sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sanat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mart 2014 Pazartesi

Türk sinema arşivi dijitalleşiyor

Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV) ve İstanbul Şehir Üniversitesi Sinema TV Bölümü, Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesiyle, Osmanlı’dan başlayarak Türk sinemasına dair yazılı, görsel ve işitsel tüm materyali akademik araştırmayla derleyip, dijitalleştiriyor.

Sinemanın coğrafyamıza giriş tarihi, sinemanın doğuşunun bir yıl sonrasına, yani 1896’ya denk geliyor. Ancak Türk sinemasının kaynaklarını koruma çabaları ve sinema tarihi konusundaki çalışmalar oldukça geç başladığı için, bugün sinema tarihimize dair bilgi ve belgelerin pek çoğu dağınık halde bulunuyor. Üstelik erişimi de oldukça sıkıntılı. Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV)’nın İstanbul Şehir Üniversitesi Sinema TV Bölümü katkılarıyla başlattığı Türk Sineması Araştırmaları (TSA) projesi işte bu probleme çözüm arayışından doğmuş.

TSA projesinin öncelikli amacı; Türk sinemasının başlangıcından bugüne dek yaklaşık yüz yıldır ortaya koyduğu birikimin gelecek kuşaklara doğru ve sistematik bir şekilde aktarılmasını sağlamak ve elbette sinema tarihi üzerine yapılacak yeni araştırmalara zemin hazırlamak. Bugüne dek 8 ayrı özel, 2 devlet arşivi bu anlamda elden geçirildi ve 7 bin eser halihazırda dijital ortama aktarıldı. Proje için kurulan 22 kişilik araştırma ekibi, geçen eylül ayının başından itibaren sinema tarihine dair belgeleri barındıran yurtiçi ve yurtdışındaki kütüphaneleri tarıyor, bulunan bilgi ve belgeleri dijitalleştiriyor, Osmanlı dönemi sinema çalışmalarıyla ilgili belgeleri yahut Türk sinemasına dair yabancı yayınları günümüz Türkçesine çeviriyor, her filmin künye bilgileri ve sinopsisini mutlaka seyrettikten sonra standart biçimde kayda geçiriyor.

HAZİRANDA YAYINDA
Bir film, yönetmen yahut oyuncu hakkında yapılan araştırmalar ile farklı bakış açılarıyla kaleme alınan yazıların da bulunabileceği site hakkında TSA Projesi Koordinatör Yardımcısı Barış Saydam “Bizim sitemizde en önemli şey bilginin güvenilirliğidir.  “Verdiğimiz her bilginin akademik kaynağını belirtiyoruz” diyor. İstanbul Şehir Üniversitesi Sinema-TV Dekanı Peyami Çelikcan ise, eğitimci kimliğinin de etkisiyle, kendisi açısından projenin en yararlı işlevinin “erken dönem Türk sinemasına, yani Osmanlı dönemine ait bilgi ve belgelerin derlenip, günümüz Türkçesine çevrilerek yeni araştırmalara zemin hazırlaması” olduğunu söylüyor. Nisanda test yayınına başlayacak, haziran ayının ilk günü ise kullanıma açılacak projenin danışma kurulunda Giovanni Scognamillo, Burçak Evren, Semih Kaplanoğlu, Peyami Çelikcan gibi isimler yer alıyor. Agah Özgüç ve Gökhan Akçura gibi geniş sinema tarihi arşivleriyle tanınan isimlerden de destek alınıyor.
(www.tsa.org.tr)

Ezgi ATABİLEN
 kaynak: hurriyet.com.tr

13 Ağustos 2013 Salı

Orson Welles’in kayıp filmi bulundu

Efsane aktör ve yönetmen Orson Welles’in 75 yıl önce çektiği ve evinde yandığı düşünülen kayıp filmi gün yüzüne çıktı. Film, 9 Ekim’de İtalya’da bir festivalde gösterime girecek.

ABD’li aktör ve oyuncu Orson Welles’e ait yayınlanmamış bir film bulundu.

Welles’in 1941’de çektiği ses getiren filmi ‘Citizen Kane’den 3 yıl önce çektiği düşünülen ‘Too Much Johnson’ İtalya’da bir gemi hangarında ortaya çıktı. Filmin, Welles’in Madrid’deki evinde çıkan yangında yandığı düşünülüyordu.

