Gerçek bir hikayeden uyarlanan “Korku Seansı / The Conjuring”, paranormal olayları araştıran Ed ve Lorraine Warren’ın nasıl dünyaca meşhur olduklarının korkutucu hikayesini anlatıyor; olaylar Ed ve Lorraine’in, karanlık bir varlık tarafından hayatları alt üst edilen bir ailenin çiflik evine çağırılmalarıyla başlıyor. Şeytani bir varlıkla yüzleşmeye zorlandıklarında, Warrenlar, kendilerini hayatlarının en korkunç vakasının içinde buluyorlar.“Korku Seansı / The Conjuring”in başrollerinde Academi Ödülü adayı Vera Farmiga, Patrick Wilson, Ron Livingston ve Lili Taylor yer alıyor. Filmin yönetmeni ise James Wan.
Uyarlamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Uyarlamalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Ekim 2013 Cumartesi
27 Ocak 2012 Cuma
serpico bir polis memurunun gerçek hikâyesinden uyarlanmıştır
Serpico 1973 ABD - İtalya ortak yapımı dramatik suç filmdir.
1970'lerin başında yozlaşmış New York Polis Teşkilatı'nda görevli dürüst bir polis memurunun gerçek hikâyesine dayanan filmin senaryosunu Peter Maas'ın 1973 yılında yazdığı aynı adlı çok satan biyografik kitabından [1] Waldo Salt ve Norman Wexler birlikte uyarlayıp yazmışlardır. Sidney Lumet'in yönettiği filmin başrolünde Al Pacino oynamıştır. Filmin müzikleri Mikis Theodorakis'e aittir.
New York Polis teşkilatına yeni katılmış olan devriye polisi Serpico (Al Pacino) meslektaşlarının çoğunun aksine artık sıradanlaşmış olan rüşvet olayına bulaşmak istemez, hatta rüşvet çarkının büyüklüğü karşısında dehşete kapılarak amirlerine başvurur ama beklediği ilgiyi göremez, artık teşkilatta herkesi karşısına alarak yalnız kalmıştır. İnatçı çabaları bir meclis komisyonunun dikkatini çeker ve onların desteği ile yozlaşmış polisler aleyhine tanıklık yapınca artık kendi hayatını da tehlikeye atmış olur. Filmin tanıtım sloganı da zaten şöyleydi: "İş arkadaşlarının birçoğuna göre o yaşayan en tehlikeli insandı, yani dürüst bir polisti."
En iyi erkek oyuncu (Al Pacino) ve en iyi uyarlama senaryo dallarında Oscar'a aday gösterilen film Al Pacino'ya Altın Küre ve David di Donatello ödüllerini kazandırmıştı.
1976 yılında televizyon için Serpico: The Deadly Game adında bir devam filmi çekildi. 1976- 1977 yılları arasında da her biri 60'ar dakika olan 15 bölümlük aynı adlı (Serpico) bir televizyon dizisi yapıldı.
wikipedia.org
Alıntıdır...
1970'lerin başında yozlaşmış New York Polis Teşkilatı'nda görevli dürüst bir polis memurunun gerçek hikâyesine dayanan filmin senaryosunu Peter Maas'ın 1973 yılında yazdığı aynı adlı çok satan biyografik kitabından [1] Waldo Salt ve Norman Wexler birlikte uyarlayıp yazmışlardır. Sidney Lumet'in yönettiği filmin başrolünde Al Pacino oynamıştır. Filmin müzikleri Mikis Theodorakis'e aittir.
New York Polis teşkilatına yeni katılmış olan devriye polisi Serpico (Al Pacino) meslektaşlarının çoğunun aksine artık sıradanlaşmış olan rüşvet olayına bulaşmak istemez, hatta rüşvet çarkının büyüklüğü karşısında dehşete kapılarak amirlerine başvurur ama beklediği ilgiyi göremez, artık teşkilatta herkesi karşısına alarak yalnız kalmıştır. İnatçı çabaları bir meclis komisyonunun dikkatini çeker ve onların desteği ile yozlaşmış polisler aleyhine tanıklık yapınca artık kendi hayatını da tehlikeye atmış olur. Filmin tanıtım sloganı da zaten şöyleydi: "İş arkadaşlarının birçoğuna göre o yaşayan en tehlikeli insandı, yani dürüst bir polisti."
En iyi erkek oyuncu (Al Pacino) ve en iyi uyarlama senaryo dallarında Oscar'a aday gösterilen film Al Pacino'ya Altın Küre ve David di Donatello ödüllerini kazandırmıştı.
1976 yılında televizyon için Serpico: The Deadly Game adında bir devam filmi çekildi. 1976- 1977 yılları arasında da her biri 60'ar dakika olan 15 bölümlük aynı adlı (Serpico) bir televizyon dizisi yapıldı.
wikipedia.org
Alıntıdır...
