sinema endüstrisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sinema endüstrisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2016 Çarşamba

Bağımsız Sinema Nedir?

"Bağımsız Sinema" kavramı ortaya çıkageldiğinden beri değişik tanımlarla anıldı. Hollywood karşıtlığından doğmuştur, politik olmalıdır, az bütçeyle çekilmelidir...vb. pek çok fikir ortaya atıldı. Teknik anlamda "Bağımsız Sinema" yönetmen, senarist veya oyuncuların; yapımcı şirket ve/veya herhangi bir dış etkenin yaptırımlarına maruz kalmadığı, ekonomik açıdan var olan dünya sinema endüstri çarkının dışında kalabilmeyi başarmış, içerik ve bütçe açısından bağımsız olan filmleri genelleyen bir kavramdır.

Bağımsız Sinemanın Tarihi
Sinema endüstrisinde "bağımsız" kelimesi ilk olarak 1908 yılında telaffuz edilmiştir. Sektörde tekeli elinde bulunduran ve Thomas Edison'ın öncülüğünde bir araya gelen büyük film yapım ve dağıtım şirketleri, "Edison Yatırım Ortaklığı" adında bir birlik oluştururlar. Bu birliğe katılmayı reddeden ve birliğe katılması reddedilen yapım şirketleri "bağımsız" olarak tanımlanmıştır. Doğu kıyısındaki büyük film şirketlerinden ve teknolojisini kimseyle paylaşmayan Thomas Edison'dan kaçan bu "bağımsız" film şirketleri mütevazı stüdyolarda filmler yapmak için küçük bir batı kasabası olan Hollywood'a giderler. İronik değil mi?

hollywoodland
Zamanla Hollywood'da yeni bir yapım, dağıtım ve gösterim sistemi kurulur. Bu sistem kısa sürede "Edison Yatırım Ortaklığı"na karşı etkili bir alternatif olur. 1930'ların ortasında bu sistemi kullanan beş büyük şirket 20th Century Fox, Metro-Goldwyn-Mayer, Paramount Pictures, RKO Pictures, ve Warner Bros'dur. Bu şirketleri takip eden Columbia Pictures, United Artists, and Universal Studios da endüstride yerini almıştır.

Hal böyle olunca bazı film yapımcıları bir kez daha "bağımsız" adı altında harekete geçerler. Amerikan sessiz sinemasının önde gelen temsilcileri Mary Pickford, Charles Chaplin, Douglas Fairbanks ve D. W. Griffith, 5 Şubat 1919 yılında bir araya gelerek Amerika'nın ilk bağımsız film şirketi olan United Artists'i kurar. 1941 yılında United Artists şirketi, Charlie Chaplin, Walt Disney Orson Welles, Samuel Goldwyn, David O. Selznick başta olmak üzere bir grup sinemacının da üyesi olduğu Bağımsız Film Yapımcıları Topluluğu'nu kurar. Bu topluluk, stüdyo sistemi tarafından kontrol edilen endüstrideki bağımsız film yapımcılarının haklarının korunmasını amaçlar.

Günümüzde Bağımsız Sinema
Yüksek teknolojiye sahip dijital film ekipmanlarının uygun fiyatlarla elde edilmesi bağımsız sinemacıların büyük stüdyolara olan bağımlılığını ortadan kaldırmıştır. Teknoloji maliyetlerinin düşmesi binlerce küçük film şirketinin tıpkı büyük film stüdyoları gibi filmler yapmasını mümkün hale getirmiştir. Yalnız film çekimi değil, yapım sonrası sürecin de kolaylaştığı günümüzde bağımsız sinemanın popülaritesi son 15 senede artmıştır.

Bağımsız sinemanın bu denli yaygınlaşması sayesinde Reservoir Dogs, Little Miss Sunshine, Juno, Moon... gibi eleştirmenlerin ve izleyicilerin sevgisini kazanmış pek çok film çekilebilir ve izlenebilir hale gelmiştir. Bu filmlerin izlenebilir olmasındaki en büyük etken şüphesiz film festivalleridir. Özellikle Robert Redford'un öncülüğünde başlatılan Sundance Film Festivali bağımsız sinemacıların filmlerini gösterebileceği bir platform olmuştur. Sundance'in yanı sıra Avrupa Bağımsız Film Festivali, NYC Bağımsız Film Festivali BFI Film Festival gibi pek çok festivalde binlerce farklı bağımsız film stüdyolarında çekilen filmler izleyicilerle buluşmaktadır. Ülkemizde de 2002 senesinden bu yana !f İstanbul Bağımsız Filmler Festivali bağımsız filmleri Türk izleyicisiyle buluşturmaktadır.