Ulusal Film Koruma Direktörü Annette Melville, filmin neredeyse çöpe gideceğini ancak çalışanların özel bir şey bulduklarını fark ettiğini açıkladı. Film, İtalya’nın kuzeydoğusunda bulunan Pordenone bölgesindeki ünlü sessiz film festivalinde 9 Ekim’de seyirciyle buluşacak.

kaynak: yesilgazete.org

29 Ekim 2011 Cumartesi

Abdullah Oğuz ile Röportaj


Türk Sineması ve televizyonunun karizmatik ismi Abdullah Oğuz dobra dobra konuştu... O Şimdi Mahkum filminin yönetmeni ve yapımcısı Abdullah Oğuz ile görüşmeye gittiğimizde ofisinde bir hengamedir gidiyordu. ‘Yapımcı filmi’nin ağır topu Oğuz ile konuştuğumuzda sinemayı ticaret olarak gören ama bu ticaretin sonunda ancak bağımsız, sanatsal değeri yüksek ve renkli filmlerin yapılabileceğine inanan bir sinema adamı tanıdık. Ve çok da memnun olduk. Buyurun Abdullah Oğuz’un gerçekleri.

Levent Kazak ile yeni projeleriniz var mı? 

Levent’le televizyon projelerinin dışında sadece ‘O Şimdi Asker’ filminde ortak bir çalışmamız var. İkinci filmde de yönetmen oldum. Bundan sonra böyle bir ortaklık devam eder mi bilemiyorum.


Filmin cast’ını siz mi oluşturdunuz? 

Levent Kazak, Gökhan, Yavuz Bingöl ‘O Şimdi Asker’den gelen karakterler. Onlar belli cast’lardı. Onların dışındakileri daha çok ben buldum diyebilirim. Mesela Burhan Öçal çok ilginçtir. Ben Burhan’a çok inandım. Hatta son güne kadar beni vazgeçirmeye çalıştı arkadaşlar, Burhan oyuncu değil diye. Burhan’ın karizmatik bir durumu var. Tabii ki çok zor oyuncu olmayan bir insan ile çalışmak. Çünkü neredeyse başrol onda. Bu bir riskti. Ben biraz seviyorum böyle riskleri almayı. Burhan benim arkadaşım olduğu için onun ruhunu biliyorum. Bu benim karakteri işlememde çok işime yaradı. Yeraltı dünyasının başı Numan karakterini biraz Burhan’ın özelliklerine göre işledim. Doğru bir fiziği olduğunu düşünüyorum Burhan’ın bu karakter için. Şimdi sorarsanız hala Burhan Öçal için filmden önceki fikirlerinizi koruyor musunuz diye? Evet şu an da ondan başka bir isim gelmiyor aklıma.


Filminizi bir yapımcı filmi mi yoksa yönetmen filmi mi olarak adlandırırsınız. 

Bu film bir yönetmen filmi. Ben televizyonda beş bin tane prodüksiyon yapmışım 12 senedir. Belli dönemlerde trendler oluşturmuşum televizyon sektöründe. 1992 yılında yaptığım program ‘Saklambaç’ı düşünsenize. Çarkıfelek yapmışım bunların hepsi ilklerdir. Belki bu yüzden bu işi iyi yaptık yapımcılık anlamında. Şimdi artık film çekmek istiyorum. Yani bu demek değil ki sadece ben yönetmenlik yapacağım. Başka yönetmenlere de film çekmek istiyorum. ‘O Şimdi Asker’ filminin karakterlerinden Özcan Deniz’i bu filmin cast’ına dahil etmedim. Eğer gişe endişem had safhada olsaydı onunla çalışırdım. Yapımcılık anlamında ‘Hababam Sınıfı Askerde’ çok başarılı bir film. Ama yönetmen anlamında o filmi çeker misiniz derseniz? Çekmem. Ama öyle bir projeye yapımcı olarak ismimi koyabilirim. Çünkü birkaç tane öyle film yapacaksınız ki ondan kazandığınız paralarla başka filmler yapabilesiniz.


Son dönemlerde komedi filmleri ağır basıyor. Daha doğrusu gişe yapan filmler çoğunlukla komedi. Duygusal filmler ise gişe riski taşıyor. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz? 

