küf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
küf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2014 Cumartesi

Küf

Basri, demir yollarında yol bekçisi olarak çalışmaktadır ve yalnızdır.Tek oğlu olan Seyfi tam 18 yıl önce, okuduğu üniversitede öğrenciyken gözaltına alınmış ve o günden sonra hiç kimse Seyfi'den haber alamamıştır. Bu durumda ne ölüdür Seyfi, ne sağ... ne vardır ne de yok... Oğlu kaybolduktan altı yıl sonra da karısı ölmüştür Basri'nin.Basri, oğlunun kaybından sonra, yavaş yavaş toplumdan soyutlamaya başlamıştır kendisini. Onu günden güne çepeçevre saran bir umut yaşatmıştır bugüne kadar. Her gün kontrol etmek için üzerinde yürüdüğü tren yolları, 18 yıldır aralıksız her ayın başında ve ortasında oğlunu bulmaları için yazdığı dilekçeler...Anadolu'nun bereketli toprakları ve onu sarıp sarmalayan uçsuz bucaksız tren yolları, umut ve vicdan...

15 Haziran 2013 Cumartesi

Ödüllü film salon bulamıyor

Dünya prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde yönetmeni Ali Aydın’a ‘Geleceğin Aslanı Ödülü’nü kazandıran ‘Küf’ filmi, Avrupa’da pek çok şehirde, onlarca sinema salonunda gösterilirken Türkiye’de kendisine salon bulamıyor. Sinema salonları tekelleştiği için nitelikli bağımsız filmlerin salon bulamadığını söyleyen Ali Aydın’la ‘Küf’ün çilesini konuştuk.

YÖNETMEN Ali Aydın’ın ilk uzun metrajlı filmi ‘Küf’, demiryollarında yol bekçisi olarak çalışan Basri’nin 18 yıldır kayıp olan oğlunu ararken, toplum tarafından yalnızlaştırılma hikâyesini anlatıyor. Başrollerini Ercan Kesal, Muhammet Uzuner ve Tansu Biçer’in paylaştığı film, uluslararası festivallerde pek çok ödüle layık görüldü. Avrupa’da pek çok şehirde onlarca sinema salonunda gösterilirken Türkiye’de kendisine salon bulamıyor. Bağımsız filmlerin yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu söyleyen Aydın, filminin vizyon macerasını ve yaşadıklarını anlattı:

İTALYA’DA 16 ŞEHİRDE GÖSTERİLDİ

“Avrupa’dan aldığımız ödüller ve dünya genelinde katıldığımız 25 festivalde aldığımız övgüler üzerine filmimizi gösterebilmek için karşılaştığımız zorluklar inanılmaz bir tezat oluşturuyor. ‘Küf’ iki hafta önce İtalya’da 16 şehirde 16 salonda gösterime girdi. Gelecek ay başında Yunanistan’da da girecek ve başka ülkelerle görüşmelerimiz de sürüyor. Ancak Avrupa’da filmi vizyona sokmak Türkiye’den daha kolay bir hal aldı. Biz son altı aydır Türkiye’deki dağıtımcılarla konuşuyoruz, hep gösterim tarihi ayarlamaya çalışıyoruz. Türkiye’deki büyük dağıtım ağının yaklaşık yüzde 85’ini elinde tutan Mars Group tarafından, bugüne kadar filmin gösterilebileceği bir salon açılmadı. Girse bile zaten bir hafta sonra vizyondan kaldıracaklar. Halbuki bir filmin seyircisine ulaşabilmesi ve 30-40 bin dolar civarındaki baskı maliyetini karşılayabilmesi için bir ay, en az üç hafta vizyonda kalması lazım.

Yapılan hukuki açıdan rekabet kurallarına aykırı bir davranış. Böyle keyfi bir uygulama yapılamaz. Sanat filmlerine de yer ayırmak zorundalar. Sürekli ticari filmleri vizyona sokup bizleri kenara bırakamazlar. Biz rekabet edemeyecek durumda bırakılıyoruz. Bunun eşit şartlarda yapılıyor olması gerekir. Üstelik artık Anadolu’da da şansımız kalmadı çünkü Anadolu’daki salonlar da büyük grupların eline geçiyor. Bu engelleme süreci geçen sene Emin Alper’in ‘Tepenin Ardı’ filmine karşı başladı, şimdi ‘Küf’ de bu kervana katıldı. Bu durum önümüzdeki yıllarda daha korkunç hale gelecek.


Biz Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan destek alarak çektiğimiz bu filmden hiç para kazanmadık, zaten para kazanmak için de yapmadık. Ancak filmin dijital kopyalarını göstermek için bile artık bizden kopya başına yaklaşık 750-800 Euro civarında para isteniyor. Bu halde 20 kopya, 15 bin lira demek. Ticari filmler üreten özel şirketler bu parayı ödeyebilir. Ancak ticari kaygı gütmeyen sanat filmlerinin yapımcıları bunu karşılayamaz. Yani, bizi yok etmeye çalışıyorlar.

