 3'er aylık bölümlerle söz konusu 18 aylık süreci tamamlayabilecekler. Bu eğitimlere her yaştan oyuncu adayı katılabilecek" diye konuştu.

"SANATÇI OLMAK İÇİN YAKIŞIKLI VE GÜZEL OLMAK YETMEZ"

Ayvalık ve Edremit Körfezi halkına faydalı olmak istediğini vurgulayan Erdo Vatan, "Her şeyde olduğu gibi sanatçı olmak için de eğitim şart sadece yakışıklı veya güzel olmak yetmiyor. Eğitim çok önemli. Katılımcılardan sinema oyuncusu, yönetmen veya senaristler çıkabilir. Bu gün senaryo yazarak iyi para kazanan insanlar var. Bunu herkes yapabilir. Ayvalık'ta, oyunculuk eğitimlerimiz 10'ar kişilik guruplar halinde Pazar ve Çarşamba günleri 18.00 ile 20.00 saatleri arasında gerçekleşecektir. Verilecek kurs programı ise; Eğitim; Oyunculuk, Özgüven ve Diksiyon bölümlerinden oluşacak. Tüm bunların yanı sıra Işık ve Oyuncu, Kamera ve Oyuncu, Oyunculuk ve Karakter Oluşturma Teknikleri, Toplum ve Oyuncu arasında etkileşimler model oluşturma, Sinema oyuncusunun kendisine ve vücuduna nasıl bakması gerektiği, ne yemeli ne içmeli; Sinema ve Etik gibi sürekli genişleyebilecek konularda eğitimler vereceğiz" dedi.

SENARYO VE YÖNETMENLİK KURSLARI DA VERİLECEK

Ayvalık'ta vereceği oyunculuk kurslarının yanı sıra Senaryo ve Yönetmenlikle ilgili ayrı bir bölümün de oluşturulacağını belirten Erdo Vatan, "Bu bölümde ise eğitimleri sürpriz bir isim verecek. Ve bu ismi de bu eğitimleri vereceğimiz Tarlakuşu Gurmeko Organik Stüdyo'nun yetkilileri önümüzdeki günlerde açıklayacaklar" ifadelerini kullandı.

sabah.com.tr
                                                                                                                                            Alıntıdır...

Öğrenci Kısa Filmleri Neden Berbattır ?


İnternette epeydir dolaşan bir yazı. Kimin yazdığını belli değil sanırım. Biraz kısaltılmış bir çevirisini yapmaya çalıştım. Bayağı eğlenceli, film yapma niyeti olanlara da yararlı olacaktır tahminimce. Yani, hem güldürüyor, hem düşündürüyor.

Kaydırma + Zum
Yani, zum yaparken kamerayı geri kaydırmak… Ya da tersi… Ortadaki nesne aynı boyutta kalırken arka plan değişir. En yaratıcılıktan uzak ve kabak tadı vermiş numaralardan biri. Filminizin “ben bir öğrenci filmiyim” diye bağırmasından başka bir işe yaramaz. Hitchcock, Vertigo’da kullandı, Spielberg Jaws’ta kullandı ama artık yeter.

Acı Çeken Sanatçı Filmi
Hikaye şöyledir: Bunalımlı bir sanatçı (yazar, sanatçı, heykeltraş veya müzisyen; ama %90’ında yazar), bir tür iç çatışma halindedir (bir akrabası ölmüştür, kitap yetişirmeye çalışıyordur falan). Bu rencide ruh, bir ilham kaynağı ile karşılaşır (güzel bir kadın, yaşlı bir bilge, büyülü bir zamazingo falan), bu da kahramana bir tür aydınlanma yaşatır ve yaratıcı bunalımını aşar (kitabını veya resmini bitirir, ilham perisinin heykelini yapar falan). Acı Çeken Sanatçı filmi, genellikle “kendiyle boğuşan adam” hikayesidir, ki izleyeni ilk iki dakikada uyutacağı garantidir. Bu filmlerin bir ayırt edici özelliği de, kahramanın en az bir dakika boyunca (genelde sigara içerekten) boşluğa baktığı sahnedir.

Aşırı Yavaş Diyalog
Bir öğretmenim bir keresinde bana, “bir saniyelik gerçek zaman, üç saniyelik film zamanına denktir” demişti. Akılda tutmak lazım. Öğrenci filmlerinde dikkatinizi çekmiştir, iki cümle arasında hep gereğinden uzun bir boşluk vardır. Neden böyle yaparlar, bilinmez. Ortalama bir “gerçek” filme baktığınızda, genelde diyalogların çok hızlı olduğunu görürüz. Çünkü insanlar, konuştuklarından daha hızlı anlayabilirler. Ayrıca bu yavaş diyalog, senaryodaki kötü bir repliğin etkisini arttırır. Bir sonraki replik gelene kadar geçen sürede, kötü replik, bir osuruk gibi havada asılı kalır.

Rüya Sahneleri ve Geri Dönüşler
Eğer öğrenci filminin Kung Fu’nun bir bölümü gibi görünmesini istemiyorsan, rüya sahneleri ve geri dönüşlerden uzak dur, Çekirge. Bir rüya sahnesi genelde, “karakter hakkında bilgi vermek için aklıma daha iyi bir şey gelmedi” demektir. Komik rüya sahneleri hariç. Onlar serbest.

Kötü Ses
Görüntüsü çok güzel bir film yapabilirsiniz, ama ses kötüyse, film de kötü olur. Kötü ses kadar öğrenci filmini mahveden bir şey yoktur. Tamam, bütçeler kısıtlıdır, ama çoğu öğrenci yönetmen, görüntüye verdiği önemi sese vermez.

“Bakın, ben yönetmen oldum” çekimleri
Örnekleri arasında, akvaryumun arkasından çekim, nedensizce tepeden çekim, kamerayı yamuk tutarak çekim falan vardır. En meşhuru da “buzdolabının bakış açısı” çekimidir, yani kamerayı buzdolabının içine, çöp kovasına, tuvaletin içine falan koyarak yapılan çekim. Tamam, hevesinizi almak istiyorsunuz, ama çok dandik görüneceğini unutmayın.

Yanlış Oyuncu Seçimi
· Filmdeki arzu nesnesi olarak kız arkadaşınızı oynatırsanız, seyirci bunu fark eder.
· Tabii bir gudubeti süper model gibi göstermeye de çalışmayın.
· Dengesiz çiftler… Seyirci, siz öyle istemediğiniz halde, “bu kızın bu adamla ne işi var” diye düşünmesin.
· Yaşlı karakterleri arkadaşlarınıza oynatmayın. Saçları beyazlatmak için bebe pudrası kullanıp takma sakal takarak altından kalkamazsınız.
· Yeri gelmişken söyleyelim. Birilerini sırf seksi oldukları için oynatmayın. Bu genellikle genç erkek yönetmenlerin yaptığı bir şeydir. İster itiraf etsinler, ister etmesinler; sırf beğendikleri bir kızla bir süre takılmak için, güzel kızlara rol yazarlar. Genellikle senaryo bu kızın açık saçık giyinmesini ya da çıplak olmasını gerektirir. Böylece abazan yönetmenimizin fantezileri şenlenir. Film yapıyorsunuz, bikini yarışması değil… Eğer derdiniz başkaysa, hiç ayak altında dolaşmayın.

