28 Kasım 2011 Pazartesi

Herotürk Batı Kültürüne Karşı


Yazar ve yönetmen Fehmi Demirbağ, oluşturduğu çizgi roman "Herotürk"ün senaryo ve çizgi film çalışmalarının devam ettiğini söyledi.

Çizgi roman kahramanı "Herotürk" karakterinin ortaya çıkış hikayesini anlatan yazar-yönetmen Fehmi Demirbağ, "Texas, Tommiks, Zagor, Swing derken çocukluğumuzu Batı`nın kahramanlarıyla süsledik. Sonralarda kültür emperyalizmi oldu bütün o birikimler. Yaş ilerledi, sonrasında çoluk çocuğa karıştığımız günleri yaşar olduk. Harcanmış çocukluğumuzun farkına varmışlığı kendi çocuklarımıza bizden kahramanlar sunma ihtiyacı hasıl etti. Lakin ortada günümüzün çocuk dimağına uygun tiplemeler yoktu. Onların daBenten`lerle, He-man`lerle büyümelerini çaresizlikle izledik" dedi. Ülkemizin birlik ve beraberliğe, dünyanın barış ve adalete ihtiyaç duyduğu günümüzde yüreğinde ecdadının hissiyatını, aklında evrensel değerleri Batı`nın ilim refleksiyle bir tutup, onları bir haznede harmanlandıran, kısaca milli değerlere sahip yeni nesil bir kahramanın çocuklarca rol model olarak benimsenmesini sağlamayı amaçlarını belirten yazar Demirbağ, "Bize ait değerlerin tarihi köklerine de vurgu yapacak şekilde çocukların hoşuna gidecek fantastik maceralar içerisinde hikayenin akışına uygun,kilit noktalara serpiştirerek bilinçlerinde yer edinmesini sağlamak. Olaylar dün, bugün ve yarın üçlemesinde ele alınacaktır. Günümüzden güncel bir olaydan yola çıkılarak, tarihin dip konularına atıflarda bulunmak ve gelecekle ilgili vizyon oluşturacak fütürist bakış açıları sergilemektedir" diye konuştu

Herotürk`ün 11-13 yaşlarında 6 çocuğun dünyanın değişik yerlerinde yaşadıkları maceralarla ilgili fantastik, tarihi ve aksiyon temalı bir çalışma olduğunu ifade eden Demirbağ, "Başkarakter ve grubun lideri olan Ertuğrul, binlerce yıldır elden ele dolaşan sihirli yeleğin sahibi olur ve macera başlar. Yeleğin özelliği sadece iyi çocukların ona sahip olabilmesi ve yeleğe sahip olanların dünyayı değiştirme gücüne erişmesidir. Yelek, sahibine Süperman, Batman, Spiderman gibi Batılı kahraman karakterlerindeolduğu gibi olağanüstü özellikler vermez. Sahibinde zaten mevcut olan güzel özellikleri artırır; cesaret, zeka ve fiziki kuvvet gibi. Ertuğrul da zaten olayları genellikle arkadaşlarının desteği ile işbirliği ve dayanışma ruhu içerisinde çözmektedir. Ertuğrul ve arkadaşlarının düşmanı Mr. Nosam adlı gizemli bir kişidir. Mr. Nosam, dünyadaki pek çok suç şebekesinin başıdır. Ertuğrul`un yelekten dolayı kazandığı gücün farkındadır. Yelek hakkında kadim bilgilere sahiptir. Ertuğrul`a daima `Yelekli` diye hitapeder. Herotürk`ün maceraları dünyanın dört bir yanında geçmektedir. Bir yandan cesaret ve doğruluk ön plana çıkartılırken, diğer yandan tarihi ve coğrafi bilgiler didaktik bir üslup taşımadan macera içinde eritilerek verilmektedir. Herotürk maceralarında tarihi olaylar, güncel maceralara paralel olarak ilerler ve bir noktada kesişir. Böylece gençlerimize bilgiler ders havasından çıkartılarak macera ile sunulmaktadır" dedi

Demirbağ, Herotürk`ün senaryo ve çizgi film çalışmalarının devam ettiğini sözlerine ekledi.

Beyazgazete.com
                                                                                                                                           Alıntıdır....

BAK ETKİLEN AMA GÖRME


 Hergün televizyonda programlar , çizgi filmler , belgeseller izleriz.Televizyon bizim hayatımızın ayrılmaz bir parçası niteliğinde.Televizyon izlerken ekranda çizgi film yada film , o an ne izliyorsak onu görürüz.Aslında hiçbirşey göründüğü gibi değil.Baktığımızlar gördüğüz şeyler aynı değil.Birileri bizi etkilemek için , bizlere istedikleri şeyleri aldırmak için , ahlaki ve kültürel yapımızı bozmak için bilinç altımıza istediklerini aşılıyorlar ama biz bilmiyoruz.
           
   Nelerden bahsettiğim açık değil.Bahsi geçen olay subliminal( bilinç altı) reklamcılık.Ekranda izlemekte olduğunuz program yada filmde arka planda sizin farkında olmadığınız , ama felaket şekilde etkilendiğiniz kodlar ve simgeler yerleştiriyorlar.Bizlerde farkında olmadan başlakarının yönlendirilmesine giriyoruz.Bu reklam çeşidi insanlar tarafından desteklenen bir reklem değil.Fakat daha iyi satış yapmak isteyen üreticiler , satıcılar arkaplana yerleştirdikleri seksüel ve dürtüsel imgelerle sattıkları yada pazarladıkları şeyleri bize çekici kıldırmaya çalışıyorlar.

  İçki ve sigara reklamlarında daha fazla satış yapabilmek için reklamlarında arka planda bizim göremediğimiz seksüel imgeler koyarak biz farkında olmadan ondan etkilenmemizi sağlıyorlar.Aynı şekilde kendi görüşlerini yaymak isteyen kötü niyetli gruplar tarafındanda biz farkında olmadan propagandalarına maruz kalabiliyoruz.En önemliside çucukların izledikleri çizgi filmlerde bu reklam yönteminin çok kullanılması.Bazı popüler çizgi filmlerde uzmanlar tarafından dinsel imgelerin işlendiği vurgulanmaktadır.Mesela meşhur bir yabancı filmin kapağında kelebek imgesinin aslında çıplak bayanlardan oluştuğu gözden kaçmamaktadır.Bu tür reklamsal olaylar başka insanların amaçlarına hizmet etmek için kullnılmaktadır.Umarız ülkemizde bu tür reklamlar önlenir.Özgün bir yaşam için başkalarının yönlendirmesi olmamalıdır.


idris karataş
mersinim.net
                                                                                                                                           Alıntıdır...