Evet öyle bir şey var. Komik olan film iş yapıyor. Ben bu filmde bir şekilde bütün bunları birleştirdiğimi düşünüyorum. Dünyanın en romantik sahnelerinden biri var Athena Gökhan’ın evlilik teklif ettiği sahne. Gerçekten tüylerimizi diken diken yapan bir sahne. Kimsenin Gökhan’dan beklemediği bir sahne oldu. Her bir karakterin bir aşkı ve öyküsü var. Bir Karlıdağ karakteri var müthiş. Türk Sineması’nda bir Yavuz Bingöl olacak. Çok iddialı konuşuyorum ama inşallah yanılmıyorum. Levent’in senaryosuna duyduğu aşk var. Aşk dediğiniz sadece tek biçimde olmaz. Öyle sahneler var ki insanı zaman zaman hüzünlendirecek, belki gözyaşı akıtacak sahneler var. Seyrettiğiniz zaman göreceksiniz.


‘Anlat İstanbul’un yönetmeni Ümit Ünal ile konuşurken filmlerin zarar etmeyeceğini, böyle söyleyenlerin dürüst davranmadığını söyledi. 

Ümit’in kendi parasını harcaması lazım böyle bir şey söyleyebilmesi için. Bence biraz ahkam kesmiş. Yok öyle bir şey. ‘Mustafa Hakkında Her Şey’de 800 bin dolar zarar ettim. Yani televizyona da satılmadı. Almadılar. Niye almadılar bilmiyorum. Hala uğraşıyorum bunun için. Filme milyon dolar harcadıysanız. 70 bin kişi gelmişse. Televizyona da satamazsanız. Zarar edeceksiniz. Çok basit. Benim filmim 700 bin kişi gelirse tapi olacak. Televizyona sattıktan sonra. 700 bin sayısı da büyük bir sayı. Sinema çok riskli bir iş. Bir kadrom var, bence önemli. Burhan, Yavuz hepsi sürpriz isimler. Bu filmde oyuncuların performansları çok dikkat çekici. Karakterlerin işlenişi ince düşünülmüş, dekorlara kadar büyük uğraşlar verilmiş. Gerçekten çok iyi potansiyeli olan oyuncular vardır. Oyuncu ancak yönetmenle çok iyi de olabilir, çok kötü de olabilir. Ama bu kötülük, kötü bir oyuncu olduğu anlamına gelmez. Oyuncu hep yönetilmek ister. En çok istedikleri şey yönetilmek ve belli bir süre sonra eğer doğru bir elektriği alırlarsa yönetmene teslim olmaya başlıyorlar. Çok güzel bir sinerji çıkıyor ortaya.

Sinan Çetin ve siz, yeni yönetmenlere destek veriyorsunuz. Ve ikinizin de bir sinema dili var. Sizin filmlerinizin öyküleri sanki daha fazla halkın içinden çıkıyor gibi. Bu belirlemeyi ne kadar doğru buluyorsunuz? 

Haklı olabilirsin hiç böyle bir şey düşünmedim. Bu benim televizyon yapımcılığımdan oluşabilir. Çünkü büyük kitlelere iş yaparken seyircinin nabzını tutmak diye bir şey var. Hiç birimiz seyircinin ne istediğini tam bilmesek de televizyonda çok daha doğru tahminler yapmak zorundayız. Bu bir deneyim. Dolayısıyla biraz daha halkın ne istediğini bilen bir yapımcıyım. Bir televizyon yapımcısı olarak. O zaman içerik çok önem kazanıyor tabii. İşte baktığınız zaman, ‘Ne seyirciyi daha çok ilgilendirir’in cevabını daha rahat veriyoruz. Sinan bunu ciddiye almıyor anlamında söylemiyorum. Sakın yanlış anlamayın. Ben bir işe soyunduğum zaman da benim için artık sinema bir ticarettir. Televizyonda da böyle. Ben önce bir takım dizilerimin ilk bölümlerini kendim dizayn ederim. İlk bölümünü yönetmek anlamında değildir o. Yönetmene yapımcı olarak o dünyayı kurduktan sonra teslim ederim. Çünkü televizyonculukta yapımcı çok önemli. Yönetmen bence çok önemli değildir televizyonda. Yani o dünyayı kurarsın ondan sonra formüller vardır, o formülü senin kurduğun gibi takip ettirebiliyorsa, sen de iyi kurmuşsan dünyayı, o iş bir şekilde sona varır. Hollywood’da da böyle. Sinema yönetmen işidir ama sinema aynı zamanda bir ekip işidir. Onu yalnız bırakmamak lazım. Yine söylüyorum artık binlerce saat program yaptıktan sonra halkın ne istediğini biliyorsunuz. Eğer bir yönetmenle çalışacaksanız bile ayağını yere bastırabilirsiniz, biraz daha yardımcı da olabilirsiniz. Çünkü kendim de yönetmenim onun ihtiyacını biliyorum. İhtiyaçlarının nereye kadar olduğunu biliyorum. Neresinin lüks olduğunu biliyorum. Ne kadarının onun egosuyla ilgili olduğunu biliyorum. Tekstilci değilim. Bu işi bilen biriyim. Oturup o adam, o işi çıkaramazsa bile sonunda o kurgu odasına girerim, kollarımı sıvarım ve o işi bitiririm. Onun da verdiği bir rahatlık var. Birazcık kontrolle işi doğru yaptığın zaman bence bir şeyler doğru çıkıyor. İşin hakkını vermiş oluyorsunuz.