25 Kasım 2011 Cuma
HALK DÜŞMANLARI (PUBLİC ENEMİES)
Amerikalı yönetmen Michael Mann ismini bilmem duydunuz mu ama büyük ihtimal onun çektiği Son Mohikan, Heat,Ali, İnsider yani Köstebek ve Collateral gibi filmleri izlemişsinizdir. (Aynı zamanda TRT’nin tek kanallı döneminde izlediğimiz dizi film Miami Vice’ın da yapımcısı yönetmeni olduğunu aynı adla çektiği sinema filminden dolayı öğrenince bayağı şaşırmıştım)
Özellikle Heat filmindeki banka soygunu ile soygun sonrası yaşanan sokak çatışması herhalde sinema tarihinde çekilmiş en iyi “Banka Soygun” ve çatışma sahneleridir. Heat’ten sonraki sinematografisinde ise şaşalı ve nefes kesici işlere imza atmadı ama hayatın içinden gerçeklere dikkat çekmek istediğini bizlere sigara kartellerinin acımasızlığını anlattığı gerçek bir olaydan yola çıkan “Köstebek” ile Muhammed Ali’nin hayatını anlattığı “Ali” de ispatladı. Michael Mann tarzı olan bir yönetmendir. Kendine özgü bir atmosferi vardır filmlerinin. Geceyi sever, kötü adamlara acımamızı ister. Kullandığı müzikler ile (Özellikle Elliot Goldenthal’ın çalışmaları) filmlerinin atmosferini daha da sağlamlaştırır. İyi işler çıkartır. Son çalışması Halk Düşmanları (Public Enemies)’e gelince filme bir hayli önyargılı yaklaştığımı belirteyim. Sebebini kısaca açıklamaya çalışayım; Malum 11 Eylül’den sonra Amerikanın alı pulu dökülünce sineması da hızla bir çöküşe geçti. Artık bize anlatılan parlak neonlar altındaki aşk maceralarına veya olağanüstü kahramanlık hikayelerine inanmıyorduk. İkiz kulelerin çöküşü ve çöküş sonrası gelişen olaylarla Amerika masalının, kelimenin tam anlamıyla bir masal olduğunu öğrenmiştik. Zerre kadar ilgimizi çekmiyordu artık oradaki yaşamdır, sinemadır, müziktir, ödül törenleridir. Peki ya bir zamanlar bizler için efsane olan yönetmenler ve oyuncular. Örneğin Oliver Stone. İlgimizi çekmez oldu ve gişelerde çöktü. Ya Rambo ve ya Rocky lakablı Sylvester Stallone ? Benim listemde artık acaba ne çekmiş diyerek merak ettiğim sadece birkaç yönetmen kaldı. Bunlar da Ridley Scoot, Michael Mann ve Martin Scorses. Oyunculara gelecek olursak başta R.de Niro ve Al Pacino olmak üzere artık hiç biri dikkatimi çekmiyordu. Acı ama gerçek. Amerikan sinemasından elde avuçta kalan sadece birkaç isimdi.
Şimdi gelelim filme. İşte bu ahval ve psikoloji içerisinde ’in HD yani yüksek çözünürlüklü dijital kamera ile çektiği Halk Düşmanları’nın fragmanlarını izledim.(Collateral filmini de HD çekmiş. Bayağı şaşırdım çünkü film 35 mm. havasındaydı ve ‘Halk Düşmanları’ndan daha iyi görüntü kalitesine sahipti) Public Enemies yani ‘Halk Düşmanları’ ülkemizde de gösterime girdi. Fragmanlarda HD videonun çiğliği hemen dikkatimi çekmişti. Eyvah dedim artık M. Mann’de listeden çıktı bundan sonra filmini heyecanla bekleyeceğimiz, seyredilecek yönetmen de pek kalmadı diye düşünüyordum. Hem filmin konusu da eski Amerikan rüyasından ağızlara bir parmak bal çalan bir hikayeye benziyordu. Neticede bu kadar ön yargıya rağmen filmi oturup izledikten sonra yanıldığımı anladım.
Amerikan sinemasının çöküşü, efsane yönetmenlerin birer birer silinmesinden sonra artık bu filmde de iş yoktur düşüncesiyle öylesine ilk yarım saatine bakayım sonra atlaya atlaya izlerim diye oturmuşken tam tersi film beni ekranın karşısına mıhlamayı başardı. İzledim. Evet Halk Düşmanları umduğumdan iyi çıktı.
Gelelim bu tebrik ve takdir hislerinden sonra filimden sonra yaşadıklarıma. Bir defa film gerçek bir hayat hikayesini anlatıyormuş. John Dillinger’in hayat hikayesi. 1930’lar da banka soygunlarıyla Amerikayı kasıp kavurmuş ve filmde anlatıldığı gibi sinema çıkışında vurulup öldürülmüş. Öldürülünce cesedi halka ibret için gösterilmiş. Sitede göreceğiniz bu fotoğraflara bakınca bende filmden kalan o tat o hava birden yerini ölümün soğukluğuna ve sözde yaşamıyla bir film kahramanı çıkartan bu adamın en sonunda hayatın en önemli realitesi karşısında nasıl un ufak olup, ezilip gittiği düşüncesine bıraktı. Evet Michael Mann’in anlatımı, John Deep’in oyunculuğuyla sempati duyup sıcak ve samimi bir şekilde yanaştığınız John Dillinger’in, o gerçek hayatından alınmış fotoğraflardaki halini görünce en ufak saygı duyasınız gelmediği gibi buz gibide aniden soğuyorsunuz.
ibrahimdemirkan tarafından gönderildi
Tercümanıahval.com
Alıntıdır....
TELDEKİ ADAM- MAN ON WIRE
Fransız Philippe Petit. O bir duayen. Tel üzerinde yürüyen bir ip cambazı.1974 Yılında, o yıl yeni inşa edilmiş ama bugün var olmayan Dünya Ticaret Merkezi, nam-ı diğer İkiz Kulelerin, tepe noktasında, iki kule arasında tel üzerinde 1 saat yürüyen, kısa boylu dev adam.