John Cassavetes: Bağımsız Sinemanın Babası
"Bağımsız" kelimesi her ne kadar 1900'lü yıllarda literatüre girmiş olsa da, "Amerikan Bağımsız Sinema"sına kimlik kazandıran kişi John Cassavetes idir. "Shadows", "Faces, "A Woman Under the Influence" ve "The Killing of a Chinese Bookie" ve "Opening Night" başta olmak üzere tüm filmlerini büyük Hollywood stüdyolarından bağımsız çeken yönetmen, yönetmenlik kariyeri boyunca büyük sinema endüstrisinin dışında kalmayı başarmıştır. Hatta Cassavetes'in ilk filmi "Shadows"un çekimi hikayesi de bu açıdan bir hayli enteresandır. Başrolünde oynadığı "Edge of the City" filminin tanıtımı için Jean Shepherd'ın radyo programına konuk olan Cassavetes, programda sorulan bir soru üzerine filmin yönetmeni Martin Ritt'ten daha iyi bir iş çıkarabileceğini söyler. Cassavetes bu iddiasını bir adım ileri götürerek radyoyu dinleyen herkesten çekeceği ilk film için 1$ ister.

john cassavetes
İlginçtir ki dinleyiciler bu programdan sonra radyoya toplamda 2.000$ gönderirler. Arkadaşları Hedda Hopper, William Wyler, Joshua Logan, Robert Rossen, José Quintero'dan ve menajeri Charlie Feldman'dan da destek alan Cassavetes, toplamda 40.000$ bütçe ile "Shadows"un çekimlerine başlar. Alman görüntü yönetmeni Erich Kullmar dışında tüm ekibin tecrübesiz olduğu film daha sonra Amerikan bağımsız sinemasının doğumunda dönüm noktası olarak tanımlanır. John Cassavetes'in filmin çekilmesi için radyoya para gönderen dinleyicilere olan minnettarlığını göstermesi için seçtiği yol da çok hoştur. Yönetmen, filmin açılış ekranında radyo dinleyicilerini kastederek "Jean Shepherd'ın Gece İnsanları Sunar" yazdırır. Bu filmden sonraki yönetmenlik kariyerinde de "bağımsız" duruşunu koruyan John Cassavetes 1960'lardan günümüze kadar pek çok sinemacıyı da etkilemiştir.

Bağımsız Sinema Örnekleri

Zamani Barayé Masti Asbha (Sarhoş Atlar Zamanı)
Bahman Ghobadi, Sarhoş Atlar Zamanı filminin çekimleri sırasında yapımcısının vaad ettiği parayı yatırmaması sonucu filmi tamamlamakta zorlanır. Yarı yolda bırakılan yönetmen bazı eşyalarını satmak köydeki herkesten borç istemek zorunda kalır ve filmi ancak bu şekilde bitirir.

Clerks (Tezgahtarlar)
Kevin Smith, Clerks filmini çekebilmek için çok sevdiği “Spider Man” koleksiyonunu satar, kendi adına 10 tane kredi kartı çıkartır ve çalıştığı yerde aldığı maaşları biriktirir. 27,500$’lık bütçeyle çekilen filmin mekanı olarak ise Kevin Smith’in çalıştığı yer olan Quick Stop kullanılır. Patronunun ancak geceleri çekim yapmaya izin vermesinden ötürü, gece-gündüz anlaşılmasın diye film siyah-beyaz formatta çekilir.

kevin smith clerks
Bu kadar borç altına girerek çekilen “Clerks” Kevin Smith’i hayal kırıklığına uğratmamış, mütevazi bir hayran kitlesi oluşturmuştur. Hatta filmden elde ettiği gelirle “Spider Man” koleksiyonunu bile geri almış, ama yine de şunu söylemeden edememiştir: “Aslında bu şekilde film çekmek bizim çok da önerdiğimiz bir yöntem değildir. Eğer filminiz başarıya ulaşmazsa, hayatınızın geri kalanı boyunca kendinizi ciddi bir borç altına sokabilirsiniz. Fakat diğer yandan biz “kendi filmimizi” çekebilmek için buna göz yumduk. Siz de senaryonuzun aynı şekilde su geçirmez olduğundan emin olmalısınız ”

Pi
Yönetmen Darren Aronofsky, filmin çekimlerine başladıktan sonra filmi bitirmek için yeterli miktarda bütçelerinin olmadığını farkeder. Daha sonra ortak yapımcısı Scott Franklin ona ilginç bir öneride bulunur: “Tanıdığı herkesten 100$ istemek” Aronofsky’nin aklına yatan bu fikir kısa zamanda meyvesini verir ve filmi tamamalamak için gerekli olan 60,000$ toplanır ve Pi’nin çekimleri tamamlanır.