Kaş-Göz Oynatmak
Aşırı mimikler, deneysel tiyatroda ya da pandomimde işe yarayabilir, ama filmde olmaz. Yalnızca, eğer karakterler ilk dört dakika içinde seks yapıyorlarsa, kabul edilebilir.

“Hiçbir Şey Olmaz” Filmi
Çok sık rastlanan bir kötü öğrenci filmi tipi. Genelde, bir baş karakterin, çevresindekilerle hiçbir yere varmayan konuşmalar yapması şeklinde cereyan eder. 45 dakika hiçbir şey olmaz. Sonda bir anda nereden geldiği belli olmayan şekilde heyecan yükselir ve her şey bir sonuca bağlanmaya çalışılır. Ama o ana kadar herhangi bir çatışma ya da merak uyandıracak bir şey olmadığı için, seyirci uyumuştur ve finali kaçırır. Bu filmlerin en yaygın temaları “çocukluğuma ait hiç kimsenin umurunda olmayan tatlı anılar”, “yaşamdan, yaşamın kendisinden daha sıkıcı bir kesit”, “tanıdığım komik insanlar” gibi şeylerdir. Yaklaşık yarısında alkolik ve yalnız bir anne veya baba vardır.

Kameranın İçine Yürüyen Karakter
Bir karakter kameraya doğru yürür ve objektifin içine girer, görüntü kararır. Arkasından da kameradan uzaklaştığını görürüz. Aman ne büyük buluş!

Video Efektlerinin Aşırı Kullanımı
Eğer hikayenizi anlatmak için gerçekten bir işlevi yoksa, efektlerden uzak durun. Sırf biri sizi Avid’in önüne oturttu ve elinizin altında bir sürü efekt var diye kendinizi onları kullanmak zorunda hissetmeyin. Amacınız, güzel bir film yapmak. Tabii cinelook ya da renk düzeltme tarzı efektleri bunun dışında tutmak lazım. Ayrıca bindirmelerden mümkün olduğunca uzak durun, bir anlamı olmadıkça kullanmayın. Kesmeyle aynı şey değildir.

Dramatik Sigara
Kahramanımızın bir derdi vardır. Ne yapar? Bir sigara yakar. Tamam, insanlar sıkkın olduklarında bir sigara yakabilirler, ama bunu anlatmak için daha özgün bir şeyler de bulabilirsiniz, değil mi?

Aynadan Çekim
Yanlış anlamayın, aynadan çekim yerinde kullanıldığında iyi bir etki yaratır. Ama öğrenci yönetmenler, bunun gibi pek çok tekniğin suyunu çıkardıkları için, aynadan çekim, doğrudan “kötü öğrenci filmi” sinyali verir. “Süper! Kadın el aynasını masanın üstünde koymuştur, böylece arkada duran kocasını da görürüz, hem de aynı karede! Aman Allahım, ne kadar dahiyim!”

Anlatıcı Ses
Hikayenizi anlatmak için aksiyon kullanmamanın kötü bir bahanesi… Öğrenciler anlatıcı sese bayılırlar, çünkü karakteri ve filmin dünyasını anlatmak için ilginç bir sahne düşünemeyecek kadar tembeldirler. Anlatıcı ses, ucuz durur ve sıkıcıdır. Eğer hikayenizi anlatmak için aksiyon kullanmak istemiyorsanız, film okulunda ne işiniz var? Gidin kitap yazın. Film yapıyorsanız da, anlatıcı sesi çok dikkatli kullanın.

Bitmek Bilmeyen Bitiş Jeneriği
Anladık, filminizi çok seviyorsunuz ve teşekkür etmek istediğiniz çok insan var. Ama bu film, bir gösterimde on tane film izleyecek insanlara gösterilecek. Filmin kendisinden uzun süren bitiş jenerikleri görmüşlüğümüz vardır. O yüzden şunları aklınızda tutun:
1) Yazılar hızlı aksın. Bayağı hızlı aksın.
2) Karakterler küçük olsun.
3) Ekibin her üyesinin adı ekranda tek başına görünmek zorunda değildir.
4) Aile ağacınızın tamamına ismiyle teşekkür etmeniz gerekmez.

Aşırı ve Gereksiz Küfür
Niye? Çünkü gangsterler sert adamlardır. Çünkü Rezervuar Köpekleri’ne bayıldınız. Çünkü herkese ne kadar sistem karşıtı falan olduğunuzu göstermek istiyorsunuz. Hadi oradan!
Sahne Bir: Kahramanımız uyanır.
Bir filmi, çalar saatin çalmasıyla başlatmak kadar baştan aşağı kötü bir fikir yoktur. Biri saati susturur. Uyanır. Esner. Arkasından “Aman tanrım, geç kaldım!” şeklinde bir replik gelir. Tamam, anladık. Ama neden bu kadar çok görüyoruz bunu.

Kabak Tadı Veren Konular
Birisi eşcinseldir (ya da cinselliğini sorgulamaktadır). Birisi ölmektedir. Birisi uyuşturucu kullanmaktadır (hiç kimse filminizde esrar ya da eroin gösterecek kadar cesur olmanızı umursamaz, tabii biri eroini gözüne enjekte ediyorsa, o başka). Birinin annesi ölmektedir. Birisi, bir başkasını takip etmektedir. Genç gangsterler. Yaşlı gangsterler. Duygusal çocuk kendisini sevmeyen bir kızı sever. Birisi AIDS olmuştur. Ucube kahramanlar (birisinin sırtından çıkan üçüncü bir kolu vardır, ama sonunda onu seven üç kollu bir kız bulur). Birisi banyo küvetinde ölür (temizlemesi ne kadar kolay, değil mi?). Eski korku ya da karate filmleriyle dalga geçmek. Birisi şehirde dolaşıp çevresine bakınır. Sokak fahişesi, onu kurtarmak isteyen bir adam bulur. Çocuklar göründükleri kadar masum değildirler (evet, biliyoruz). Kötü evlilik. Tecavüz. Tek yumurta ikizleri. Ve nihayet en popülerleri: İntihar.

Son Söz:
Sanatta kural yoktur. Ama aslında vardır. Size paradoks gibi görünebilir. Kalbinizden ne geçiyorsa onu yapmakta serbestsiniz tabii. Ama aklınızda bulundurun, işin tekniğini bilmeden sanat yapmaya çalışmak genellikle sizi anlaşılmazlığa ve kendini beğenmişliğe götürür. Ama birçok insan da David Lynch’i sever.

gnoxis.com
                                                                                                                                              Alıntıdır...