Bu çılgın ve cesur adam henüz 10 yaşlarında iken, İkiz Kulelerin yapılacağını duymuş ve hedefini belirlemiştir. Binaların yapımını takip eder ve amacını arkadaşlarına açıklar. 25 yaşında iken bu hayalini gerçeğe dönüştürür. 25 yaşındaki Philippe Petit, 7 Ağustos 1974 tarihinde yerden 417 mt yükseklikte telin üzerinde yürür ve tarihe adını yazdırır.
Yönetmen James Marsh bu hikayeyi 2008 yılında sinema filmi olarak izleyiciye aktardı. Teldeki Adam Filmi 2009 yılında “ En İyi Belgesel “ dalında Oscar ödülü aldı.Filmin başka yarışmalardan da 26 ödülü var.
Film, gerçek kişilerin anlatımı, gerçek video görüntüleri ve fotoğrafları ile belgeselden çok bir gerilim filmi tadında. Seyrederken kalbiniz duracak gibi hissedebilirsiniz. Kurgu çok iyi. Yönetmen çok başarılı bir iş çıkarmış. İzlerken müthiş keyif alıyor ve bu olağanüstü insanların bu müthiş hikayesine eşlik ediyorsunuz. Filmin Belgesel türünde olmasına aldanmayın. En ünlü aksiyon ve macera filmlerinden daha heyecanlı ve akıcı. Üstelik gerçek hayat hikâyesi.
Benim şimdiye kadar izlediğim en iyi film. Şiddetle tavsiye ederim.
İMDB puanı 8.
Not: Philippe Petit’in kendi yazdığı “ Reach The Clouds” adlı kitabı Türkiye’de İp Cambazı adıyla 2006 yılında yayınlandı.
Fügen S. Atasoy 14.10.2011
fugenatasoy.blogspot.com
Alıntıdır....
24 Kasım 2011 Perşembe
Hollywoodland (2006) Gerçek yaşamdan uyarlanmış bir film
Amerikan sinemacı Paul Bernbaum'un senaryosunu yazdığı 2006 çıkışlı sinema filmi "Hollywoodland" (Hollywood Ülkesi), 6 defa Emmy adayı olan Allen Coulter tarafından çekildi. Oscar Ödüllü New York doğumlu Adrien Brody'nin rol aldığı yapımda Oscar Ödüllü aktör Ben Affleck, İngiliz aktör Bob Hoskins, Robin Tunney, Kathleen Robertson, Brad William Henke, Dash Mihok, Molly Parker, Larry Cedar, Lois Smith ve Amerikan aktris Diane Lane rol almakta.
Kendi halinde bir dedektif olan Louis Simo, kız arkadaşıyla birlikte yaşayan genç bir adamdır. Karısının kendisini aldattığı fikrini saplantı haline getirmiş bir adam sayesinde ve bunun gibi işlerle para kazanan Louis, bir sabah Hollywood'dan küçük oğluna kadar herkesi etkileyen bir olay üzerine harekete geçer. Olay, 'Superman' George Reeves'in ölümüdür. Louis'i ilgilendiren kısmı ise, kayıtlara intihar olarak geçen bu ölümün bir cinayet olabileceği şüphesidir.
Genç adamın ailesini ve yakın arkadaşlarını araştırmaya başlayan Dedektif Louis, polis ve Reeves'in bazı arkadaşları tarafından türlü engellere maruz bırakılsa da işin peşini bırakmaya niyetli değildir. Olayı araştırmaya devam eden genç adam, Reeves'in intihar ettiği odanın tavanı ve duvarında mermi izleri görür.
Genç adamın sevgilisinden, etrafındaki insanlara kadar genişleyen mercekte Hollywood camiasının filmlerde görüldüğü gibi masumâne ve işlerinin sadece sinemadan ibaret olmadığını farkeden Louis, adeta yılan hikayesine dönen bu ölümün gerçek yüzüyle tanışır.
Ancak ne var ki, görünen gerçek pek kullanışlı değildir ve dedektifimiz, bu oyun dünyasında kaybolmanın eşiğindedir.
Not: Bu film, 1914 - 1959 tarihleri aarasında yaşayan 'Superman' George Reeves'in ölümünün gerçek hikayesidir.
Gerçek yaşamdan uyarlanmış film The Express
8 Kasım 2011 Salı
Bu Filmde Mafyanın Parmağı Var
Hollanda'nın en tanıınmış mafya lideri, Freddy Heinekken'in kaçırılmasını konu alan ve kendisini olumsuz bir şekilde gösteren filmin piyasaya çıkmasına engel olmaya çalışıyor.
"Hollanda'nın Babası" olarak tanınan Willhem Hollaader, önümüzdeki hafta gösterime girecek bir filmi engellemek amacıyla bugün hâkim karşısına çıkacak.Söz konusu olacak film, 1983'de gerçekleşen bir adam kaçırma olayına dayanıyor.
"Heineken'in Kaçırılması" isimli film, Hollandalı dünyaca ünlü bira üreticisi Heineken ailesinin lideri Freddy Heineken'in, mafya babası Hollaader tarafından kaçırılması olayını beyaz perdeye taşıyor.