Diğer yandan bağımsız olmayan filmlere de örnek verelim.

The Fountain
“Pi”nin ve “Requiem For A Dream”in başarısından sonra “Warner Bros Pictures”ın dikkatini çeken yönetmen Darren Aronofsky, 100 milyon $ değerinde bir bütçeyle “Fountain”ın çekimlerine başlar. Kısa zamanda gişe kaygısı kendini gösterir ve “Warner Bros Pictures” filmi iş yapmaz ve senaryosunu çok karşık bulduğunu söylerek bütçeyi azaltmaya karar verir. Oyuncuların ayrılması, senaryoya müdahele edilmeye çalışılması ve Darren Aronofsky ile Warner Bros yöneticilerinin arasındaki anlaşmazlık sonucu film çekimleri 4 yıl kadar ertelenir.
Ne pahasına olursa olsun bu filmi çekmek isteyen Darren Aronofsky, Warner Bros yöneticilerine kafa tutar ve yapılan pazarlıklar sonunda kazanan taraf olur(ne kadar kazanmış olduğu da tartışılır tabi) ve filmin çekimleri 2006 yılında tamamlanır.

the fountain Özetle bağımsız sinema, sinemacının hiçbir dış baskı altında kalmadan özgür bir şekilde eserler ortaya çıkarmasını mümkün kılan bir akım olarak varlığını sürdürmektedir. Bu makaleyle başlayan yazı dizisinde dikkate değer bağımsız filmleri tanıtmayı amaçlıyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
Bol bağımsız sinemalı günler diliyorum.

Gamze ÇAKAN
gamzecakan@gmail.com
kaynak : medyacuvali.com


20 Mayıs 2015 Çarşamba

Hollywood Tarihi Üzerine farkli bir bakiş açisi

Hollywood üzerine
 
  Dünya sinemasının merkezi,sinema endüstrisinin çok büyük bir bölümünü elinde bulunduran bölgedir Hollywood.Peki nasıl bir merkez haline gelmiştir ? Bu yazımda Hollywood'u ele alacağım.Hollywood'un doğuşu ve tarihsel süreci ve günümüzde nasıl merkezi bir konuma geldiğine değineceğim.Buyrun başlayalım.


    1-Hollywood'un Doğuşu

          Sinema ilk gelişimlerini Avrupa'da göstermesine rağmen yaşanan ekonomik,siyasal,sosyal etkiler yüzünden üstünlüğünü ABD'ye kaptırmıştır.Hollywood'un doğuşu ise Avrupa'dan çok kısa bir süre sonra olmuştur.Amerika'da aslında ilk filmler New York'da çekiliyordu.Bunun nedeni ise büyük ve merkezi bir şehir ve yapım şirketlerinin ve ekipman üreten firmaların burada olmasıydı.Yönetmen D.W.Griffith yapım şirketlerinin görevlendirmesiyle Kaliforniya'da yaptığı ziyaret sonrasında bu kasabayı keşfeder.Güzel ve manzaralı bir yer olduğu için burda bir film çekmeye karar verir.


    In Old California filmi (1910) Hollywood'da çekilen ilk sinema filmidir.Diğer yönetmenler de D.W.Griffith'in başarısını gördükten sonra buraya gelmeye başlarlar.Bu tarihten sonra sinema sektörü Doğudan batıya New York'dan Los Angeles'a taşınmıştır.Aslında bir diğer neden yönetmen Griffith'in burayı keşfetmesi dışında yönetmenlerin Thomas Edison'dan kaçmasıdır.

    Thomas Edison;sinema yapım sürecindeki hemen hemen bütün patentlere sahipti.Yönetmenler film yapmak için yüklü miktarda para veriyorlardı.Thomas Edison ve avukatlarından kurtulmalarının tek çareleri ise Californiya'ya kaçmaktı.Nitekim de öyle olur.Bu tarihten sonra bütün büyük film şirketleri kurulmaya başladı ve 1920'lerden sonra tırmanışa geçerek Dünyanın en büyük sinema merkezi olmuştur.
   