Haneden Muhteşem Yüzyıl'ı izlemiyor


Haneden Muhteşem Yüz Yıl'ı izlemiyorSultan II. Abdülhamid Han'ın dördüncü kuşak torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, 'Muhteşem Yüzyıl' dizisini eleştirerek, "O dizide çok yanlış var. Onun yerine Kurtlar Vadisi'ni izleyin" dedi.

 Osmanlı Devleti'nin Kurucusu Osman Bey adına Dursun Fakih tarafından Karacaşehir'de ilk hutbenin okunuşunun yıl dönümü etkinliğine katılmak için Eskişehir'e gelen Sultan II. Abdülhamid Han'ın dördüncü kuşak torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, Muhteşem Yüzyıl dizisini eleştirerek, "Aile olarak karar aldık. Kendi tarihimizi kendimiz çekip yapılan bu yanlışlıklara bir son vereceğiz" dedi.

Osmanlı padişahlarından Sultan II. Abdülhamid Han'ın torunu Abdülhamid Kayıhan Osmanoğlu, "Muhteşem Yüzyıl dizisini seyretmiyoruz çünkü çok fazla yanlış var. Biz bunu tarihi bir olay olarak düşünmüyoruz. Ancak diziye ve anlatılanlara pek hoş gözle bakamadık. Bu dizide anlatılan bizim ecdadımız. Yani benim dedelerim, ailem. Dizinin genelinde harem anlatılmış. En çok bundan rahatsız olduk. Aile olarak karar aldık, kendi tarihimizi kendimiz çekip yapılan bu yanlışlıklara bir son vereceğiz. Film bir şehzadenin Fransa'daki hayatını anlatacak. Ecdat torunları olarak bunu Türkiye'ye anlatacağız ve gerçek Osmanlı tarihi ortaya çıkacak" ifadelerini kullandı.

Kurtlar Vadisi dizisini ailece seyrettiklerini kaydeden Osmanoğlu, "Kurtlar Vadisi dizisi günümüzde yaşanan olayları ve tarihimizi çok güzel anlatıyor. Güzel örnekler veriyorlar. Kurtlar Vadisi dizisinden örnek alsınlar" şeklinde konuştu.
Bu arada yıl dönümü etkinliğine; Vali Kadir Koçdemir, Büyük Birlik Partisi İl Başkanı Ahmet Namık Akdoğan, Eskişehir Ertuğrulgazi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İlhami Dayar ve davetliler katıldı.

İHLAS SON DAKİKA
ihlassondakika.com
                                                                                                                                                Alıntıdır....

Şırnak sinemaya kavuşuyor!


Şırak'taki mecburi himzeti biten ancak gönüllü olarak orada kalmaya devam eden Dr. Burcu Polat'ın çabaları sonuç verdi!
Şırnak Devlet Hastanesinde görevli Nöroloji Uzmanı Dr. Burcu Polat'ın başlattığı imza kampanyası sayesinde, kentte sinema salonu kurulması için çalışma başlatıldı.

Üç yıl önce mecburi hizmet görevi için Şırnak Devlet Hastanesine atanan ancak 1 yıl önce mecburi hizmet süresi sona ermesine rağmen gönüllü olarak Şırnak'ta görev yapmayı sürdüren Ankaralı Dr. Burcu Polat, kentte sinema salonu kurulması için sağlık çalışanı arkadaşlarıyla imza kampanyası başlattı.

Polat'ın bu girişimine, lise ve üniversite öğrencileri de destek verdi. Kısa sürede bini aşkın imza toplamayı başaran Polat, Şırnak Valisi Vahdettin Özkan'a ulaşarak, sinema salonu isteklerini anlattı.

''Sosyal faaliyetler önemli"


Dr. Polat, sinemanın sosyokültürel açısından çok önemli bir araç olduğunu, bu nedenle sinema salonu bulunmayan Şırnak'ta bir süre önce sinema salonu oluşturulması için imza kampanyası başlattığını anlattı.

Yol, su, elektrik hizmetleri kadar sosyal faaliyetlerin de çok önemli olduğunu kaydeden Polat, şunları söyledi:

''Şırnak'ta sinema salonu olması için kampanyayı başlattım. Hastanede ve çevrede bulunan insanları bu konuda bilgilendirdim. İmza kampanyasına özellikle gençler yoğun ilgi gösterdi. Bini aşkın imza topladık. Sonra topladığım bu imzaları Vali Vahdettin Özkan'a götürdüm. O da çok olumlu baktı. Vali Özkan'ın girişimleri sonucunda Mars Sinemaları Genel Müdürü Semih Hoşgör, Şırnak'a geldi. Kültür merkezindeki mevcut olan tiyatro salonunun yanı zamanda sinema salonu da olarak kullanılması için çalışma başlatıldı. Dilerim en kısa sürede salon hizmete girer.''

2 ay sonra hizmete girecek

Kültür ve Turizm İl Müdürü Teymur Erol da özellikle gençlerin sinema salonu açılmasını sabırsızlıkla beklediklerini belirtti.

Vali Özkan'ın konuya hassasiyet gösterdiğini kaydeden Erol, ''Bu konuda çalışmanın yapılması için Vali Özkan bize talimat verdi. Birkaç yıl önce sinema açılmış, daha sonra kapanmış. Şu anda kentte mevcut sinema yok'' dedi.

Mars Sinemalar Genel Müdürü Semih Hoşgör de Şırnak Valiliğinden gelen talep doğrultusunda kültür merkezine ait bir salonu salonda restorasyon çalışması yaptıklarını söyledi.

Salonda projeksiyon ve ses sistemi oluşturduklarını bildiren Hoşgör, şöyle konuştu:

''184 kişi kapasiteli sinema 2 ay sonra hizmete girecek. Film şirketleriyle önümüzdeki 3 ayın programını yaptıktan sonra salonun açılış tarihinin belli olacak. Şırnak'ta sürekli bir film gösterimi olacak. Bir kişiyi de sinemacı olarak yetiştirdik. Biz filmleri sağlayacağız, kültür merkezi sinemanın işletmesini yapacak. Bilet fiyatları da oradaki gelir seviyesine göre belirlenecek.''

                                                                                                                                       Alıntıdır...

Film ve diziler için ‘Akıllı Cihaz Kulübü’ kurdular


Samsung Türkiye, Saran Holding işbirliğiyle Warner Bros, Walt Disney ve RHI Entertainment içeriklerini akıllı cihaz kullanıcılarına ücretsiz sunacak.