1983 Kasım'ında yaşanan olay, Hieneken'in 10 milyon dolarlık fidye karşılığında serbest bırakılmasıyla sonuçlanmıştı. Heineken firmasının bir uluslararası isim halibne gelmesinde rol oynayan Alfred Henry Heineken 2002 yılında, 78 yaşında ölmüştü.
Filmde Hollaader'in ismi doğrudan anılmamış olsa da, ülkenin en ürkülen isimleri arasında bulunan Hollaader, filmde olumsuz bir şekilde yansıtıldığını düşünüyor ve filmin gösterime girmesine engel olmaya çalışıyor.
Duruşma Amsterdam'da, çok sıkı güvenlik önlemleri altındaki bir mahkemede yapılacak ve halen hapiste olan Mafya babası Hollaader de duruşmaya girecek.
Bu arada filmin yapımcıları, Heineken'in kaçırılma olayını yorumlama biçimlerinin tartışılmayacağını ve davayı kazanacaklarına kesin gözüyle baktıklarını belirtti.
The Heineken Kidnapping (Heineken'in Kaçırılması) adlı filmin gelecek hafta Hollanda sinemalarında gösterilmesi planlanıyor.
İHLAS HABER AJANSI
Alıntıdır...
Sultanın Sırrı
Türk sinemasının kalitesi günden güne artarken, tarihimize olan ilgi ve bu tarihin sinemaya yansıtılmasına ilgi de artıyor. Türk sineması romandan uyarlanmış bir konuyu değil ama romanlara konu olacak bir konuyu sinema sevenlere sunmaya hazırlanıyor.
Hangi filmden mi bahsediyorum.Yönetmeninin deyimiyle, filmin bütün konusunun gerçek olduğu , sadece karakterlerin hayali olduğu Sultanın Sırrı filminden. Filme, Kültür Bakanlığı, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı destek veriyor. Daha fazlasını merak ediyorsanız Zaman Gazetesi'nden Ayhan Hülagü'nün filmin yönetmeni ve oyuncularıyla yaptığı görüşmesini kaleme aldığı yazısını okuyunuz.......
Ömer Erbil'in senaryosunu yazdığı, Hakan Şahin'in yönettiği 'Sultanın Sırrı' filminin çekimleri başladı. Aralık ayında gösterime girecek olan film, II. Abdülhamit'e ait bir sırrın peşinde koşan Amerikan ajanının mücadelesini anlatıyor.
İstanbul'un yeraltında geçen filmde, 1200 yıllık dehlizler kullanılıyor. Senaryosu, Dan Brown'un aynı adlı kitabından sinemaya aktarılan Da Vinci'nin Şifresi'yle benzerlik gösteren filmin senarist, oyuncu ve yönetmeniyle konuştuk.
Osmanlı Devleti hükümdarlarından II. Abdülhamit'in petrol ile ilgili sırrından haberdar olan Amerikalı bir profesör bir gün İstanbul'a gelir. Topkapı Müzesi'nde saklı gizemli sandığı bulmak için çabalar. Profesörün karşısına gizli bağlantıları olan bir müze müdürü çıkar. Sonunda yer altına inmeye karar verir ve macera başlar. Bu senaryo Dan Brown'un tartışmalara yol açan Da Vinci'nin Şifresi filmini hatırlatmış olabilir size. Ama biz Ömer Erbil'in senaryosunu yazdığı, Hakan Şahin'in yönetmenliğini üstlendiği 'Sultanın Sırrı' filminden bahsediyoruz. Ünlü bir ressamın değil, bir Osmanlı Sultanı'nın sırlarından...
İstanbul 2010 Kültür Başkenti Ajansı tarafından desteklenen filmin çekimleri İstanbul'da başladı. Başrollerini Amerikalı Mark Dacascos, Emanuel Betencourt, Sinan Albayrak, Burak Sergen, Zeynep Beşerler'in paylaştığı filmde Şerif Sezer, Semih Sergen, Tayfun Sav, Altan Akışık, Muhammed Cangören ve Elif Duru da rol alıyor.
Sultanın Sırrı'nın setini ilk gün Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay da ziyaret etti. Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın senaryo desteği verdiği filmin çekimlerini yerinde inceleyen Günay, oyuncularla bir süre sohbet etti. Filmin senaristi ve yapımcısı Ömer Erbil'e filmin Dan Brown'un senaryosuyla benzerliğini soruyoruz ilk önce. "Bu filmin senaryosu yazılırken Brown'un kitabı henüz basılmamıştı." diyor. Basında yer alan haberlere açıklık getiriyor: "Benzetiliyor olması güzel bir şey. Dünyaca bilinen bir hikaye. Ancak hayaller üzerine yazılmış. Bizim hikayemizin temelleri var ve gerçeklere dayanıyor. Arşiv belgeleri, yerli yabancı kaynaklar hikayemizin gerçekliğini güçlendiriyor." 'Dan Brown milyonlarca insanı kutsal kaseye inandırdı.' diyen Erbil'in 'bu toprakların' yazılı kaynaklardaki gerçeklerini beyazperdeye aktardıklarını anlatırken gözlerinin içi gülüyor.
Yönetmen Hakan Şahin ise iki filmin karşılaştırılmasından rahatsızlık duymuyor. Şahin, Sultanın Sırrı'nın diğer filmden daha kaliteli olacağından emin bir şekilde sözü alıyor: "Hollywood'un çektiği bir filme rakip gösteriliyoruz. Bu bizi mutlu eder. Biz İstanbul'un güzelliklerini, yer altı dehlizlerini yeni bir sinema diliyle anlatacağız." 'Film neyin altını çiziyor?' sorusuna ise iç çekerek cevap veriyor: "Bugün yeni dünyaya şekil veren petrolün önemini yıllar önce bir Osmanlı hükümdarı biliyordu. Zenginliklerimizi ve İstanbul'u anlatma derdindeyiz."