    2-Hollywood'un Tarihsel Süreci
 
            Genel olarak baktığımız zaman bir ülkenin gelişmişlik düzeyi ülkenin genel durumunu ortaya koyar.Eğer bir ülke gelişmiş ise spor,sanat,edebiyat,ekonomi,bilim olarak her zaman ileride olur ve olmayı hedefler.Amerika ise bunun en büyük örneğidir bana göre.1900 yılından sonra dünyanın bütün zenginleri Amerika'ya göçmüştür.Çünkü yeni kaynaklar ve büyük potansiyel vardı.Bu sinema sektörünü'de etkiledi.Büyük yapım şirketleri ve film şirketleri kurulacak potansiyel vardı çünkü.Avrupa'nın ise geri kalmasının nedeni aslında pek açık.

      Avrupa bu yüzyıl boyunca iki tane büyük savaş geçirdi.Bu savaşlar hem sinemaya hemde spora büyük darbeler vurdu.Bu savaşlar haricinde iç savaşlar,ekonomik krizler gibi etkenlerde Avrupa'da sürekli olmuştur.Sinema tarihinin doğması sürecinde 1.Dünya savaşı ve tanınma ve gelişme sürecinde 2.Dünya savaşı Avrupa sinemasına balta vurmuştur..Bu süreçte bir diğer etken ise gelişen teknoloji.Abd sinema sektöründe 3 ilerliyorsa Avrupa 1 ilerliyordu.Yeni kameralar,teknik bilgiler Amerika'da doğuyor,gelişiyor ve Avrupa ve Asya'ya pazarlanıyordu.Her ülke'de gelişiyordu fakat bayrak taşıyıcı Abd'idi.

      Hollywood'un en büyük avantajı ise pazarlamasıydı.1960 yapımı Fransız veya Çin yapımı bir başyapıtı nereden öğrenebiliriz ? İmkansıza yakın gibidir.Çünkü pazarlama sektöründe etkinlik yoktu.Hollywood ise bunu çok iyi yaparak tüm dünyada önemli bir yere sahip oldu.


        Amerikan sineması 1915-1920 yılları arasında film ihracatını 160 milyon dolara kadar çıkarmıştır.Bu yıllarda konulu filmler piyasada daha ağırlıktaydı.Böylelikle Hollywood;Güney Amerika ve Latin ülkelerine satış yapmaya başladı ve Brezilyada ki üretimi tamamen yok etti.Hollywood asıl darbeyi 1920 ve 1930'lu yıllarda vurmuştur.İngiltere,Kanada,Avusturalya gibi İngilizce konuşan ülkeler haricinde İspanya,İtalya gibi Avrupanın çoğunda egemen olmuşlardır.Güney Amerika,Orta Amerika ve Karayiplere bile egemen olmuştur.

     Daha önceden belirttiğim gibi savaş 1940-1950 yılları arasında Avrupayı etkisi altına almıştır.Savaş sonrasında ekonomisi canlı ve daha da güçlenerek çıkan tek ülke Abd olmuştur.

       Tarihsel süreci özetlediğimizde Hollywood 1900-1950 yılları arasını çok iyi değerlendirmiştir.Savaşlardan ve ekonomik sıkıntılardan kendine gelemeyen Avrupaya,teknoloji ve diğer dallarda geride kalan Güney Amerika ve Asya'nın çok önünde ilerlemiştir.


 3-1960 Yıllar ve Teknolojik Devrim

      Altmışlı yıllarda Avrupa sineması silkelenir.Özellikle İtalya ve Fransa yeni dalga etkisi ile bir sinema dili yakalar ve salonlarda Hollywood filmlerini yakalamaya başlar.Bu yıllarda Rusya ve Slav ülkeleride atağa kalkar.Avrupa sineması artık kendine gelmiştir.1960 yıllar ve 1970'li yıllar Avrupa sineması için yeniden doğma ve yükselme dönemi olmuştur.1980'li yıllara geldiğimizde Hollywood teknolojik alanda yaptığı yatırımlar ile yeni bir akım başlatır.Artık salonlarda muhteşem efektli filmler seyircinin karşısındadır.Endüstriyel anlamda artık Hollywood zirvededir.Bazı Avrupa ülkeleri kendi film endüstirisini korumak için Amerikan filmlerine kota koyarlar.