İzleyiciler için bir mesajınız var mı? 

Her yönetmen gibi bu filme gelmelerini istiyorum. Bu filmde çok emek var. Tabii ki bir filmde çok emek olması seyircinin o filme gelmesini gerektirmiyor. Başından sonuna kadar sıkılmayacakları bir film olduğunu düşünüyorum. Çok eğlenecekleri eğlenirken de bazen üzülecekleri, görselin çok kuvvetli olduğu, ‘Vay be Türk Sineması’nda böyle şeyler de mi oluyormuş’ diyecekleri, gurur duyacakları bir film olduğunu düşünüyorum.


O Şimdi Mahkum filminin yönetmeni ve yapımcısı Abdullah Oğuz ile görüşmeye gittiğimizde ofisinde bir hengamedir gidiyordu. ‘Yapımcı filmi’nin ağır topu Oğuz ile konuştuğumuzda sinemayı ticaret olarak gören ama bu ticaretin sonunda ancak bağımsız, sanatsal değeri yüksek ve renkli filmlerin yapılabileceğine inanan bir sinema adamı tanıdık. Ve çok da memnun olduk. Buyurun Abdullah Oğuz’un gerçekleri.

Levent Kazak ile yeni projeleriniz var mı? 

Levent’le televizyon projelerinin dışında sadece ‘O Şimdi Asker’ filminde ortak bir çalışmamız var. İkinci filmde de yönetmen oldum. Bundan sonra böyle bir ortaklık devam eder mi bilemiyorum.

Filmin cast’ını siz mi oluşturdunuz? 

Levent Kazak, Gökhan, Yavuz Bingöl ‘O Şimdi Asker’den gelen karakterler. Onlar belli cast’lardı. Onların dışındakileri daha çok ben buldum diyebilirim. Mesela Burhan Öçal çok ilginçtir. Ben Burhan’a çok inandım. Hatta son güne kadar beni vazgeçirmeye çalıştı arkadaşlar, Burhan oyuncu değil diye. Burhan’ın karizmatik bir durumu var. Tabii ki çok zor oyuncu olmayan bir insan ile çalışmak. Çünkü neredeyse başrol onda. Bu bir riskti. Ben biraz seviyorum böyle riskleri almayı. Burhan benim arkadaşım olduğu için onun ruhunu biliyorum. Bu benim karakteri işlememde çok işime yaradı. Yeraltı dünyasının başı Numan karakterini biraz Burhan’ın özelliklerine göre işledim. Doğru bir fiziği olduğunu düşünüyorum Burhan’ın bu karakter için. Şimdi sorarsanız hala Burhan Öçal için filmden önceki fikirlerinizi koruyor musunuz diye? Evet şu an da ondan başka bir isim gelmiyor aklıma.

Filminizi bir yapımcı filmi mi yoksa yönetmen filmi mi olarak adlandırırsınız. 