Bu filmde anlatılanların hepsi gerçek
Filmin hikâyesini, nerelerde çekileceğini soruyoruz yönetmene. Başlangıçtaki 15 dakikalık bölüm Batman'da çekilecek. Profesör ile müze müdürünün karşılaştıkları bu sahne için önceleri Kerkük düşünülmüş, ancak izin alınamadığı için Batman ayarlanmış. Diğer bütün sahneler ise İstanbul'da çekilecek. Yönetmen, filmin bütün konusunun gerçek olduğunu söylüyor, sadece karakterler hayali. Topkapı Sarayı, Yıldız Sarayı, Arkeoloji Müzesi, Ayasofya gibi tarihi mekânlar gerçekliği artırmak için filme mekân olarak seçilmiş.
1200 yıllık dehlizler kullanılıyor
Yönetmen ve senarist film için 1,5 yılda masa başı işleri halletmiş, filmin çekileceği mekânları da beraber gezmiş. İstanbul Üniversitesi'nden uzmanları ve mağaracıları yanlarına almayı ihmal etmemişler tabii. Ne de olsa yer altından ne çıkacağı belli olmaz.
Yönetmen bazı dehlizlerde gaz ölçümleri yaptıklarını, bazılarını ise ilaçladıklarını söylüyor. İstanbul'un yollarının altında aynı büyüklükte yolların olduğunu öğrenince biz de şaşırıyoruz. Erbil ise, 'Yeni mekânları gün ışığına çıkarıyoruz, dokusu bozulmamış 1200 yıllık dehlizleri seyirciye gösteriyoruz.' diyor. Filme olan merakımız biraz daha artıyor.
25 Hollywood oyuncusu oynamak istedi
4 milyon TL bütçeli film, 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından destekleniyor. Filmde birçok Hollywood oyuncusuna teklif götürülmüş. Yurtdışındaki oyuncuların filmin senaryosunu çok beğendiğini ve filmde yer almak istediğini söyleyen yönetmen, filmde neden yer alamadıklarını ise şöyle anlatıyor: "En az 25 oyuncuya teklif götürdük. Amerikan emperyalizmini eleştirmesine rağmen Amerikalı oyuncular tarafından çok beğenildi. Onların programı iki yıl önce hazırlandığı için projede yer alamadılar. Ama Mark Dacascos ile Emanuel Betencourt ile anlaştık."
Benim için yeni bir fırsat
Emanuel Betencourt: Bu senaryo hem geçmişten izler taşıdığı hem de geçmişi bugünle harmanlayarak günümüz dünyasında neler olup bittiğini anlattığı için çok değerli. Bu çeşit bir film için kusursuz bir zamanlama. Oldukça etkileyici ve güçlü bir film olabileceğini söyleyebilirim. Benim için yeni bir fırsat ve yeni bir tecrübe, filmin bir parçası olabilmekten oldukça mutluyum.
Zeynep Beşerler: Müzenin müdür yardımcısını oynuyorum. Film gerçekleri işliyor. Bu, beni çok etkiledi. Çok güçlü bir senaryosu var. Gençlerimiz okumadığı için bu tür bilgileri bilmeden yaşıyorlar. Onlar öğrensin diye bu filmde rol aldım. Çok konuşulacak bir film olacağını düşünüyorum.
Süprizlerle dolu bir film
Burak Sergen: Film, çekilen mekanlar açısından dört dörtlük. Uzun yıllardır saraylarda film çekimi için izin alınamıyordu. Biz bunu başardık. Türk Amerikan ortak yapımı bir film. Çekilen mekanlar ve senaryosu açısından çok gizemli. Senarist seyirciye ufak sürprizler hazırlamış ve bu filmi daha da çekici hale getiriyor. Da Vinci'nin Şifresi filmiyle senaryo olarak benzerlik yok. Tüm gizem uyandıran filmler ona benzetiliyor bu yanlış. Ufak göndermeler var ama özgün bir senaryo.
Senaryodan etkilendim
Sinan Albayrak: Senaryoyu okuduğumda başlangıcı ve sonunun çok mantıklı hikayelerle birbirine bağlandığını gördüm. Bu beni cezp etti. Böyle senaryolar çok az yazılıyor. Burada bir ekip çalışması var. Ayrıca İstanbul'un yeraltı şehri bu filmle keşfedilecek. Bunun bir ilk olması ve böyle bir projede yer almak heyecan verici. Örneğin Abdülhamit'in tahttan indirildiği salonda biz çekim yaptık, orada 4 kapı bulunuyor ancak ikisi sahte. Herhangi bir baskın anında orayı terk edebilmek için yapılmış kapılar bunlar. Bunları yakından görmek heyecan verici.
Alıntıdır...