     1980'den günümüze kadar Hollywood üstünlüğü artık kabul edilmiştir.Aslında Hollywood altın çağını 90'lı yıllarda yaşar.Öyle bol efektli filmler yoktur.Yeşil Yol,Esaretin Bedeli,Ucuz Roman gibi sayısız başyapıtlar çıkmıştır.Blade Runner sinemada ki teknoloji devriminde başrolü oynamıştır.




   4-Günümüz

   Hollywood; tarihsel gelişime bakınca savaşları ve dünyadaki gelişmeleri çok iyi takıp etmiş, onlara ayak uydurarak farklı konularla kendini ortaya koymuştur.Ekonomik olarak sürdüğü üstünlüğünü milliyetçilik,din ve özgürlük gibi kavramlarla kendi propagandalığını işleyen filmler yapmıştır.Uygun zamanlarda gösterime sokarak da kültürel anlamındaki emparyalizmini sürdürmüştür.

       En çok tartışılan iki konuya değineceğim.Hollywood propagandası ve sanatsal filmler.

   Avrupa sineması sanatsal filmler çeker Hollywood ise ticari kaygısı ön planda olan ucuz ve tüketilmesi kolay filmler çeker.


     Bu önerme kısmen doğrudur.Fakat Hollywood'un sanatsal filmler çekememesinden değil çekmeyi tercih etmemesinden kaynaklanan bir durumdur.

     Amerikan sineması 1920 yıllarda olgunlaştı.Sessiz filmleride ekleyerek oluşum tamamlandı.1930 ve 1960'lı yıllarda Hollywood'da sanat filmi oldukça boldur.Ama daha sonra Amerikan sinemasında şöyle bir sorun baş gösterdi.Yüksek sınıfı,iyi eğitilmiş elit insanları hedef alan filmler gişede sınıfta kalmıştı.Filmler tutmuyordu.Daha kolay daha basit diye tabir ettiğimiz filmler yapmayı en önemlisi ise ulasal gişeyi düşündüler.Bugün Hollywood boş,sanatsal olmayan ve basit diye tabir ettiğimiz Hollywood yapısı burdan çıkmıştır.Kısaca Hollywood parayı,ulusal anlamda gişeyi düşünüyor diyebiliriz.

    En çok tartışılan diğer konu Hollywood propagandası.Bu yüzde yüz doğru bir önermedir.Din,milliyetçilik gibi konularda Amerikan sineması oldukça propaganda dolu filmler yapmıştır.Yahudi lobisinin de etkisi ile yahudileri masum gösteren filmler,kızılderelileri kötü gösterem filmler,Hurt Locker gibi Irak savaşında Abd'yi masum ve haklı gösteren filmler boldur.

 



     Özetle;Hollywood biraz sıkıntılı bir süreçtedir günümüzde.Neden ise konu kıtlığıdır.Hollywood'a zıt olarak Tv Dünyası ise altın çağını yaşıyor.Her bölümü sinema tadında olan filmler var.Günümüze kadar 100 yıllık bir süreci ele alırsak Hollywood;Avrupanın talihsizliğini çok iyi değerlendirerek günümüze kadar son derece kaliteli pazarlama teknikleri ile şuan merkez haline gelmiştir.Elbette kendi propagandalığını kendi fikir ve akımlarını izleyiciye aktaracaktır.Bu kaçınılmazdır.

    Genel olarak film izleyicisi sanatsal filmler dışında filmde aksiyon ve basit konuya bakar.Hollywood bunun bilincine çok öncelerden bildiği için şuan bu duruma geldi.Ama bir Lost Highway,Memento,Fight Club gibi filmleri yapabilecek ne yönetmen ne senarist Avrupa'da yoktur.Hollywood'un en büyük avantajı yönetmenleri ve sanatçılarıdır.Stephen King'in adeta kanını enmiştir Hollywood.Alfred Hitchcock,Steven Speilberg gibi büyük yönetmenleri,korku ustaları Wes Craven,John Carpenter gibi türünde lider olan,David Lyinch,David Fincher ve Christopher Nolan gibi dehaları elinde bulundurmuştur.

    Şuan özellikle 2010'dan sonra ufak çaplı krizdedirler.Ama bu geçicidir.Kapitalizm,Milliyetçilik ve din konularında Dünya artık farklı bir boyutdadır.Gelişen teknoloji ile ülkeler kendi sinemalarını,kendi fikirlerini pek tabi aktaracaktır.Hollywood'un ise bunu çok iyi ve profesyonel bir şekilde aktarması ise kitleleri çok iyi etkilemiştir.


kaynak : olagansuphelilerr.blogspot.com