Samsung Electronics Türkiye Başkanı SungYong Hong, işbirliği çerçevesinde sadece Samsung akıllı cihaz kullanıcılarına her ay güncellenecek şekilde yıl boyunca 200 film, 150 bölüm dizi ve 150 bölüm çizgi filmin ücretsiz sunulacağını söyledi. İçeriğin, akıllı teknoloji deneyimlerini zenginleştirdiğinin bilincinde olduklarını dile getiren Hong, “Zengin içerik sunan marka olmayı hedefliyoruz. Bir yandan akıllı cihaz geliştirirken, zengin, güncel, eğlenceli ve yüksek kalitede içerik sunmaya öncelik veriyoruz” dedi. SungYong Hong, akıllı cihaz kullanıcılarına ‘Samsung Smart Club’ adını verdikleri, e-kitap, müzik ve binlerce akıllı uygulama barındıran bir içerik platformu sunduklarını açıkladı. Warner Bros, Walt Disney ve RHI Entertainment içeriklerinin tedarikçisi Saran Holding’in Yönetim Kurulu Başkanı Sadettin Saran ise, “Samsung’u dünya eğlence devleriyle buluşturduk. Bünyemizdeki Türk mühendisleri tarafından geliştirilen multi screen video (çok ekranlı video) platformunun da Samsung tarafından kullanılması bizi mutlu ediyor” dedi.

hurriyet.com.tr
                                                                                                                                              Alıntıdır...

Genç yönetmenler ‘zaman’ı yorumladı


Yaşları 13 ile 19 arasında çeşitli ülkelerden yönetmenlerin çektiği kısa filmler, hızla değişen dünyayı anlamak için engin deneyimler vaat ediyor.

DÜNYANIN farklı ülkelerinde yaşları 13-19 arasında değişen yönetmenler tarafından çekilen birbirinden ilginç kısa filmler İstanbul’a geliyor. Türkiye Yardım Sevenler Derneği Kağıthane Şubesi tarafından düzenlenen Teen International Shorts Festival (TISFEST) 7 - 10 Şubat’ta, birbirinden özel filmleri Pera Müzesi’nde seyirciyle buluşturacak. Etkinlikle birlikte düzenlenecek masterclasslar, Robert Kolej’de ve yine Pera Müzesi’nde katılımcılarını bekliyor olacak.  Festival programında, Cafer Panahi, Hüseyin Karabey ve İdris Ouédraogo’nun da içinde yer aldığı BM ve Avrupa Konseyi’nin destekleriyle çekilen O Zaman ve Şimdi, 2010’da Sınırların ve Farklılıkların Ötesinde, SİYAD Ödülü dahil birçok festivalden ödülle dönen ve İstanbul’un dinamiklerini sorgulayan Altın Palmiyeli yönetmen Apichatpong Weerasethakul’un yanı sıra Pablo Trapero, Jasmila Zbanic’in de yer aldığı ‘İnsan Hakları Üzerine Hikayeler’ gibi birbirinden çarpıcı filmler yer alıyor.

stargazete.com
                                                                                                                                             Alıntıdır...

İslam düşmanı filmle polis eğitimi


New York'ta görevli polislere, eğitimleri sırasında Müslümanları terörist olarak gösteren bir filmin izletildiği ortaya çıktı

New York Times Gazetesi’nin haberine göre, “3. Cihad” isimli belgeselde terörist olarak gösterilen “Müslümanlar”, Hıristiyanları başlarından vuruyor. Teröristler bomba yüklü araçlarla intihar saldırıları düzenliyor, Beyaz Saray’a “İslam bayrağı” çekiyor. Filmde NY Polisi Müdürü Raymond Kelly ile bir röportaja da yer veriliyor.

Müslümanların 1400 yıldır Batı’ya karşı savaş halinde olduğu öne sürülen belgesel filmin, 1500 polise izletildiği iddia edildi. Filmde Müslüman çocuklar dahi ellerinde silahlarla gösterilip, İslam’ın silahı kutsadığı teması işleniyor.

"MİDE BULANDIRICI"
Skandalın ortaya çıkmasından sonra Amerikalı Müslümanlar, New York Polis Teşkilatı’nı eleştirdi. NYT Gazetesi’ne konuşan Kelly, gösterimine izin verdiği film için “Mide bulandırıcı” dedi ve 5 yıl önce verdiği mülakat için de ‘pişman’ olduğunu söyledi.

"ÖZÜR DİLEDİ AMA İSTİFASI İSTENİYOR"
Polis müdürü, tepkileri yatıştırmak için özür de diledi. New Yorklu Müslümanlar, skandalın sorumlusu olmakla suçladıkları Kelly’nin istifa etmesini istedi. New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg de Kelly’nin Müslümanlarla daha yakın bir ilişki içine girip onlara güven verici bir yol izlemesi gerektiğini ifade etti.

haberturk.com
                                                                                                                                             Alıntıdır...

Yabancı ülkelerin sinema siteleri


Dünya sineması ikiye ayrılır Amerikan sineması ve diğerleri. Ya da Amerikan sineması ve yerel sinemalar... Türkiye'yi düşündüğümüzde de durum böyledir. Vizyonda ki film ya Amerikan filmidir yada Türk filmidir. Uzak doğu yada Avrupa filmleri çok iddialı değillerse bizim salonlarımıza uğramaz. Herneyse Avrupa'da durum nedir diye onların sinema sitelerine göz attım. Durum pek farklı değil. Siz de incelemek isterseniz Başka ülkelerin sinema sitelerini paylaşıyorum sizinle... Rastgele...



Yabancı ülkelerin sinema siteleri

Almanya
http://www.programmkino.de/
http://www.kino.de
http://www.filmstarts.de/

İngiltere
http://www.empireonline.com/
http://www.cineworld.co.uk/

Fransa
http://www.allocine.fr
http://www.france-cinema.com/

Hollanda
http://www.pathe.nl/
http://www.leeuwarderbioscopen.nl/
http://www.cinema.nl
http://www.bioswolff.nl

Avusturya
http://www.uci-kinowelt.at
http://www.kinothek.at/

Portekiz
http://cinecartaz.publico.pt/
http://www.adorocinema.com/

İtalya http://film.35mm.it/

Isveç http://www.sf.se/

Norveç http://www.filmweb.no

Danimarka http://www.kino.dk/

Ispanya http://www.labutaca.net/

Brezilya http://www.kinoplex.com.br/

Bulgaristan http://kino.dir.bg/

Avrupa http://www.kinepolis.com/

Belçika http://www.cinenews.be/

İsviçre http://www.cinewil.ch/

Rusya http://www.kino.ru/

Ukrayna http://kino.ukr.net/


Mısır http://www.elcinema.com/

Çek Cumhuriyeti http://dokina.tiscali.cz/

Finlandiya http://www.cinemamondo.fi

iyisinek.blogspot.com
                                                                                                                                           Alıntıdır...

Sinema Dış Göç


Gerçeklik kendine daima sinemada yer bulmuştur. Görsel bir tarih kütüphanesi gibi işlemi vardır sinemanın. Öyle ki hiçbir ülke sineması kendini devlet politikalarından ve toplumsal sorunlardan soyutlayamaz. 1960 yıllarındaki göç olgusu da bunlardan biridir ve Türk sinemasının bu konu ile ilgilenmemesi asla düşünülemezdi.