Bu film bir yönetmen filmi. Ben televizyonda beş bin tane prodüksiyon yapmışım 12 senedir. Belli dönemlerde trendler oluşturmuşum televizyon sektöründe. 1992 yılında yaptığım program ‘Saklambaç’ı düşünsenize. Çarkıfelek yapmışım bunların hepsi ilklerdir. Belki bu yüzden bu işi iyi yaptık yapımcılık anlamında. Şimdi artık film çekmek istiyorum. Yani bu demek değil ki sadece ben yönetmenlik yapacağım. Başka yönetmenlere de film çekmek istiyorum. ‘O Şimdi Asker’ filminin karakterlerinden Özcan Deniz’i bu filmin cast’ına dahil etmedim. Eğer gişe endişem had safhada olsaydı onunla çalışırdım. Yapımcılık anlamında ‘Hababam Sınıfı Askerde’ çok başarılı bir film. Ama yönetmen anlamında o filmi çeker misiniz derseniz? Çekmem. Ama öyle bir projeye yapımcı olarak ismimi koyabilirim. Çünkü birkaç tane öyle film yapacaksınız ki ondan kazandığınız paralarla başka filmler yapabilesiniz.

Son dönemlerde komedi filmleri ağır basıyor. Daha doğrusu gişe yapan filmler çoğunlukla komedi. Duygusal filmler ise gişe riski taşıyor. Bu konuya nasıl yaklaşıyorsunuz? 

Evet öyle bir şey var. Komik olan film iş yapıyor. Ben bu filmde bir şekilde bütün bunları birleştirdiğimi düşünüyorum. Dünyanın en romantik sahnelerinden biri var Athena Gökhan’ın evlilik teklif ettiği sahne. Gerçekten tüylerimizi diken diken yapan bir sahne. Kimsenin Gökhan’dan beklemediği bir sahne oldu. Her bir karakterin bir aşkı ve öyküsü var. Bir Karlıdağ karakteri var müthiş. Türk Sineması’nda bir Yavuz Bingöl olacak. Çok iddialı konuşuyorum ama inşallah yanılmıyorum. Levent’in senaryosuna duyduğu aşk var. Aşk dediğiniz sadece tek biçimde olmaz. Öyle sahneler var ki insanı zaman zaman hüzünlendirecek, belki gözyaşı akıtacak sahneler var. Seyrettiğiniz zaman göreceksiniz.

‘Anlat İstanbul’un yönetmeni Ümit Ünal ile konuşurken filmlerin zarar etmeyeceğini, böyle söyleyenlerin dürüst davranmadığını söyledi. 

Ümit’in kendi parasını harcaması lazım böyle bir şey söyleyebilmesi için. Bence biraz ahkam kesmiş. Yok öyle bir şey. ‘Mustafa Hakkında Her Şey’de 800 bin dolar zarar ettim. Yani televizyona da satılmadı. Almadılar. Niye almadılar bilmiyorum. Hala uğraşıyorum bunun için. Filme milyon dolar harcadıysanız. 70 bin kişi gelmişse. Televizyona da satamazsanız. Zarar edeceksiniz. Çok basit. Benim filmim 700 bin kişi gelirse tapi olacak. Televizyona sattıktan sonra. 700 bin sayısı da büyük bir sayı. Sinema çok riskli bir iş. Bir kadrom var, bence önemli. Burhan, Yavuz hepsi sürpriz isimler. Bu filmde oyuncuların performansları çok dikkat çekici. Karakterlerin işlenişi ince düşünülmüş, dekorlara kadar büyük uğraşlar verilmiş. Gerçekten çok iyi potansiyeli olan oyuncular vardır. Oyuncu ancak yönetmenle çok iyi de olabilir, çok kötü de olabilir. Ama bu kötülük, kötü bir oyuncu olduğu anlamına gelmez. Oyuncu hep yönetilmek ister. En çok istedikleri şey yönetilmek ve belli bir süre sonra eğer doğru bir elektriği alırlarsa yönetmene teslim olmaya başlıyorlar. Çok güzel bir sinerji çıkıyor ortaya.

Sinan Çetin ve siz, yeni yönetmenlere destek veriyorsunuz. Ve ikinizin de bir sinema dili var. Sizin filmlerinizin öyküleri sanki daha fazla halkın içinden çıkıyor gibi. Bu belirlemeyi ne kadar doğru buluyorsunuz?