İzmit’e ‘Hollywood’ kuruldu, 81 ilin ‘bilim merkezi’ olacak


Türkiye’nin Hollywood’dakilere benzer film stüdyolarını kurmak için Kocaeli’nde (İzmit) ilk adımın atıldığını belirten Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, “Kocaeli’nde film stüdyoları kurulmaya başlandı. Hollywood filmleri hep stüdyoda çekildi. Bir endüstri ortaya çıkarmışlar. Türk dizilerinin çok fazla ülkede izleniyor olması bizi de hareketlendirdi” dedi.

BİLİM, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün, ABD temasları kapsamında Los Angeles’da bulunan Universal Film Stüdyoları’nı ziyaret etti. Türkiye’nin Hollywood’daki gibi kendi stüdyolarını kurmak için Kocaeli’nde (İzmit) ilk adımın atıldığını belirten Ergün, “Kocaeli Büyükşehir Belediyesi tarafından eski Seka arazisi olarak bilinen alanda 1500 dönümlük film stüdyoları kurulmaya başlandı. Hollywood filmlerinin tamamı stüdyoda çekildi. Bizse o filmlerde bambaşka bir dünya görüyoruz. Bir endüstri ortaya çıkarmışlar. Türk dizilerinin çok fazla ülkede izleniyor olması bizi de hareketlendirdi. Kocaeli’de kurulan stüdyolarda TRT ile Osmanlı dizisi çekiyorlar” dedi.

Dekor ve kostüm merkezi
“Bu sektör doğarken, sadece bir sanatsal faaliyet değil, bir endüstriye nasıl dönüşebilir, bunun çalışmasını yapmak lazım” diyen Ergün, Kocaeli’de stüdyoların yanı sıra dekor ve kostümleri yapan merkezlerin de olacağını ve buraların zamanla turizm merkezi haline geleceğini söyledi. Ergün, “Film stüdyosunun endüstriye dönüşüyle alakalı bir ön araştırma yapma imkanına sahip olduk. Yerel yönetimlerin bu konudaki çalışmaları neler olabilir, bu endüstriye bizim katkımız ne olabilir? Televizyonlar da bu işin içinde olmalı. Bu açılardan da belki zaman içinde maliyet avantajı sağlayacak” diye konuştu.

81 ile bilim merkezi geliyor
ABD temasları kapsamında San Francisco’daki Exploratrium Bilim Merkezi’ni de ziyaret eden Ergün, hükümetin desteği ve belediyelerin işbirliği ile Türkiye’nin 81 iline bilim merkezleri kurulacağını açıkladı. Konya, Kocaeli ve Bursa gibi illerde açılış hazırlıklarının yapıldığını belirten Ergün, bilim merkezlerine destek vermek isteyen şirketlerin yaptıkları katkının vergiden düşüleceğini söyledi.

Çocuklar bilimle tanışsın
Ergün, 2023 vizyonuna “81 ile bilim merkezi” projesinin ekleneceğini belirterek, şunları söyledi: “Çocukların küçük yaşta bilimle tanışması, Türkiye’den teknolojik icatların çıkmasını sağlar. Intel’in CEO’su Paul Otellini 16 yaşında Exploratrium Bilim Merkezi’nde çalışmış. Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey de bu merkezin yönetiminde. Türkiye’nin 2023 vizyonuna ‘81 ile bir bilim merkezi’ projesini de ekleyeceğiz.”

TÜBİTAK’a buluşları ticarileştirecek yeni model geliyor

TÜBİTAK’ın önemli icatlar yaptığını ancak bunları ticarileşemediğini anlatan Bilim, Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, bu nedenle kurumun bu alanda yeniden yapılandırılacağını söyledi. Ergün, TÜBİTAK’ın bir taraftan araştırmalarına devam ederken, bir taraftan da ortaya çıkan yeni buluşları ticarete dönüştürecek bir alanın yaratılacağını söyledi. Ergün, kurumun ticarileştirme sürecinde, patent başvuruları ve sektör ile görüşmeler yapacağını belirterek, şöyle konuştu: “Araştırmasını yapıp kullanamadığı ürünler var. Üç yıl boyunca bozulmayan yemekler var. Bu alanda üç yıl boyunca araştırma yapmış. Dolma gibi üç yıl boyunca bozulmayacak yemekler geliştirmiş. Ancak sanayiye aktaramamış.
Rafta kalmış. Asker de şimdi ithalini kullanıyor. Bunların rafta kalmaması gerekiyor. Böyle ürünler afet zamanlarında da kullanılabilir. TÜBİTAK’ın teknoloji transfer etmesi gerekir. Bazı enstitüler yapılan araştırmaların transfer merkezi olarak kullanılacak.”

Belediyeler mekan oluşturacak

ÇOCUKLARIN temel bilim kurullarını dokunarak ve görerek öğrenmeleri gerektiğini belirten Nihat Ergün, şöyle konuştu: “Önemli olan küçük yaşta beliren ‘neden’ sorusu. Bu soruyla tetiklenen beyinler bilime ışık tutan birçok buluş yapıyor. Gelecek için bu şart. Dünyada bunun örnekleri çok fazla. Biz geç kaldık mı diye düşünebiliriz ancak iyi bir şey yapmak için hiçbir zaman geç kalınmış sayılmaz. Gaziantep’te küçük bir merkez açıldı. Konya’nın inşaatı sürüyor. Bursa hazırlanıyor. Kocaeli’de Seka’nın eski fabrikasında kurulmak üzere, 2014’te açılacak. Belediyeler mekan oluşturacak. Biz de TÜBİTAK üzerinden sergi alanındaki aletleri oluşturacağız. Bunların bir kısmını yerli üretip bir kısmını ithal edeceğiz.”

Çilem KAYA
Hürriyet.com.tr
                                                                                                                                               Alıntıdır....

Halo'nun Hayran Filmi Serisi Geliyor



Xbox'un en başarılı oyunlarından olan Halo evreninde geçen bir kısa film serisi geliyor. Halo hayranları tarafından yapılan filmin tanıtım videosu yayınlandı.

Microsoft'un belki de şuana kadar çıkardığı en iyi oyunlardan biri diyebiliriz. Bungie tarafından yapılan Halo serisi, bugünlerde Bungie'nin devretmesiyle birlikte el değiştirdi. Ancak bu işten çok para kazanan Microsoft, Halo'nun peşini bırakmıyor. Halo evrenini yansıtan romanlar, çizgi romanlar ve oyunlar yapılmaya devam ediyor.