Bu zaman içerisinde değişik ülkelere milyonlarca vatandaşımızı gönderdik. Bu ülkeler arasında Almanya’nın yeri ülkede yaşayan Türk göçmen nüfus dolayısı ile apayrı bir konuma sahiptir. Her şey İkinci dünya savaşının yaralarını sarmak isteyen Almanya’nın ülke sanayisini oluşturmak, işçi açığını kapabilmek amacıyla Türkiye ile 30 Ekim 1961’de bir anlaşma imzalaması ile başlamıştı. Bu anlaşma ile Almanya’ya her yıl binlerce işçi gönderilecektir. Bir yıl içerisinde 100.000 kişi göç için başvurmuş, 10 yıl içinde ise 500.000 Türk vatandaşı Almanya topraklarına ayak basmıştı bile…

Özellikle Almanya ve diğer batı ülkelerine yapılan bu göç olayı, 1973 yılındaki petrol krizi ile durmuş, Avrupa ülkelerinin artık işçi almayacağını açıklaması ile sona ermiştir. Büyük umutlarla yabancı ülkeye giden insanlarımızdan birinci kuşak Türkler, kimlik bunalımı içinde büyük acılar yaşadılar. Dilini ve yaşam biçimini bilmediği bu ülkede tutunmakta zorlandılar. Kimileri inatla devam ederken, birçoğu bu mücadeleden pes edip geri döndüler. Yaşanılan binlerce zorluk, entegrasyon süreci, oluşan renkli yeni kimlikler, asimile edilen yeni kuşaklar derken sinema açısından onlarca ele alınması gereken yeni konu ve yeni bakir alanlar oluşmuştu.
Dış ülkelere yapılan göç ve bunun sonucunda yaşanan dramlara sinemamız seyirci kalmadı. Özellikle yurtdışında yaşayan (Tunç Okan, Korhan Yurtsever, Tevfik Başer, Fatih Akın) Türk yönetmenleri tarafından bu konu sürekli irdelendi. Yurtdışında yaşayan insanlarımızın dramı, kimlik bunalımları, uyumsuzlukları, törelerden kaynaklanan sorunlar gibi temalar filmlerin konularını oluşturmuştur.

Bu sosyal olgu sinemada yerini buldu. Türk insanının yabancı ülkelerde üstlendiği görev ve karşılaştığı zorlukların yansıtılması sinema emektarları açısından zorunluluk haline geldi. Çok geçmeden bu sorumluluk bağlamındaki yapıtlar Türk sinema tarihindeki yerini aldılar.

Bu yapıtlardan bazıları şunlardır:


Baba (1971) Yılmaz Güney: Yaşlı annesi, eşi, iki çocuğu ve bir de motorlu kayığı olan Cemal’in tek isteği Almanya’ya gitmektir. Yoksulluğun pençesinden bıkmıştır çünkü. Eğer giderse oğluna mandolin, kızına da pilli bebek getirecektir. İş ve İşçi Bulma Kurumu’nun muayene salonunda acı bir sürprizle karşılaşır. Alman doktorlar “Siz gidemeyeceksiniz, çünkü dişleriniz eksik” deyince Cemal’in tüm hayalleri yıkılır. Kaderine lanet okurken, patronu tarafından pavyonda adam öldüren oğlunun suçunu üstlenmesi için teklif alır. Patronunun söylediği sözler düşündürücüdür. “Sana ömür boyu bakarım, ha Almanya’ya gitmişsin, ha hapishaneye.” Ailesine Almanya’ya gideceğine dair yalan söylemek zorunda kalan Cemal’in, demir parmaklıklar ardında yeni bir yaşamı vardır artık…


Otobüs (1975) Tunç Okan: Gösterime girdiği yıllarda yerli, yabancı basın tarafından oldukça söz edilen “Otobüs” filmi özellikle Türklere hakaret ediyor gerekçesi ile ağır eleştirilere uğramıştı. Film Türkiye’nin kırsal bir yöresinden iş bulma vaadi ile kaçak olarak İsveç’e getirilen 9 işçiyi konu edinmiştir. Hurda bir otobüs ile zorlu bir yolculuktan sonra Stockholm’e getirilen işçiler paraları ve pasaportları alınarak şoför tarafından terk edilirler. Saatlerce perdeleri sımsıkı kapatılmış otobüsün içinde bekleyen bu 9 kişi, teker teker dışarı çıkmaya başlarlar ve acı sonla karşı karşıya kalırlar.

Almanya Acı Vatan (1979) Şerif Gören: Almanya’da yaşayan Türk işçilerinin sorunlarına dikkat çeken filmde, iznini geçirmek için köyüne gelen Güldane, Mahmut ile tanışır. Almanya hayalleri ile yaşayan Mahmut, Güldane ile evlenir ve Almanya’ya giderler. Bir süre sonra Güldane, çok içen ve hovardalık yapan kocasını terk eder ama polis Mahmut’u yakalayıp karısına teslim eder.

Karakafa (1980) Korhan Yurtsever: “Karakafa” üç çocuklu bir ailenin Almanya öyküsüdür. Kadının işçi kuruluşları sayesinde bilinçlenmesine karşın, kocasının yerinde sayması, üstelik karısına karşı çıkması ve bunun sonunda ailenin dağılması. Sonuçta kocanın yaptığı hatayı anlayıp geri dönmesi anlatılır.
Kırk Metre Kare Almanya (1986) Tevfik Başer: Köyünden hiç dışarı çıkmamış bir Türk köylü kızının tanımadığı bir adamla evlendirilerek Almanya’ya getirilmesi ve buranın kötü etkilerinden korunmak amacı ile kocası tarafından iki odalı eve hapsedilmesi konu edilir.


Polizei(1988) Şerif Gören: Ali Ekber, Berlin’de geceleri amatör bir Türk tiyatrosunda temizlik yapan, gündüzleri sokakları temizleyen gariban bir çöpçüdür. Bir gece, gizlice kostümler arasında bulduğu bir polis üniformasını alıp evine götürür. Ertesi gün üniformayı giyip havalı bir tavırla dışarı çıkar. Dükkânları teftiş eder, arkadaşlarını korkutur. Daha önce kendisine yüz vermeyen Alman kızı tavlar. Ancak sonunda gerçek kimliğine döner.


Berlin İn Berlin (1992) Sinan Çetin: Alman mühendis Thomas, çok beğendiği kadın Dilber’in fotoğraflarını çektiği için kadının kocası Mehmet ile tartışır ve adam kaza ile ölür. Thomas özür dilemek için evlerine gider. Ancak Mehmet’in kardeşi Mürtüz intikam almak istemektedir, ama töre gereği Thomas misafir sayıldığı için kimse ona dokunamayacaktır.