7 Kasım 2011 Pazartesi
4 Kasım 2011 Cuma
127 Saat
127 Saat filmini izle
22 Ekim 2011
Konusu : Dağcı Aron Ralston’un başından geçenlerin gerilim dolu gerçek hikayesi… Genç bir dağcı olan Aron, Utah yakınlarında büyük bir kaya parçasının arasına sıkışır. Hayatı için bir çeşit tuzağa dönüşen bu olayda Aron, soğukkanlı olması gereken şoke edici bir çözüm yolu bulur.127 Saat ~ 127 Hours filmi oyuncuları : James Franco, Kate Mara, Amber Tamblyn, Lizzy Caplan, Clémence Poésy, Kate Burton, Pieter Jan Brugge, Brad Johnson, Sean Bott, Treat Williams, Norman Lehnert, Aron Ralston, Kyle Paul, Luke Drake, Christopher K. Hagadone, Spencer Walsh, Priscilla Poland, Marks Spencer, Koleman Stinger, Peter Joshua Hull, Bailee Michelle Johnson, Jessica Ralston, John Lawrence ı, Lonzo Liggins, Rebecca C. Olson, John Lawrence, Robert Bear, Elizabeth Hales, Parker Hadley, Tye Nelson, Patrick Gibbs, Darin Southam, Fenton Quinn
Türü : Belgesel, Biyografi, Dram, Gerilim, Macera
Yönetmeni : Danny Boyle
Filmin Adı & Dili : 127 Saat ~ 127 Hours macera filmini türkçe izle
Yapım Yılı & Ülkesi : 2010 – ABD
Senaryosu : Danny Boyle, Simon Beaufoy, Aron Ralston
Yapımcısı : Danny Boyle, John Smithson,, Tom Heller, John J. Kelly, Diarmuid Mckeown, John Smithson, Tessa Ross, Bernard Bellew, Christian Colson, Cameron Mccracken, Lisa Maria Falcone, Gareth Smith
Görüntü Yönetmeni : Enrique Chediak, Anthony Dod Mantle
Müzikleri : *
Süresi : 94 dakika
Titanic
Titanik Filminin Konusu
Yüzyılımızın başları… Ademoğlunun doğa üzerindeki egemenliğinin göstergesi, insan elinden çıkmış en büyük ve en gösterişli yüzen araç olan Titanic yola koyuldu. Batmaz, sarsılmaz denilen bu büyük lüks yolcu gemisinde yolculuk yapmak, 20. Yüzyılın muhteşem bir rüyasıydı. Ancak bu büyük rüya sadece 4.5 gün serecek ve anısını bir sonraki yüzyıla bile taşıyacak büyüklükte bir kabusa dönüşecekti. İşte bugün bile heyecan uyandıran bu acı ancak bir o kadar da sinematografik felaket hikayesini bu kez James Cameron'un yönetiminde ve sinema tarihinin gördüğü en büyük bütçeyle gerçekleştirilmiş son versiyonuyla izliyoruz. Geminin ilk ve son yolculuğuyla örtüşen, kısa soluklu ama ölümsüz bir aşk öyküsüne yer veren Cameron, Titanic kadar büyük bir aşk öyküsü merkez alarak, bu bildik felaketi farklı bir tarzda anlatmak istemiş. Aşıklar ise son dönemde yükselen yetenekli genç oyuncular kuşağının öne çıkan isimlerinden Kate Winslet ve Leonardo Di Caprio. 1998'de 14 dalda Oscar adayı olan Titanic, 11 dalda heykelcik kazandı.Alıntıdır
The Pursuit of Happyness

The Pursuit of Happyness – 2006: Biraz süslenmişse de gerçek olaylardan esinlenen bu film, evsiz bir babanın, çocuğuyla tren istasyonlarında ve sığınaklarında verdiği hayat mücadelesini anlatıyor. Bütün bunlara rağmen filmi yüzümüzde gülümsemeyle izliyoruz. Şu Will Smith ne şeytan tüylü bir adam böyle.
Alıntıdır
Schindler’s List

Schindler’s List – 1993: Bütün Oscar’lara aday olan ve film, yönetmen, müzik ve senaryo dahil yedi dalda ödül kazanan film, Apollo 13 kadar eğlenceli ya da Zodiac kadar detaylı değil ama tamamen gerçek olaylara dayanıyor ve Amerikan Film Enstitüsü’ne göre tüm zamanların en iyi yüz filminden biri.
Alıntıdır
The Mothman Prophecies (2002)
Filmin Hikayesi: Başarılı gazeteci John Klein (Richard Gere), karısıyla mutluluğun doruğundayken bir araba kazası geçirir. Kaza, karısının gördüğünü düşündüğü, kendisinin görmediği bir ‘şeye’ çarpmamaya çalışırken olmuştur. Karısını kaybeden John, senelerce olayın etkisinden kurtulamaz.Vali ile görüşeceği toplantıya arabasıyla giderken kendini iradesi dışında ‘Point Pleasant’ isimli bir kasabada bulur. Kasaba halkı günlerdir garip olaylarla iç içe yaşamaktadır. Olayları araştıran Çavuş Connie Parker (Laura Linney) çaresizdir. John, nasıl olupta gitmesi gereken yerin tam ters istikametinde bulunan bu kasabaya geldiğini araştırırken ‘Point Pleasant’ da yaşanan garipliklerle karısının ölümüne neden olan kaza arasında garip benzerlikler keşfedecek ve Connie ile birlikte karısının yaşamını alan güveye benzer kanatlı böceklerin ve kendisini bu kasabaya gitmeye zorlayan doğa üstü güçlerin, gelecekten haber veren yaratıkların amaçlarını anlamaya çalışacaktır.