Spielberg'ün üstleneceği büyük bütçeli sinema filmi de yolda.

Bunların yanı sıra Halo'yu sevenler de boş durmamış. Halo hayranlarından oluşan bir grup, Halo: Helljumper ismiyle kaliteli görüntülere sahip bir kısa film serisi başlatmışlar. Gördüğümüz kadarıyla biraz bütçe de harcanmış olan film için yoğun emek harcanmış. Halo evreninde geçecek olan kısa film serisi 2012 yılı Ocak ayı itibariyle yayına başlayacak. Şimdi ise ağzımıza bal çalmak için uzun bir tanıtım videosu yayınlanmış.
Kısa film serisinin tanıtım videosunu burdan izleyebilirsiniz..

shiftdelete.com
                                                                                                                                           Alıntıdır...

Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali başlıyor.


'Fark Yaratmak' filmi festivalde
Buğday Derneği’nin partneri olduğu Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali başlıyor.

reklam Festivalde Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin gösterimine katkıda bulunduğu “Yer Fıstıkları/Peanuts” ve geçtiğimiz mart ayında kaybettiğimiz derneğin kurucusu ve vizyoneri Victor Ananinas’ın “Fark Yaratmak” filmi de izlenebilecek.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin de partnerlerinden olduğu Sürdürülebilir Yaşam Film Festivali, bu yıl 2-4 Aralık tarihlerinde Tarık Zafer Tunaya (ilk gün) ve Pera Müzesi Oditoryumu’nda (diğer iki gün) düzenlenecek.

Festivalin sürdürülebilir bir yaşama dair, duyarlı ve kâr amacı olmayan 8 partnerinden biri de Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği… Festivalde Buğday Derneği’nin gösterimine katkıda bulunduğu “Yer Fıstıkları/Peanuts” (Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi 2 Aralık Cuma, saat 16.15) ve geçtiğimiz mart ayında kaybettiğimiz derneğin kurucusu ve vizyoneri Victor Ananinas’ın “Fark Yaratmak” (Pera Müzesi, 3 Aralık Cumartesi, saat 12.30) filmi de izlenebilecek.

Sürdürülebilir Yaşam Kolektifi’nin, yaşamı çoğaltmayı amaçlayan projelerinden biri olan festivalde 16 belgesel, kısa filmler, konuşmacılar ve sürpriz müzik performansları ücretsiz olarak izlenebilecek. Bütüncül bir dünya görüşü ile yaşamın her alanını geliştirmeyi ve zenginleştirmeyi amaçlayan festival, katılımcıların içinde bulundukları gerçekliği algılamalarını ve neden sonuç ilişkilerini kurabilmelerini sağlarken, çözüm üretmeleri için ilham vermeyi hedefliyor.

İzleyiciler, festivalde kaybolan kültürel ve biyolojik çeşitlilik, genetiği değiştirilmiş organizmalar, nükleer santraller, madencilikle değişen coğrafyalar ve hayatlar, hastalıklı büyüyen şehirler, ekonomiler, endüstriyel olan her şeyin yarattığı türlü sorunlar ve bunlara karşılık yeni düşünce biçimleriyle dünyanın her köşesinde ortaya çıkan dönüşüm hareketinin umut veren belgeselleriyle buluşacak.

Kolektif ve festival/filmler hakkında ayrıntılı bilgiye www.surdurulebiliryasam.org web sayfasından ulaşılabilir.

Gerçekgündem.com
                                                                                                                                      Alıntıdır....

Türkmenler Belgeseli


Karaman Türkmenler Kültür, Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği tarafından Karaduman Interaktif - Arif KAraduman'a hazırlatılan “TÜRKMENLERİN ESKİMEYEN KÜLTÜRÜ” adlı belgesel tamamlandı.

Belgesel film için 20 farklı köy ve kasabada yüzü aşkın kişi ile 15 gün süren çekimleri yapıldı. Osmanlı Arşivleri de dahil olmak üzere uzun bir araştırma sürecinden sonra Osman ÜLKÜMEN tarafından belgeselin metni yazıldı. Karaduman İnteraktif’in olağanüstü gayret ve özverisi üç ay süren bir çalışma neticesinde güzel bir film oluştu.

Belgeselimizde Karamanlı Türkmenlerin Orta Asya’dan başlayan tarih yolculuklarının Karamanla sonlanması, Karaman’ın eski tarihi, bu günkü potansiyeli kısa başlıklarla tanıtılmaya çalışıldı. Karamanla ilgili ne varsa film tadında verilmeye çalışıldı. Aynı zamanda Türkmenlerin adet ve gelenekleri ile tüm yaşamından kesitler sunulmaya çalışıldı. Yemeklerinden bastırığına, düğününden oyunlarına, misafirperverliğinden tarımına yaşantısında ne varsa verilmeye çalışıldı.

Heyecan ve zevkle izleyeceğinizi umduğumuz, izleyince kendinizden ve yaşantınızdan bir şeyler bulacağınız belgeseli izlenimlerinize sunuyoruz.
Belgeseli buradan buradan izleyebilirsiniz

Karamandan.com
                                                                                                                                            Alıntıdır...

"Arslan Kral" İle Cinsel Mesaj Verildiği İddiası


İstanbul Birleşik Oyuncular Tiyatrosu'nun sanat yönetmeni Gürcan Koç, Aslan Kral filminde çocuklara yönelik cinsel içerikli mesajlar olduğunu söyledi.

İstanbul Birleşik Oyuncular Tiyatrosu, Bilecik'in Bozüyük ilçesinde 'Barış Ülkesinde Savaş' ve ' Fıkra Gibi Türkiye' oyunlarını sahneledi. Oyundan önce gazetecilere konuşan İstanbul Birleşik Oyuncular Tiyatrosu'nun Sanat Yönetmeni Gürcan Koç, tiyatronun öldüğünü, şu anda kalp masajı yaptıklarını ifade ederek, "İnsanlar tiyatro can çekişiyor falan diyor, aslında tiyatro ölüdür. Biz şu anda kalp masajı yapıyoruz. Tiyatroyu diriltmeye çalışıyoruz. Çünkü televizyon dizileriyle insanlar rahatlığa alıştılar.