Bunların dışında ilk akla gelen dış göç konulu filmler; Gurbetçiler (1972) Türkan Şoray, Gül Hasan (1979) Tuncel Kurtiz, Kardeş Kanı (1984), Muammer Özer, Cumartesi-Cumartesi (1984), Tunç Okan, Ölmez Ağacı (1984), Yusuf Kurçenli, Yanlış Cennete Elveda (1988), Tevfik Başer, Sanı Mercedes (1993), Tunç Okan, Umuda Yolculuk (1990), Xavier Koller, Feride Çiçekoğlu, Duvara Karşı, Fatih Akın olarak sıralanabilir.

Dilek Tihan
sinemasalyolculuk.com
                                                                                                                                           Alıntıdır...

Yabancı filmlere ülkemizde verilen saçma isimler


Film yapım şirketleri ve eleştirmenler ne diyor?


Ayhan Çolak (Pinema Film Dağıtım Sorumlusu): Çeviri yaparken en çok dikkat ettiğimiz nokta, filmin isminin film ile örtüşüp örtüşmemesi. Şu an vizyonda olan 'İntikam Peşinde' filminin ismine de bu şekilde karar verdik. Dağıtım bölümü öncelikle filmi izledi. Çevirisi 'Karanlığın Kıyısında' şeklinde de yapılabilirdi, bunu da düşündük fakat bu ismin filmin konusu ile örtüşmediğine karar verdik. Yani bize göre 'Edge Of Darkness' filmine 'İntikam Peşinde' ismi daha güzel uydu. Bu nedenle bu isimle gösterime girmesi kararlaştırıldı.

Tuğçe Taçkın (Tiglon Film Pazarlama Sorumlusu): Kelimeleri olduğu gibi çeviremiyoruz çünkü her kelime her dilde aynı anlama gelmiyor. Biz aşk filmiyse mutlaka içinde aşk kelimesinin geçmesine ya da korku filmiyse içinde ölüm kelimesinin olmasına dikkat ediyoruz. 'An Education' filminde de buna özen gösterdik ve 'Aşk Dersi' ismini uygun gördük. Eğitim şeklinde çevirseydik belki tam karşılığı olurdu ama seyircinin dikkatini çekmezdi. O yüzden seyircinin dikkatini çekebilecek isimler tercih ediyoruz. Bazen de tam çeviri yaptığınızda Türk izleyicisi anlayamayabiliyor. Örneğin Wall Street diye bir filmimiz var. Bu isimle Amerika'da herkes filmin neyi anlattığını anlar fakat burada aynı durum söz konusu değil. Bu nedenle 'Borsa' diye çevirdik. Filmin yapımcısı da isim konusunda özgür bırakıyor. Yurt dışında farklı ülkelerde nasıl gösterimegirdiğini söylüyor, öneri sunuyor. Fakat son kararı biz veriyoruz.

Hakan Sonok (UİP Film Basın ve Halkla İlişkiler Sorumlusu): 'The Lovely Bones' filmini 'Cennetimden Bakarken' şeklinde çevirdik çünkü filmin romanı Cennetimden Bakarken şeklinde Türkçeleştirilmişti. Filmin romanı varsa, o romanın ismini filme uygun bulduğumuzda onu kullanmayı tercih ediyoruz. 23 Nisan'da gösterime girecek olan 'Ejderhanı Nasıl Eğitirsin' adlı filmimizin adını da filmin dayandığı romanın Türkiye'deki adı belirledi. Bir başka örnek, 'Kanatsız Kuşlar' romanı filme uyarlandığında, filmin Türkiye'de gösterileceği ismi de aynı olacaktır.

Ahmet Varol (Türkiye Çevirmenler Derneği Başkanı): Filmler isimlerine göre insanların dikkatini çeker. Dolayısıyla film şirketleri çarpıcı bir isim bulmayı tercih ediyor. Bazen karşılığı olmayan tercümelere film izlenerek karar veriliyor. Bazı film şirketleri de tecrübesiz çevirmenlere yaptırıyor. Onlar da yanlış çevirebiliyor. Ama tamamen farklıysa o kesinlikle çevirmenle ilgili değildir. Kısacası bu konu film sahibi ile şirket arasındaki bir anlaşmadır. Film şirketi nasıl daha fazla kâr sağlayabilirim diye düşünüyor ve film isimlerini rant aracı haline getiriyor. Ben orijinal isme en yakın çeviriyi tercih ederim.

Burçin S. Yalçın (Film Eleştirmeni): Bu, uzun zamandır kafa yorduğum bir konu. Film şirketlerinin daha ticari isimler düşünmesinden kaynaklanıyor. Gösterime giren An Education filmi normalde 'eğitim' anlamına gelir. Ticari anlamda da bir şey ifade etmez. Bunu fırsat bilen film şirketleri, bu filmin ismini hemen 'Aşk Dersi' şeklinde çeviriyor. Bazen de film şirketleri onurlu davranış sergiliyor. Örneğin 'Oceans 11', nasıl Türkçeleştirelim diye düşünüldü. İşin içinden çıkılamayınca orijinal ismiyle vizyona girdi. Maddi gerekçelerle anlamını değiştirebilirlerdi ama yapmadılar. Bu da saygı duyulası bir davranış. Bazen ticari isimler kullanılabilir ama düzgün bir çeviri yapılabiliyorsa ben gerçek karşılığının kullanılmasını tercih ederim. Ama Eternal Sunshine Of The Spotless Mind örneğindeki gibi işin içinden çıkılamıyorsa en azından filmin ismine yakın çeviriler yapılmalı.

Sevin Okyay (Film Eleştirmeni): Film adlarının farklı şekilde çevrilmesinin en baskın nedeni, bu farklı Türkçe adların filme daha fazla seyirci çekeceği düşüncesi elbette. Heyecanlı, romantik, korkutucu, hatta erotik adlar koymak dağıtımcıya cazip geliyor. Filmi yapan kişilerden daha akıllı olduklarını da düşünüyor olabilirler. Yani, seyirci çekme açısından. Bunun dışında, ahlâkî mülahazalar söz konusu olabiliyor ya da filmin adını çeviren kişilerin romantik ya da idealist eğilimleri devreye giriyor. Bazen, kültür farklılıkları göz önüne alınarak, daha iyi anlaşılabilecek ya da tepki uyandırmayacak bir isim seçiliyor. Bazen de düpedüz saçmalıyorlar. Ben, film adlarına müdahale edilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Ama istisnai durumlarda, çevirinin mümkün olmadığı hallerde mazur görülebilir. Bu durumlarda, filmin konusunu anlatacak bir ad tercih edilebilir. Ama bunun için de o adı koyan kişinin filmi görmesi, filmi yaratanların niyetini anlamış olması gerekir ki, endüstrinin şartları dahilinde, biraz zor. Demek ki en iyisi, filmin kelime anlamına en yakın çeviriyi tercih etmek.