Gerçek Hikaye: Point Pleasant, West Virginia’da, 1966 ve 1967 yılları arasında yaklaşık 13 ay boyunca gözlemlenen, GüveAdam isimli, tanımlanamayan, büyük, kanatlı bir yaratığın olduğu raporlanmıştır. Daha sonra 15 Aralık 1967'de Point Pleasant’ı Ohio’ya bağlayan, Ohio nehri üzerindeki Silver Bridge çökerek, 46 kişinin ölümüne yol açmıştır.
Alıntıdır
Hachiko
Hachiko: A Dog’s Story Bir Köpeğin Gerçek Hayat Hikayesi
Daha önce 1987 yılında Hachiko Monogatari isimli japon filmine konu olan film 2009 yılında Amerikalı yapımcılar tarafından yeniden yorumlanmış.Ama bu sefer filmin başrolünde Richard Gere var..Filmin konusu bir kolej profesörü ve tren istasyonunda bulduğu köpek etrafında dönüyor..Film Japonya’dan gönderilen Akita cinsi yavru köpeğin taşıma sırasında tren istasyonunda kaybedilmesi ve Parker’ın (Richard Gere) köpeği bulmasıyla başlıyor. Profesör ve ailesi İlk başta "sadece sahibini bulana kadar bizim evde kalacak" desede köpeğin sahibi hiçbir zaman bulunamaz ve Parker ile ailesi köpeğe iyice bağlanırlar. Hachi, Parker hergün işe giderken yanında gidip onu uğurlar ve dönüşte karşılar. Fakat bir gün Hachi onunla gitmek istemez ve Parker’ın da gitmesini istemez işte o gün Parker kalp krizi geçirir ve hayatını kaybeder.
Profesörün hayatını kaybetmesinden sonra Hachi istasyona gider ve profesörün gelmesini bekler başkaları onu sahiplendiysede yanlarında durmaz kaçarak istasyona döner, profesörün ölümünden itibaren tam 9 yıl istasyonda sahibini bekleyen Hachi en sonunda istasyonda hayata gözlerini kapar..
Aşağıdaki resimde eğer yalan değilse gerçek Hachiko’ya ait bir resimmiş..Hayvanlar insanlardan daha hayırlıdır denir de bazıları inanmaz işte bu olay hayvanların ne kadar sadık olduğunu bazen insanlardan bile daha vefalı olduğunu gösteriyor..
Filmin Japon yapımı olanını izleyemedim fakat 2009 Amerikan yapımını izledim, Amerikan versiyon çok güzel olmuş Richard Gere’in oyunculuğu çok iyi Hachiko rolünde oynattıkları köpek çok tatlı filmin sonunda ise gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz :)
Wikipedia Hachiko Sayfası
Amerikan Yapımı Filme Ait Sinemalar.com Sayfası
Alıntıdır
Them (Ils) (2007)
Filmin Hikayesi: Lucas ve Clementine, ormanın içindeki gözlerden uzak evlerinde, bir gece, dışarıdan gelen garip bir sesle uyanırlar. Kabus, başlamak üzeredir. Elektrik ve telefon hattı kesiktir; dış dünya ile kesinlikle iletişim kuramamaktadırlar. Pencereler, kendi kendine kapanmaya başlar ve evin içine doğru tutulan gözleri kör edici parlak bir ışık belirir.Lucas ve Clementine, korkunç bir saldırı altındadırlar ama saldırı, nereden ve kimden gelmektedir? Bunu öğrenmek için yeteri kadar vakitleri bile olmayabilir çünkü ölüm, artık kapılarının ucundadır.
Gerçek Hikaye: İddialara göre filmin hikayesinin Çek Cumhuriyeti’nde tatil yapan Avustralyalı bir çiftin, üç genç tarafından öldürülmesine dayandığı söylenmektedir, ancak bu iddiayı kanıtlayacak herhangi bir kanıta hâlâ rastlanmamıştır.
Alıntıdır
Wolf Creek (2005)
Filmin Hikayesi: Liz, Kristy ve Ben sırtlarına çantalarını alıp Avustralya gezisine çıkan üç çılgın gençtir. Planları bol bol eğlenmek ve yeni yerler keşfetmektir.‘Wolf Creek’ Ulusal Parkı’na geldiklerinde önlerinde uzanan geniş araziye baktılarında gençliklerinin bütün heyecanının, dostluklarının, aşklarının güzel hayallerine dalarlar. Başlarına gelecek olan dehşetten habersiz….
Arabalarının bozulması ile çaresiz kalan gençler yoldan geçen birilerinden yardım almak için beklemeye başlarlar. Gecenin karanlığında gözlerini kamaştıran ışık Mick Taylor adındaki esrarengiz adamın kamyonetinin farından başka bir şey değildir. Kendilerine yardım edeceğini söyleyen bu adama güvenip sabahın ilk ışıklarıyla yollarına devam etmek üzere uykuya dalarlar. Ama gençler Mick’in gerçek yüzünü göstermesiyle sonunda dehşet olan bir yola doğru gideceklerdir.
Gerçek Hikaye: Greg McLean filmin senaryosunu ilk başta hayal ürünü olarak yazmıştı, ancak daha sonra gezginlere saldıran 2 Avustralyalı katili öğrenince hikayede gerçek olaylara dayanarak değişikliklere gitmiştir. Bu katillerden biri, İngiliz bir turisti öldüren ve bir diğerini de Temmuz 2001'de alıkoyan Bradley John, diğeri ise 90'lı yıllarda, otostopçuları yakalayıp ormanlık alanda işkence ederek öldüren Ivan Milat’dı. Her iki katil de daha sonra yakalanıp ömür boyu hapse mahkûm edilmiştir.