Gittikçe yalnızlaşıyoruz. Avrupa'da insanlar o kadar yalnız ki, birine selam verdiğiniz zaman sizi akraba gibi görüyor. Bizde de artık böyle. Allah'tan Anadolu'da komşuluk ilişkileri ve akrabalık ilişkileri sürüyor, ama eskiden insanlar dini bayramlarda birbirlerine giderlerdi. Şimdi ise tatile çıkıyorlar. Hiç kimse kimseyi görmüyor. İnsanlar yalnızlaştıkça tiyatro, sinema, düğün, dernek, cenaze bunların hiç birine gitmiyorlar. Tiyatro toplumun aynasıdır. Herkesi tiyatroya davet ediyorum" dedi.

Türk tiyatrosuna Amerikan filmlerinin ve internetin saldırdığını iddia eden Koç, "Bizim tiyatroyu çocukluktan aşılamamız lazım. Bu konuda da öğretmenlere büyük bir iş düşüyor. Nasıl bir çocuk Amerikan hamburger firmasına gidiyorsa ya da bir Amerikan filmine gidiyorsa, mesela World Disney var, biz bunu çok tartıştık. Filmlerde gizli gizli cinsel mesajlar veriliyor. Mesela son yapılan Aslan Kral'da aslan eşcinseldir, World Disney'in sahibi de eşcinseldir. Bunlar şirince bir şeymiş gibi çocuklara küçük

yaşlarda aşılanmaya başlanıyor. Manevi değerlerimize, Amerikan sineması ve internetin ön planda olmasıyla korkunç bir saldırı var" diye konuştu.

İstanbul Birleşik Oyuncular Tiyatrosu'nun aralık ayında 15 gün boyunca Diyarbakır'da Barış Ülkesinde Savaş, Fıkra Gibi Türkiye ve Çanakkale'den Cumhuriyet'e adlı oyunları sahneleyeceği bildirildi.

Haber50.com
                                                                                                                                          Alıntıdır....

İngiliz yönetmen Ken Russell öldü


İngiliz sinema yönetmeni Ken Russell, 84 yaşında kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti.
Oğlu, Ken Russell'ın Pazar günü damar tıkanıklığına bağlı sebeplerle öldüğünü açıkladı.

Kariyeri boyunca tartışmalı eserlere imza atmaktan çekinmeyen Ken Russell, 1969 yılında D.H. Lawrence'ın aynı adlı romanından uyarlama Women in Love (Aşık Kadınlar) filmiyle en iyi yönetmen dalında Oscar'a aday gösterilmişti.
Sansür
Filmin aktörleri Oliver Reed ve Alan Bates arasında bir çıplak güreş sahnesine yer veren Women in Love'ın yanısıra, 1971'de çektiği The Devils (Şeytanlar) aşırı uçta şiddet, cinsellik ve dini temalarla örülü sahnelerinden dolayı kimi ülkelerde yasaklanmış veya sansürsüz gösterimine izin verilmemişti.
İngiltere Film Enstitüsü BFI'ın Londra merkezinde film programı direktörü olarak çalışan Geoff Andrew, ''Ken Russell korkusuz, cesur bir yönetmendi. Eleştiri oklarına hedef olmaktan çekinmek bir yana, hoşlandığı bile söylenebilirdi.'' diyor.

Ken Russell sinemanın yanısıra televizyon için çektiği çoğu sanat konulu çok sayıda programla da tanınıyor.
'Son güne kadar çalıştı'

Eşi Elize, Russell'ın ''Ani ölümünden duyduğu derin üzüntüyü'' ifade ederek, ünlü yönetmenin ölmeden önce Alice Harikalar Diyarında'nın müzikal versiyonunu sinemaya aktarmak için senaryo ve oyuncu seçimi üzerinde çok yoğun çalıştığını söyledi.

Women in Love'daki rolüyle en iyi kadın oyuncu Oscar'ını alan ve Ken Russell'ın başka bir dizi filminde de oynayan Glenda Jackson, ''Onunla çalışmak harikaydı. Oyuncular için çok rahat bir ortam sağlardı.'' dedi.

Authors: GEREDE HABER / Kaynak BBC
geredehaber.com
                                                                                                                                            Alıntıdır....

Vatandaş Hem Seyrediyor Hem Şikayet Ediyor


ANKARA Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, televizyon yayınlarında iyiyi özendirmek gerektiğini vurgulayarak, "Kamu olarak bize düşen sorumluluk yasaklayıcı değil, yönlendirici, özendirici, koruyucu, geliştirici olmak" dedi.

ANKARA Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, televizyon yayınlarında iyiyi özendirmek gerektiğini vurgulayarak, "Kamu olarak bize düşen sorumluluk yasaklayıcı değil, yönlendirici, özendirici, koruyucu, geliştirici olmak" dedi.

Kültür ve Turizm Bakanlığının kültürel mirası korumak, yaşatmak, genç kuşaklara aktarmak konusunda yürüttüğü çalışmaların toplum tarafından "anlaşılma düzeyinin" tespiti, halkın Bakanlıktan beklentilerinin ortaya konması ve uygulanmakta olan politikaların değerlendirilmesi amacıyla Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünün desteğiyle Siyaset Ekonomi ve Toplum Araştırmaları Vakfı (SETA) tarafından yürütülen "Toplumun Kültür Politikaları ve Medyanın Kültürel Süreçlere Etki Algısı" başlıklı kamuoyu araştırmasının sonuçları basın toplantısıyla açıklandı.

Bakan Günay, araştırmanın proje koordinatörü Prof. Dr. Talip Küçükcan'ın sunumunun ardından yaptığı konuşmada, iletişim olanaklarının artmasıyla birlikte Türk toplumunun büyük bir kısmının yazılı ve görsel medya ile daha çok iç içe yaşadığını söyledi.

Şiddet içerikli, cinsel içerikli yayınlardan kendisinin de mutsuz kesimde yer aldığını ifade eden Günay, "Benim de geçmişte başvurularım oldu. Bir tarihi roman aslından uzaklaştırılmış, bugünkü bütün teknoloji imkanları kullanılmış bir yılan hikayesine dönmüş, neredeyse aile içi ensest ilişkiye dönüşmüş ve sürüp gidiyor. Neden- Kötü verirseniz kötünün de alıcısı var, ama iyi verirseniz iyinin de alıcısı var. Sinema sektöründen örneklerimiz var. Bizim iyiyi özendirmemiz gerekiyor. Toplumda kültür ve aile değerlerimizi bir arada yaşama kültürümüzü sarsacak olanların saatlerini de hiç olmazsa ileri kaydırmamız gerekiyor. Kamu olarak bize düşen sorumluluk 'yasaklayıcı değil, yönlendirici, özendirici, koruyucu, geliştirici olmak" diye konuştu.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, yapılan araştırma sonucu, televizyon programlarında, yüzde 70 oranında ailenin, çocuğunun, kadınının korunamadığına, inanç değerlerine yeterine bakılmadığına ilişkin bir algı olduğunu, toplumun bunun sorun olarak gördüğünü ifade etti.