Haklı olabilirsin hiç böyle bir şey düşünmedim. Bu benim televizyon yapımcılığımdan oluşabilir. Çünkü büyük kitlelere iş yaparken seyircinin nabzını tutmak diye bir şey var. Hiç birimiz seyircinin ne istediğini tam bilmesek de televizyonda çok daha doğru tahminler yapmak zorundayız. Bu bir deneyim. Dolayısıyla biraz daha halkın ne istediğini bilen bir yapımcıyım. Bir televizyon yapımcısı olarak. O zaman içerik çok önem kazanıyor tabii. İşte baktığınız zaman, ‘Ne seyirciyi daha çok ilgilendirir’in cevabını daha rahat veriyoruz. Sinan bunu ciddiye almıyor anlamında söylemiyorum. Sakın yanlış anlamayın. Ben bir işe soyunduğum zaman da benim için artık sinema bir ticarettir. Televizyonda da böyle. Ben önce bir takım dizilerimin ilk bölümlerini kendim dizayn ederim. İlk bölümünü yönetmek anlamında değildir o. Yönetmene yapımcı olarak o dünyayı kurduktan sonra teslim ederim. Çünkü televizyonculukta yapımcı çok önemli. Yönetmen bence çok önemli değildir televizyonda. Yani o dünyayı kurarsın ondan sonra formüller vardır, o formülü senin kurduğun gibi takip ettirebiliyorsa, sen de iyi kurmuşsan dünyayı, o iş bir şekilde sona varır. Hollywood’da da böyle. Sinema yönetmen işidir ama sinema aynı zamanda bir ekip işidir. Onu yalnız bırakmamak lazım. Yine söylüyorum artık binlerce saat program yaptıktan sonra halkın ne istediğini biliyorsunuz. Eğer bir yönetmenle çalışacaksanız bile ayağını yere bastırabilirsiniz, biraz daha yardımcı da olabilirsiniz. Çünkü kendim de yönetmenim onun ihtiyacını biliyorum. İhtiyaçlarının nereye kadar olduğunu biliyorum. Neresinin lüks olduğunu biliyorum. Ne kadarının onun egosuyla ilgili olduğunu biliyorum. Tekstilci değilim. Bu işi bilen biriyim. Oturup o adam, o işi çıkaramazsa bile sonunda o kurgu odasına girerim, kollarımı sıvarım ve o işi bitiririm. Onun da verdiği bir rahatlık var. Birazcık kontrolle işi doğru yaptığın zaman bence bir şeyler doğru çıkıyor. İşin hakkını vermiş oluyorsunuz.

İzleyiciler için bir mesajınız var mı? 

Her yönetmen gibi bu filme gelmelerini istiyorum. Bu filmde çok emek var. Tabii ki bir filmde çok emek olması seyircinin o filme gelmesini gerektirmiyor. Başından sonuna kadar sıkılmayacakları bir film olduğunu düşünüyorum. Çok eğlenecekleri eğlenirken de bazen üzülecekleri, görselin çok kuvvetli olduğu, ‘Vay be Türk Sineması’nda böyle şeyler de mi oluyormuş’ diyecekleri, gurur duyacakları bir film olduğunu düşünüyorum.


O ŞİMDİ MAHKUM 


Abdullah Oğuz ile röportaj yaptıktan sonra filme gittim. Her yönetmen kendi filmini beğenir. Söylediklerinin ne kadarı doğru diye merak ediyordum. O Şimdi Mahkum daha ilk sahnesinden beni harikalar diyarına götürdü. Öyle ki, açılış sahnesindeki çekimler doğanın bir filmde nasıl kullanılacağına dair bir öğreti. Filmin en özel kısmı ne diye sorarsanız? Bence oyuncularının performansı. Burhan Öçal bana zaten ilginç bir seçim olarak gelmişti. Fakat o soğuk ifadelerinin bu filme bu kadar gidebileceğini hiç tahmin etmezdim. Keskin bakışları ve siyah takımları ile harika bir mafya babası olmuş. Hep düşünmüşümdür. Nedir yeraltı dünyası filmlerindeki karakterlere beni iten diye. Burhan Öçal bunun cevabını verdi. Asla hiçbir yorumu ‘arabesk’ değildi. Ve bütün o ciddiyetinin yanında bazı sahnelerde bizi kahkahaya boğdu. Yavuz Bingöl ve Gökhan Özoğuz harikaydı. Hele Levent Kazak, ne desem boş. Dünyanın en güzel duygusu olan gülmek, kahkaha atmak için bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

                                                                                                                                          Alıntı