BÖYLE Bİ SAÇMALIK OLABİLİRMİ işte bu ülkede böyle şeyler oldukça ülke sinema sektöründe bi halt edemez.Adamlar daha film Türkiyeye gelirken kendi yorumlarıyla ilgili filme isim veriyorlar.Bırakında biz izleyip karar verelim orjinal ismi olmuşmu olmamışmı.Yani sözüm Türk sinemasına 50 yılda geçse bu kafa değişmedikçe hoollywood un şuanki haline bile gelemeyiz.

level.com.tr
                                                                                                                                                 Alıntıdır...

Arap ülkelerinde İslami uyanış öncesi ve sonrası Sinema


Mısır’da oluşan yeni siyasi şartlar, bu ülkede yeni film şirketlerinin faaliyete geçmesine ve daha çok dinî, sosyal ve belgesel içerikli eserlerin yapımını desteklemelerine zemin oluşturdu. Tabi Arap ülkelerinde sinema sektöründe yaşanan bu değişimin arasında İran sinemasının adından çok söz ediliyor ve bu sinemadan İslam ülkelerinde pak ve ahlakî fesattan uzak model sinema şeklinde yad ediliyor.

Dünya 2011 yılını, Arap dünyasında ve Müslüman milletler arasında inkılaplar ve ayaklanmalar devam ettiği bir sırada geride bıraktı.

Arap dünyasında ilk inkılap Tunus’ta başladı ve zamanla Mısır, Libya, Bahreyn, Yemen ve Suudi Arabistan gibi ülkelere yayıldı ve insanlar sokaklara döküldü.

Siyaset uzmanları son bir yılda yaşanan bu olaylardan çeşitli şekillerde söz etti ve bu halkçı hareketleri mercek altına alarak gelecekte nasıl bir sonuca varacağı hakkında tahminler yürüttü.

Ortadoğu ve kuzey Afrika bölgelerinde yaşayan bu ayaklanmaların Müslüman milletlerin ayaklanışı olduğunu ve bu milletlerin tek amacının İslam yasalarının yürürlüğe girmekten ibaret olduğunu yansıtan İslami uyanış tabiri, hiç kuşkusuz bu kıyamlara yakışan en kesin ve en doğru tabirdir. Bu tezi savunan uzmanların en önemli gerekçesi de, diktatörlerin devrildiği bu ülkelerde yapılan hür ve serbest seçimlerde İslamcı kesimlerin zafer kazanmasıdır, ki bu da bu milletlerin ülkelerinde İslami değerlerin hakim olmasını istediğini yansıtıyor.

Bu gelişmeler yaşanırken sinema uzmanları da acaba bu hareketlerin inkılapçı Arap ülkelerinde sinema sektörünün karşısında yeni bir kapı açıp açmayacağı sorusuna cevap bulmaya çalıştı.

Acaba milletlerin İslami uyanışı sinema sektörünün içeriğinde her hangi bir değişiklik yapabilecek miydi? bir başka ifade ile söz konusu ülkelerde yaşanan inkılaplar sinema sektörünü nasıl etkileyecekti?

Arap sinemasının en önemli akımı geçmişte Mısır’da şekillendi. Mısır’da üretilen sinema eserleri, Arap dünyasında yoğun bir kitleye hitap ediyordu.

Mısır sinema tarihinde bu ülkenin ilk film yapımı deneyinin 1927 yılında ekranlarda seyirci ile buluşan sessiz Leyla adlı filmdi.

20. yüzyılın ilk yarısında Mısır’ın ilk film stüdyosu kuruldu ve bundan sonra sinema, Mısır’da kültürel bir sektör olarak gündeme geldi ve bu ülkede yaygınlaşan film sektörü, Arap kültürü ekseninde bir çok eserin yapımına zemin oluşturdu.

Gerçekte son yıllarda Mısır sinemasında yapılan eserlerin çoğunluğu, Arap ülkelerin iç meseleleri üzerinde odaklanmış ve genellikle melo-dram türündendi. Tabi Mısır sinemasında faaliyet yürüten Yusuf Şahin gibi bazı yönetmenler de siyasi içerikli eserler yapıyordu.

Tunus sineması da Arap ülkeleri arasında gündemde olan bir sektördür. Tunus’ta şimdiye kadar 600 eser yapıldığı belirtiliyor. Bu eserlerin içeriği genellikle Tunus toplumu ve halkı ile ilgiliydi ve bazıları dünya çapında da büyük ilgi gördü ve Arap dünyasının sınırları dışında yoğun bir kitle ile buluştu.

Bu eserlere Kemel Şerif’in Mülkikey Alameti adlı eseri örnek verebiliriz. Yine Tunus’un diğer seçkin eserleri arasında Nasır Katari’nin Elçiler adlı eseri yer alıyor. Bu eser ırkçılığı işleyen kuzey Afrika’dan Fransa’ya göç eden insanları anlatıyor.

Tunus sinema sektörü her yıl en çok dört veya beş uzun eser yapıyor, ancak bu ülkede belgesel yapımcılığı büyük ilgi görüyor ve bir çok yönetmen bu sahada çalışıyor. Güzel doğal manzaralar, eşsiz mekânları ve ülkenin has mimarisi ve sinema sektöründe bulunan güzel imkanlar, yapımcıları yeni eserler yapmaya teşvik eden etkenlerdir.

Bu arada çok sayıda belgeselin yanı sıra, Tunus’ta her yıl bir kaç yabancı film çekimi de gerçekleşiyor.

Verilere göre Tunus’ta 6 sinema eğitim merkezi faaliyet yürütüyor ve yine 2010 yılında Tunus’ta yüze yakın kısa belgeselin çekildiği ifade ediliyor. Tunuslu sinema yapımcılar komşu ve hatta çevredeki diğer Arap ülkelerine nazaran film yapımcılığında üstün yeteneğe sahip bulunuyor ve bu yeteneklerini yaptıkları eserlere en güzel biçimde yansıtıyor.

Peki ama, acaba şimdiye kadar sürekli Arap dünyası ve iç sorunları üzerinde odaklanan ve aynı zamanda yapımcı ve sanatçı sayısı pek fazla olmayan söz konusu sinema sektörü bugün ne durumda?

Geçen sene siyasi olaylar adeta birer deprem gibi ard arda yaşanırken ve söz konusu ülkelerde siyasi ve sosyal erkanı altüst ederken bu ülkelerin sinema sektörleri de geçen kısa sürede şiddetli bir değişim yaşadı. İnkılapların diktatörleri bir bir devirdiği bu ülkelerde sanatçılar hemen halkın yanında yer aldı ve yaptıkları eserler de seyirci kitlesinden büyük ilgi gördü.