Kendilerinin toplumun beklentilerini ve sorunlarını yönetme mekanizması olduğunu belirten Şahin, şöyle devam etti:

"Ancak Türk toplumu şikayet ettiği şeyi kendi izlemeyi devam ediyor, bu reytingler nasıl yükseliyor- Ben buradan bütün Türk toplumuna sesleniyorum, hem şikayet ediyoruz, hem elimizdeki kumandayı kullanmayı bilmiyor muyuz- Eğer biz şikayet etmiyorsak, bu rakamların böyle çıkmaması lazım. Yüzde 70'lik kısmın ailenin değerlerini, şiddetinin olmadığını, cinselliğin reytingi etkilemediğini düşünmüş olması gerekiyor. Hem böyle düşünüyoruz, hem elimizde kumandayı kullanamıyoruz. İşte bize orada büyük bir iş düşüyor, bizim medya okur yazarlığını güçlendirmemiz lazım, kumandayı kullanmayı ve bilinci algıyı yükseltmemiz önemli."

TRT Genel Müdürü Şahin de araştırmanın sonuçlarını ilk kez gördüğünü belirterek, "Daha önce görseydim TRT adına bazı soruları sordururdum" dedi.

Bir yanlışı düzeltmek istediğini kaydeden Şahin, "Devlet televizyonu kavramı artık kalktı, artık böyle bir kavram yok. Kamu hizmeti yayıncılığı kavramı yaygınlaştı. TRT olarak biz kamu hizmeti yayıncılığı yapıyoruz" diye konuştu.

RTÜK Başkanı Davut Dursun, Üst Kurul'un da zaman zaman benzer konularla ilgili kamuoyu araştırmalara yaptığını anımsattı.

Vatandaşın, "RTÜK, bir tür sansür kurumu gibidir. İstediği programların yasaklanmasına, istediği programların yayınlanmasına, istediği gibi karar verebilir"şekline bir algısı olduğuna değinen Dursun, şöyle devam etti:

"Vatandaştan bize her gün gelen eleştirilerde, taleplerde, 'şu program niçin yayınlanıyor-', 'neden bu programı hala yasaklamıyorsunuz-' gibi serzenişlerle karşı karşıya kalıyoruz. RTÜK, hiçbir biçimde bir programı yasalamaz, yasaklayamaz daha doğrusu. Herhangi bir programı yayından kaldıramaz, kaldırma yetkisi söz konusu değildir. Ancak, yayınlanmış olan programı yasanın verdiği imkanlar ölçüsünde, parlamento tarafından kabul edilen yayın ilkelerine uygun olup olmadığına karar verir. Bir program yayınlanır, yayınlanan programda yayın ilkelerine aykırı bir husus varsa onu değerlendiririz. RTÜK, programı yayından kaldıramaz böyle bir yetkisi yok, öyle bir şey olursa o zaman sansür söz konusu olur.

Türk toplumu şiddet içeren, şiddeti teşvik eden programları istemiyor. Ancak şiddet içeren programların izlenirliğine baktığınızda bayağı yukarılarda. Bir taraftan Türk toplumu programlara ilişkin şikayetlerini dile getiriyor ama diğer taraftan aynı diziyi izliyor. İzlenen diziler şikayet konusu oluyor. Tekrarlamakta yarar var özel televizyonların kamu hizmeti televizyonu gibi, kamu hizmeti yayıncısı gibi, TRT gibi bütün yayınlarını onlar gibi yapmaları mümkün değildir. O zaman özel televizyonların kendi ticari kaygılarını karşılayacak bir yapının kurulması gerekir. Takdir edersiniz ki devletin ona yardım etmesi vesairesi söz konusu değil. O sebeple izlenme kabiliyeti olan programların yapılması söz konusu. Bu tür programlar yapılırken elbette yayın ilkelerinin de korunması ve ona uygun yayın yapılması gerekiyor."

Haber3.com
                                                                                                                                              Alıntıdır...

Avrupa Film Festivali Haftası Sudan'da Başladı


Sudan'da yeni düzenlenmeye başlanan 'Avrupa Film Festivali' İngiltere Kültür Merkezinde "I am Slave" (Ben köleyim) filmiyle açılışını yaptı.

  Sudan'da yeni düzenlenmeye başlanan 'Avrupa Film Festivali' İngiltere Kültür Merkezinde "I am Slave" (Ben köleyim) filmiyle açılışını yaptı.

Sudan'daki kısıtlı imkanlar nedeniyle gelenekselleştirilemeyen Avrupa Film Festivali dün İngiltere, Almanya, Fransa ve Yunan Kültür Merkezlerinde yapılan ayrı ayrı film gösterimiyle izleyiciyle buluştu. Sudan'da imkanlar nedeniyle her yıl yapılamayan festival en son 2 yıl önce yapılmıştı. Dün başlayan festival kapsamında açılış filmi İngiltere Kültür Merkezinde yapılan "I am Slave" (Ben Köleyim) filmi ile açılışını yaptı. Afrika'dan, İngiltere'ye giden bir mültecinin Londra'da da devam eden kölelik

hayatını ve bunun mücadelesini anlatan film izleyiciler tarafından beğeniyle karşılandı.

Avrupa Film Festivali'nin gelenekselleşmesini isteyen halk, bu sayede bir çok kültürü tanıma fırsatı bulacaklarını belirtti. İHA'ya açıklamalarda bulunan yönetmen Sayid Ebu İsa, "Avrupa Filmleri Festivali, Sudan'daki halkın sinemayı daha iyi tanımaları ve sinema yönetmenlerinin diğer filmleri tanımaları için büyük bir fırsat oluşturuyor. Diğer bir önemli konu da kültürler arası farklılığın tanınması ve insanların birbirlerini tanıması için bir fırsat doğuruyor" dedi.

Sudanlı bir sinema izleyicisi Ahmed Salih Şahab de yaptığı açıklamada, "Bu gerek izleyicilerin gerek yönetmenlerin sinema farklılıkları açısından güzel bir deneyim olacak. İnsanlar genellikle Mısır ve Hint sinemasını izliyorlar. Fakat burada diğer filmleri de izleme şansı bulacağız" diye konuştu.