BAKANLIK DESTEĞİNİN ANLAMI KALMADI

Kültür Bakanlığı’nın artık filmlere destek vermesinin de bir önemi kalmadı çünkü filmleri gösterebileceğimiz salon kalmadı. Zaten bakanlık filmlere destek verirken vizyona girmeyi şart koşuyor. Eğer ihlal edersen desteği cezasıyla birlikte geri ödüyorsun. Yani yakında Kültür Bakanlığı’ndan destek alan filmlerin birçoğu çöp olacak. Bağımsız filmlerin üretim sayısı çok çok azalacak.”

Film iyiyse kendi yolunu buluyor

Mars Entertainment Group CEO’su Muzaffer Yıldırım, bir gazetede yayımlanan söyleşisinde eleştirileri yanıtlamıştı: “14 ayda 68 Türk filmi oynadı. Bu filmlerin 8’i yüzde 90 ciro yaptı. Kalan 60 film battı. Bizim gıdamız, oksijenimiz film. Biz de Jîn, Eve Dönüş, Dağ filmlerine para yatırdık. Önümüzdeki dönem için 20 milyon dolar bütçe ayırdık, film yapacağız. Reha Erdem gibi bir ismi desteklememek mümkün değildi. Amacımız başarılı Türk filmlerinin cirosunu artırmak. 20 milyon bilet var Türk filmlerinde, 40 milyona çıkarmak istiyoruz.  Film iyiyse kendi yolunu buluyor. Bu filmler yaz aylarında girmeli vizyona. Hem Art House film yapıp hem de Kanyon, İstinye Park gibi box office salonlarda çıkmak imkânsız. Binlerce insan çalıştıran bir endüstriyiz.”

Ezgi ATABİLEN
kaynak: hurriyet.com.tr

3 Mayıs 2013 Cuma

Altyazı'da Gençlik Endişesi


Frances Ha, Dans la Maison, Küf, Carlos Reygadas, Deniz Akçay... Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Mayıs sayısı çıktı.

Altyazı Aylık Sinema Dergisi’nin Mayıs sayısının kapağında, Noah Baumbach’ın son filmi Frances Ha’dan bir kare yer alıyor. Dergide, Baumbach’ın filmini Lena Dunham’ın fenomen dizisi Girls ve Alman yönetmen Jan Ole Gerster’in ilk uzun metrajı Eyvah (Oh Boy) ile karşılaştıran değerlendirme yazısı okunabilir.

FRANÇOIS OZON İLE EVDE
Evde (Dans la Maison), François Ozon’un son yıllardaki en iyi işlerinden biri olarak kabul ediliyor. Edebiyattan kuvvet alan, gerçekle kurmacayı hınzırca iç içe geçiren Evde, Mayıs sayısında derinlemesine bir eleştiri yazısıyla ele alınıyor.

KÜF ve ALİ AYDIN 
Ali Aydın’ın Venedik’ten Geleceğin Aslanı ödülüyle dönen ilk filmi Küf, uzun yıllar önce kaybolmuş oğlunun izini süren bir babanın dramı üzerinden gözaltındaki kayıplara eğiliyor. Dergide ayrıca yönetmenle yapılmış bir söyleşi de bulunuyor.

CARLOS REYGADAS ile İZLİYORUM
Altyazı’nın en sevilen bölümlerinden ‘İzliyorum’un bu sayıdaki konuğu, Cennette Savaş (Batalla el Cielo) ve Sessiz Işık (Stellet Licht) gibi filmleriyle adını dünya sinemasının yükselen yıldızları arasına yazdıran Carlos Reygadas. Altyazı yazarlarıyla ekran karşısına oturan ve sazı eline alan Meksikalı yönetmen, en sevdiği filmlerden örnekler eşliğinde sinema anlayışına dair ipuçları veriyor.

ALTYAZI’da ayrıca;
*Deniz Akçay Katıksız: Genç yönetmenle ödüllü ilk filmi Köksüz üzerine
*Gazeteci Çocuk (The Paperboy): Bataklığa gömülen ilk aşk
*Acı Reçete (Side Effects): Soderbergh’den eski usûl modern gerilim
*Güzelliğin On Par’ Etmez: Aşık Veysel'in dizeleriyle hayata tutunmak
*Oblivion: Tom Cruise’lu bilimkurgu pastişi
*Cennet: Aşk (Paradies: Liebe): Douglas Sirk’ten Ulrich Seidl’a cennetin haritası
*Saroyan Ülkesi: William Saroyan’ın gölgesi
*Fransa Günlüğü (Journal de France): Raymond Depardon ve gözün günlüğü
*Ayın Kısası: Orhan İnce’den Ali Ata Bak

kaynak: ntvmsnbc.com