Arap ülkelerinde sinema sektörü 2011 yılında en çok kısa belgeseller üretti. Tahrir: 2011, iyi, zalim, siyasi, geçen yıl teknik ve uygulama bakımından göze çarpan eksikliklerine karşın Mısır inkılabı üzerinde odaklanması itibarı ile büyük ilgi gören filmler arasındaydı.

Tabi 2011 yılında Mısır’da az sayıda da olsa bazı sinema eserleri yapıldı ve ekranlarda seyircileri ile buluştu ki bunlardan Esma gibi bazı eserler, pak ve temiz sinema anlayışına umut kaynağı oldu. Nitekim yaratıcı ve sorumlu yapımcı ve sanatçıları ile bu tarz bir sinema sektörünün Arap ülkelerinde aydın bir geleceği olacağı kaydedildi.

Bu konuda Mısırlı yönetmen Ahmet Atıf şöyle diyor: Gerçi Mısır sineması, ticaret üzerine kurulmuş bir sektördür, lakin şimdi Mısırlı sanatçılar bu inkılaptan sonra Mısır gerçeklerinden, arzulardan ve gelecekten söz etmeli ve inkılapta hakikati ararken derinlemesine düşünmeli.

İskenderiye film festivali başkanı Nadır Adli de sanatsal faaliyetlerin geçici olarak durgunluk yaşadığını belirterek şöyle diyor: İnkılapların dalgaları yatıştığında sinema sektörü de istikrara kavuşur ve yeni kahramanları ile tanışır.

Mısır’da oluşan yeni siyasi şartlar, bu ülkede yeni film şirketlerinin faaliyete geçmesine ve daha çok dinî, sosyal ve belgesel içerikli eserlerin yapımını desteklemelerine zemin oluşturdu.

Bu şirketlerden biri, Arap toplumlara film ve dizi yapacağını ve daha çok İslami konulara ve pak sinema anlayışı üzerinde odaklanacağını açıklayan Rohab Sanat Ürünleri firmasıdır.

Tabi Arap ülkelerinde sinema sektöründe yaşanan bu değişimin arasında İran sinemasının adından çok söz ediliyor ve bu sinemadan İslam ülkelerinde pak ve ahlaki fesattan uzak model sinema şeklinde yad ediliyor.

Kuzey Afrika’nın Müslüman ülkelerinde diktatörlerin devrilmesi, sanatçılar için de yeni fırsatlar oluşturdu ve belki de söz konusu sanatçılar için yeni sanat eserleri yaratma açısından istisna bir fırsat ve zemin oluştu diyebiliriz.

Korku yeter adlı belgesel Tunuslu inkılapçı gençler hakkında hazırlanan ve yönetmeni Tunuslu Murat Bin Şeyh olan bir belgeseldir. Bir çok sinema eleştirmeni bu eserden Tunus inkılabının ilk uzun eseri olarak söz ederken, yönetmeni de eserin, halkın diktatörden korkusunun yok olması sonucu ortaya çıktığını belirtiyor. Şimdi ise Murat Bin Şeyh, Tunus sinemasının diğer ahalisi ile bu ülkede milli film merkezi açmaya çalışıyor bu kesime göre böyle bir merkezde Tunus sineması gelişme ve ilerleme imkanı bulacak.

Tunuslu ünlü sanatçı Hind Sabri Arap ülkelerinde sinema sektörünün güçlenmesini olumlu karşılarken şöyle diyor: Bence sanat, İslami nizamlar için asla bir sorun değildir, çünkü bunun örneğini İslami bir nizamla yönetilen İran’da görüyoruz, nitekim İran’da sinema gibi güçlü bir sanat bulunuyor.

Arap sinemacıların sözlerinden anlaşıldığı üzere İran sineması bu ülkeler için çok uygun bir örnek oluşturuyor ve bir çokları da nitelik ve nicelik bakımından İran sinemasının başarılarını örnek gösteriyor. Bu durum İranlı sinema çalışanları ve sanatçılarını da söz konusu ülkelerle irtibat kurmaları açısından teşvik ettiği ve bu bağlamda bazı adımlar atıldığı anlaşılıyor.

Son aylarda özellikle İran, Tunus ve Mısır sinemasında çalışanlar arasında bazı diyalogların başladığı ve söz konusu ülkelerde İran sinemasını tanıtmak için İran film haftası gibi etkinliklerin düzenlediği belirtiliyor.

Tunus’ta geçen yılın Aralık ayında İran film haftası düzenlendi ve bu etkinlikte İran sinemasının en seçkin 27 eseri Tunuslu seyirci ve sanatçı kitlesi ile buluştu.

Bu arada Tunuslu sinema firmaları ile ortak eserlerin yapımı için bazı anlaşmalar imzalandığı ve Tunuslu sanat öğrencilerin eğitimi, İranlı film yapımcılarının öncelikleri arasında yer aldığı da ifade ediliyor.

Bunun dışında Tunus’tan bir heyet de İran’ı ziyaret etti ve yakından İran sineması ve film yapımında kullanılan imkanlarla tanıştı. Ziyaret sırasında ortak yapımlar, İslami ortak film pazarı oluşturma ve İran sinemasındaki teknolojilerden Tunus’ta film yapımında yararlanma gibi konular hakkında bazı müzakerelerin gerçekleştiği belirtiliyor.

Öte yandan Mısır ve İran’da bazı sinemacıların karşılıklı ziyaretlerde bulunduğu ve gelecekte işbirliği konularını masaya yatırdığı ifade ediliyor.

İran sinemasından bazı eserlerin Mısır’da yayınlanması, Mısırlı seyircilerin ve sanatçıların büyük ilgisi ile karşılaştı ve Mısırlı sanatçıları İran sineması ile işbirliğine teşvik etti.

turkish.irib.ir
                                                                                                                                          Alıntıdır...

Düşler Bahçesi We Bought A Zoo

Güney Californialı bir babanın yeni ailesini kırsal bir bölgeye taşıyıp orada kapanmamakla mücadele eden bir hayvanat bahçesini tamir ederek yeniden açmasının hikayesi.

İçimdeki Şeytan The Devil İnside

1989 yılında acil yardım hattı Maria Rossi’den (Suzan Crowley) üç kişiyi vahşice öldürdüğünü belirten bir çağrı alır. Yirmi yıl sonra, kızı Isabella (Fernanda Andrade) o gece olanların peşine düşer. Annesinin akıl hastası mı olduğunu, yoksa kötü ruhlar tarafından mı ele geçirildiğini öğrenmek için, annesinin kilit altında tutulduğu, cezadan muaf akıl hastalarının yattığı İtalya’daki Centrino Hastanesi’ne gider. Isabella annesini iyileştirmek için, bilim ve dini birleştiren alışılmadık yöntemler kullanan iki genç şeytan çıkarıcıyla (Simon Quaterman ve Evan Helmuth) anlaşınca, hepsi Maria’yı ele geçiren son derece kuvvetli dört kötü ruh hâlindeki saf kötülükle karşı karşıya kalır.