Festivalle ilgili açıklama yapan İngiltere Kültür Merkezi Basın Sözcüsü Talal Salih, "Bu yapılan festivalde 3 önemli noktanın olmasına önem verdik. Bunlar; İslam ve Avrupa, Sanat ve Hayat ile Avrupa'ya Göç konulu filmlere festivalde ağırlık vermeye çalıştık" dedi.

Başkent Hartum'da 27 Kasım- 4 Aralık tarihleri arasında İngiliz, Fransız, Alman ve Yunan kültür merkezlerinde sahneye girecek olan filmlerde ağırlıklı olarak Avrupa yapımı filmler gösterime sunulacak.

Haber1.com
                                                                                                                                           Alıntıdır....

Türk Halkının 'televizyona' Bakışı


``Toplumun Kültür Politikaları ve Medyanın Kültürel Süreçlere Etki Algısı`` başlıklı kamuoyu araştırması Türk halkının dizi ve magazin programlarına bakış açısına ilişkin ilginç sonuçlar ortaya koyuyor.

Kültür ve Turizm Bakanlığı Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğü desteği ve SETA işbirliğiyle yürütülen araştırmanın sonuçları düzenlenen basın toplantısıyla açıklandı. Telif Hakları ve Sinema Genel Müdürlüğünde gerçekleştirilen toplantıda, proje koordinatörü Prof. Dr. Talip Küçükcan tarafından sonuçlara ilişkin sunum yapıldı

Prof. Dr. Küçükcan, araştırmada ana başlıkların, ``Kültür ve Turizm Bakanlığı ve Kültür Politikaları, Medya Tüketim Süreleri ve Alışkanlıkları, Kültürel Değerlerin Oluşması ve Korunması, Medya ve Kültür İlişkileri ve Medya Güvenirliği, Televizyon Programlarının Kültür ve Toplum Üzerindeki Etkileri, Kamu Yayıncılığı, Kültürel Değerler ve Denetimi, Özel Televizyonlarda Kültürel Miras ve Değerlerin Temsili, TRT televizyonlarında Kültürel Miras ve Değerlerin Temsilleri`` olduğunu bildirdi

Araştırma için 2 bin 227 kişi ile yüz yüze görüşmeler yapıldığını kaydeden Küçükcan, bunların yüzde 50.2`sinin kadın, yüzde 49,8`inin erkeklerden oluştuğunu, araştırmanın yaş ve cinsiyet dağılımına göre eşit seviyede olduğunu söyledi

Anket sonuçlarını değerlendiren Küçükcan, verilere ilişkin şu bilgileri verdi: ``Ankete katılanların yaklaşık yarısı Kültür ve Turizm Bakanlığının, kültürel değerlerin korunması, tanıtılması ve zenginleştirmesine önemli ölçüde katkıda bulunduğunu düşünüyor. Yüzde 41.6`lık kesim ise Kültür Bakanlığının, tarihi ve kültürel mirasın korumaya verdiği önemin yeterince bilinmediğini belirtiyor. Katılımcıların yüzde 65.9`u kültürel miras ve değerlerin korunması için Kültür ve Turizm Bakanlığının bütçesinin artırılması gerektiğini vurguluyor.`` Araştırma sonuçlarına göre, katılımcıların yüzde 39,2`si günde 2 saate kadar televizyon izlediğini belirtirken, 4 saatten fazla televizyon seyredenlerin oranı ise yüzde 26.5. Buna göre, kadınların yüzde 38.1`i, erkeklerin ise yüzde 40.3`ü 2 saate kadar televizyon izliyor

Ankete katılanların yüzde 74.4 Türkiye`de medyanın kendi çıkarları doğrultusunda gerçekleri çarpıtan bir yayıncılık yaptığına savunurken, Türkiye`de medyanın evrensel yayıncılık ilkeleri doğrultusunda olabildiğince güvenilir yayın yaptığını düşünenlerin oranı ise yüzde 15.4`te kalıyor

Anket sonuçlarına göre katılımcıların 3`te biri (yüzde 33.1), Türkiye`de medyanın genel olarak kültürel zenginlik ve çoğulculuğu yeterince yansıttığı görüşünde. Yeterince yansıtmadığını düşünenlerin oranı ise yüzde 54 buluyor

Katılımcıların yüzde 66.7`si Türkiye`de televizyon yayıncılığının geleneksel inanç ve değerleri zayıflatıcı nitelikte olduğunu ifade ederken, televizyon yayıncılığının çağdaş Türkiye vizyonuna uygun nitelikte bulanların oranı ise yüzde 22.1`de kalıyor

Yüzde 34.2`lik kesim ise televizyon programlarının Türk toplumunu oluşturan farklı dini, etnik ve sınıfsal grupları eşit ve tarafsızca yansıttığı görüşüne sahipken, yüzde 53.7`si yansıtmadığını düşünüyor

Özel televizyonlarda inanç ve geleneklerin yansıtılmasını ankete katılanların yüzde 66.3`ü yetersiz bulurken, TRT`nin başta Kürtçe ve Arapça olmak üzere farklı dillerde yayın yapan kanallar açmasına kültürel zenginlik açısından destekleyenlerin oranı yüzde 56.3 Televizyon dizilerinin gençlere olumsuz rol modelleri sunduğunu düşünlerin oranı yüzde 70.5 gibi önemli bir rakamı bulurken, yüzde 21.6`lık kesim tam tersini düşünüyor

-"Şiddeti teşvik ediyor"- Ankete katılanların yüzde 78.9`u ``Televizyon dizilerinin kadınları reyting amacıyla çoğunlukla cinsel obje olarak sunmakta olduğu`` fikrinde iken sadece yüzde 13.7`lik bir kesim bunun ters yönde görüş bildiriyor

Sonuçlara göre, katılımcıların yüzde 86.5`i bazı televizyon dizileri ve programların çocukları ve gençleri şiddet kullanmaya teşvik ettiği görüşünde. Popüler televizyon dizilerindeki cinsel içerikli görüntülerin çocuk ve gençleri olumsuz etkileyeceğini düşünenlerin oranı yüzde 84.1`e ulaşırken, dizilerde cinsel içerikli görüntülerin sık yer almasının cinsel suçları artırabileceği yönünde görüş bildirenlerin oranı da yüzde 81.2`lere çıkıyor.

Beyazgazete.com
                                                                                                                                          Alıntıdır....

Yapımcı bulsam Şahmaran'ı çekerim...


Yönetmen Ümit Ünal, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Müdürlüğü tarafından Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi"nde düzenlenen “Türk Sineması Konuşmaları”nda, sinemaya giriş hikâyesini anlattı, sinema anlayışı ve filmleri hakkında bilgi verdi.
 