Alıntıdır
Örtülü Gerçek
Örtülü Gerçek Filminin Konusu
Irak’daki bir yerde konuşlanmış olan küçük bir Amerikan askeri birliği üzerine odaklanan Redacted, farklı bakış açıları ile bu askerlerin karşılaştıkları durumlara verdikleri tepkileri, yerel Irak halkına karşı tutumlarını ve her iki taraftaki medyanın bu olayları nasıl yansıttığını konu alıyor. Gerçek olaylardan esinlenen kurgu bir öykü olan film, medyanın yarattığı imajların gücünü ve tercihlerimizi nasıl etkilediğini büyük bir açıklık ile gözler önüne seriyor.Yönetmen : Brian De Palma
Senaryo : Brian De Palma
Oyuncular : Sahar Alloul, Eric Anderson, Lara Atalla, Karima Attayeh, Francois Caillaud
Filmin Türü : Suç, Drama
Orijinal Adı : Redacted
Yapımcı Firma : Film Farm, The
Yapım Yılı : 2007
Yapım Ülkesi : ABD, Kanada
Orijinal Dili : İngilizce, Fransızca, Arapça, Almanca
Filmin Süresi : 90 dakika
Resmi Sitesi : http://www.redactedmovie.com/
Dağıtıcı Firma : Özen Film
Vizyon Tarihi : 15.02.2008
Alıntıdır
Teksas Katliamı
Teksas Katliamı'nın 1974 de çekilen orijinal versiyonu, kanı donduran gerçekçi sahneleri sayesinde izleyenleri şok etmiş ve büyük bir başarı elde etmişti. Gerçek olaylara dayanan bu korku hikâyesi, türünde bir çok filme öncülük etmiş, tüm zamanların en iyi korku filmlerinden sayılıyor. İlk film 150. 000 dolar gibi mütevazi bir bütçe ile kotarılmış olmasına karşın, benzeri görülmemiş bir başarı kazanmış ve 100 milyon doların üzerinde hasılat yaparak sinema tarihinin en iyi kült filmlerinde birisine dönüşmüştü.
“Deri Surat” şeytanı ifade eden bir ikon olarak popüler kültürde yerini alırken, ilk film bütçesinden daha çok gişe yaparak da sinema tarihinin ticari açıdan da en başarılı filmlerinden olmuştu. Pearl Harbor, Armageddon, Ada filmlerinin yönetmeni Micheal Bay ın yapımcı koltuğunda oturduğu bu yeniden çevrim de ilk filmki gibi ABD sinemalarını sallamıştı.
“Teksas Katliamı” filmleriyle ilgili olarak en tüy ürpertici şey, filmin hikâyesinin gerçek bir hikâyeden esinlenmiş olması. Filme konu olan bazı cinayetler 1947 ve 1957 tarihleri arasında ABD de ed gein adında seri bir cinayet işlendi. Filmdeki benzer şekilde insan maskesi takan gein kaçırıp öldürdüğü insanların derilerini ev eşyası yapmak için kullanıyordu. Düzenlenen baskında Gein in evinde insan derisi ile kaplı koltuklar, yine insan derisinden kaplı abajurlar, kafataslarından çorba kaseleri, insan dudaklarından yapılmış bir kolye, vajina ve göğüslerden yapılmış bir yelek, üzeri göğüs uçları ile süslenmiş kemer ve bunlara pek çok benzer eşya bulundu. Kurbanların tüm vücutlarını kullanan ve derilerini bir maske olarak yüzüne geçiren Gein Deri Surat olarak akıllara kazındı. . . .
Alıntıdır
Audrey Rose (1977)
Filmin Hikayesi: Templeton ailesinin düzenli yaşamları, anne baba Janice ve Bill’in, 11 yaşındaki kızları Ivy’i bir adamın sürekli olarak takip ettiğini farketmeleriyle altüst olur. Doğum günü yaklaşmakta olan Ivy ise kabuslar görmekte ve her gece kriz nöbetleri geçirmektedir. Bill polise başvurur fakat bir sonuç alamaz. Audrey Rose ise, bir trafik kazası sonucu arabanın içinden çıkamayıp annesiyle beraber yanarak feci şekilde can veren küçük bir kızdır. Yıllar sonra bir falcı, babası Elliot’a Audrey Rose’un hala hayatta olduğunu söyler. Ivy’i takip eden adam Elliot’tur ve ölen kızı Audrey’nin ruhunun reenkarnasyon geçirerek Ivy’nin bedeninde yaşadığına inanmaktadır.Gerçek Hikaye: Frank De Felitta’yı bu romanı, daha sonra da filmin senaryosunu yazmaya iten olay, 6 yaşındaki oğlu Raymond’un daha önce hiç piyano dersi almadığı halde birdenbire mükemmel bir şekilde piyano çalmasıymış. De Felitta Los Angeles’da daha sonra bu konuyu araştırınca, Raymond’un bu yeteneğinin vücut bulma olduğunu öğrenir. Bunun anlamı, çocuğun daha önceden pek çok hayat yaşadığıdır. Bu olaydan sonra da yazar reenkarnasyona inanmaya başlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