Yönetmen Ümit Ünal, “Yapımcı bulsam Şahmaran’ı çekmek isterim” dedi. Ünal, “Çok sevdiğim hikâyeler var. Şahmaran meselâ. Çok, hani insanı çarpan bir hikâye; ama o hikâyeyi yapabilmek için ciddi bir bütçeye, ciddi bir paraya ihtiyaç var. Çok büyük bütçeli bir şey isteyen bir işe öncelikle yapımcılar engel oluyor” diye konuştu.

Ümit Ünal Sineması

Yönetmen Ümit Ünal, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Kültür Müdürlüğü tarafından Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi’nde düzenlenen “Türk Sineması Konuşmaları”nda, sinemaya giriş hikâyesini anlattı, sinema anlayışı ve filmleri hakkında bilgi verdi.

Senem Aytaç’ın moderatörlük yaptığı söyleşide Ümit Ünal, izleyicilerin sorularını da cevapladı.

‘Yerli’ olmak ne demektir?

Ünal, “Yerli olmak konusundaki düşünceniz nedir? Yani bir film, hangi özellikleriyle yerli olur? Sizin buna bakış açınız nedir?” şeklindeki sorumuz üzerine, bir yabancıyla 11 sene evlilik yaşadığını belirterek “Onunla tanışmadan evvel ben kendimi hep İzmir’de yetişmiş, referansları hep Batılı olan… Ben, üniversite 1’den itibaren çoğunlukla İngilizce okudum. Referanslarım hep oraya dönük oldu ve kendimi hep ‘Türkiye’de yaşayan bir Batılı’ sanıyordum. Fakat eski eşimle birlikte yaşarken, aslında en küçük detaylarıma kadar Türk olduğumu ve buralı olduğumu anladım” dedi. Ünal, sözlerine şöyle devam etti:

“Bir yere ait olmak, aslında insanın kontrol edebileceği bir şey değil yani. Siz, başka bir şey olmak istiyor olabilirsiniz; ama sonuçta burası, içinde yaşadığınız toplum, sizi buralı yapıyor. Ağız tadınız buralı, gördüğünüz, iyi bildiğiniz şeyler de, kötü bildiğiniz şeyler de sonuçta buralı. O yüzden ben, kendi işlerimde de böyle, ‘Aman yerli olayım, aman Türk… Türkiyeli olayım’ kaygım olmadı. Sadece kendim olmaya çalışıyorum. Başka birine özenmeden kendime dair hikâyeler anlatmaya çalışıyorum. Zaten özendiğimiz durumlarda da kötü oluyor. İşte ‘Kaptan Feza’… Örnekleri var yani. Bazı işlerde özenmişizdir belki hani yabancı filmlere veya özendiğimiz, taklit etmeye çalıştığımız durumlar olmuştur. O zaman başarısız oluyor. Ne kadar kendin olursan, ne kadar kendinden samimi bir şekilde bahsedersen o kadar da yerli oluyorsun, o kadar da buraya ait oluyorsun yani. Çünkü zaten atsan atılmıyor, satsan satılmıyor. O sensin yani. Buralısın sonuçta.”

Halk hikâyeleri ve efsanelerimiz neden sinemaya aktarılmıyor?

Ünal, “Bir sinema eleştirmeni de gündeme getirmişti. ‘Anadolu coğrafyasında halk hikâyelerinden efsanelere kadar uzanan çok zengin sinema malzemeleri var. Görsel olarak çok zengin sunumlara imkân sağlayan malzemeler var; ama biz bunları sinemada kullanmıyoruz’ şeklinde bir eleştiride bulunmuştu. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz?” şeklindeki sorumuza da şu cevabı verdi:

Büyük bütçeli filmlere önce yapımcılar engel oluyor

“Onlar da bir şekilde deyimlerimize kadar sızmıştır herhalde; ama ben daha böyle kişisel şeyler anlatmayı tercih ediyorum yani. Kendi kontrolümde yaptığım filmler daha otobiyografik. Bir de işte sinema öyle bir şey ki, inandırmanız gereken bir sürü insan var. Öncelikle para sahiplerini inandırmanız lâzım. Şimdi bir halk hikâyesini alıp, bir prodüktörü ikna edip, atıyorum, efektli filan bir şey hani… Çok sevdiğim hikâyeler var. Şahmaran meselâ. Süper, olağanüstü bir hikâye. Evimde de kocaman bir Şahmaran resmi aldım Mardin’den getirdim. Çok, hani insanı çarpan bir hikâye; ama o hikâyeyi yapabilmek için ciddi bir bütçeye, ciddi bir paraya ihtiyaç var. Şimdi “9”u, “Ara”yı veya işte şimdi “Nar”ı yaptığımız bütçeleri kıyaslayınca, o hikâyeleri hayal etmek bile hayal yani bizim için. Zor. Öncelikle öyle bir şeye inanan bir yapımcının olması lâzım. ‘Böyle bir şey yaptırmak istiyorum’ filan diyen, ki biz de öyle bir prodüksiyona kalkışabilelim. En başta sinemacılar zaten, yapımcılar şey (olumlu) bakmıyorlar. Onlar da kolay satabilecekleri… Türkiye’de 1 milyon Dolar yatırdıysanız bir filme, en az 300 bin kişi gelmesi lâzım ki kendini amorti edebilsin ya da para kazanabilsin. Ama böyle hani 1 milyon kişi, 2 milyon kişi hedefleyen bir film yapıyorsanız, işte en garantilisi o zaman komedi yapmak. Genelde bakın işte ticarî filmlerin, iş yapan filmlerin hepsi komedi. Ya da bazen aksiyon. İşte Kurtlar Vadisi türü bir şey, şey yapıyor (iş yapıyor) ya da kırk yılda bir, hani Çağan Irmak, bence çok özel bir durum yani. Farklı filmler yaptığı halde iş de yapabiliyor işte; ama onun durumu özel. Televizyondan tanındı ve özel bir konumu var yani; ama onun dışında böyle çok büyük bütçeli bir şey isteyen bir işe öncelikle yapımcılar engel oluyor. Biz hayal etsek bile ona para bulmamız çok zor yani.

Türk sinemasını yönetmenler mi şekillendiriyor, yapımcılar mı?

Ünal, “O zaman Türk sinemasını yönetmenlerden çok yapımcılar mı şekillendiriyor?” sorumuzu da şöyle cevapladı:

“Şimdi şöyle; ben de bir yerde şekillendirmişimdir, tarihinde payım var. İşte ilk dijital filmi çektim filan; ama yani çektiğim sırada sandaletim kopuktu, gerçektir bu yani ve yeni sandalet alacak param yoktu. Projesine göre yani. Nuri Bilge, dönüştürdü Türk sinemasını bence, ilk filmleriyle gerçekten dönüştürdü; ama onun meselâ filmleri 50 bin Dolarlık filmlerdi. Yani Nuri Bilge de çekemezdi, atıyorum, bir fantastik hikâyeyi, bir Türk masalını onun da çekmesi çok zor olurdu. Sonuçta yönetmenler, başka kanallardan girip, kendi başlarına bir şeyler yapıp, çok küçük bütçelerle yapıp, sinemanın neredeyse yapısını değiştirerek bir şey yaptılar; ama sinema aynı zamanda büyük bir endüstri ve yani işte adam “Recep İvedik”i yaptırıyor, 4,5 milyon seyirci geliyor. Şimdi ona anlatamazsın yani gidip bir ‘Efendim, ben halk masalı yapmak istiyorum’ desen… Ortak bir zemin yok o adamlarla aramızda yani. Yönetmenler başka türlü değiştiriyor, onlar da değişmemeye direniyorlar.”

Programın sonunda Ümit Ünal’ın 2007 yapımı “Ara” isimli filmi gösterildi.
Kaynak: moralhaber.net

pirsushaber.com
                                                                                                                                            Alıntıdır....

17. Londra Türk Film Festivali başladı


Bu yıl 17. ‘si düzenlenen Londra Türk Film Festivali 24 Kasım Perşembe Leicester Square Odeon West End’de düzenlenen törenle başladı.

“Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak” filminin gösterimi ile başlayan Londra Türk Film Festivali ‘ne Türkiye’nin Londra Büyükelçisi Ünal Çeviköz ve eşi Emel Çeviköz, ünlü sanatçılar Hülya Koçyiğit ve Mehmet Aslantuğ ile “Sinyora Erica ile İtalyan Olmak” filminin yönetmeni Ali İlhan ve filmin İtalyan yıldızı aktris Claudia Cardinale katıldı.

İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşen ve 8 Aralık ‘a kadar sürecek olan  festivalde, ‘Golden Wings Yaşam Boyu Başarı Ödülü’ ünlü sinema sanatçısı Hülya Koçyiğit ‘e verildi.

Festivalin direktörü Vedide Kaymak, büyük organizasyon ile ilgili bilgiler verirken; belgesel, kısa ve uzun metraj kategorilerinde 35 filmin gösteriminin yapılacağını ve ‘Golden Wings Digiturk Digital Dağıtım Ödülü’için bu yıl sekiz filmin yarışacağını belirtti.

Yarışmanın jüri üyeleri ise Time Out London sinema editörü ve film eleştirmeni Dave Calhoun, sinema ve etkinlik kuratörü ve yazar Gareth Evans ve British Film Institute festival prodüktörü Helen de Witt olurken tek Türk jüri üyesi ise Türk sinema ve televizyon dünyasının başarılı oyuncusu Mehmet Aslantuğ.

‘Golden Wings Digiturk Digital Dağıtım Ödülü’için yarışacak filmler ise şöyle;

‘Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak’-Ali İlhan
‘Gölgeler ve Suretler’-Derviş Zaim
‘Bir Zamanlar Anadolu’da’- Nuri Bilge Ceylan
‘Kar Beyaz’-Selim Güneş
‘Saç’-Tayfun Pirselimoğlu
‘Eylül’- Cemil Ağacıkoğlu
‘Yurt’-Muzaffer Özdemir
‘Unutma Beni İstanbul’- Uluslararası 6 genç yönetmen

turizmtatilseyahat.com
                                                                                                                                              Alıntıdır.....


Türkiyede Gerçek Bir Aksiyon Filmi Çekilemiyor...



'Avatar'ın kamerasıyla aşk filmi çekiliyor
Türkiye'de ve yurt dışında filmlerin aksiyon sahnelerini tasarlayıp hazırlayan Yunus Emre Soğukkanlı ve Fatih Uğurlu, Türk yönetmenlerin öğreneceği daha çok şey olduğunu söylüyor
Yunus Emre Soğukkanlı ve Fatih Uğurlu, 10 yıl önce kurdukları, aksiyon dizaynı ve yönetimi hizmeti veren 'Team Max Stunt' isimli şirketle bugüne kadar birçok filme imza attılar. Türkiye'de gerçek bir aksiyon filmi çekilmediğini iddia eden ikili; aksiyon sahnelerinin dizaynı ile ilgili ipuçlarını ve gelecekteki planlarını anlattı:

ZORLANDIĞIMIZ SAHNE OLMADI
Açık söylemek gerekirse henüz bizi Türkiye'de zorlayan bir sahne olmadı. Genelde başkalarına göre zor ama bize göre çok basit sahneler oluyor. İstenilen şeyler kapasitemizin çok altında. Bizim 10 sene önce çalıştığımız aksiyon, şu anda yeni yeni bizden isteniyor.

YÖNETMEN KARAR VEREMEZ
Bir kere Türkiye'de kesinlikle, 'aksiyon yönetmenliği' diye bir dal olmadığı kabul edilmeli. Dünya piyasasında bu tarz filmlerde aksiyon sahnelerini, sadece aksiyon yönetmenleri dizayn eder ve filmin içine yedirir. Bizde ise aksiyona bile yönetmen karar veriyor. Bu iş böyle olduğu sürece, bu konuda bir adım bile öteye gidemeyiz. Dolayısıyla da bu tarz sahneler inandırıcı olmaz ve izleyiciyi asla çalamazsınız.

İKİ EL ATEŞ ETMEK AKSİYON MU!
"Ben aksiyon çekiyorum" diyen yönetmenlerin durumu içler acısı. Bir takım elbise giyip, eline silah alıp iki el ateş eden aksiyon çekti sanıyor! Bu sahneler böyle çekilince de tabii ki inandırıcı olmuyor.

ÖZEL KAMERA VAR AMA...
'Avatar'ın çekildiği kamera olan Arri D-21, şu anda Türkiye'de de var ve bu kamera birçok çekimde kullanıldı. Ama sonuç ortada! Nerede 'Avatar'? Bizim yönetmenlerimiz 'Avatar'ın çekildiği kamera ile aşk filmi çekiyor. Bizde her şey var; para da var, ekipman da var ama bunları kullanacak yönetmen yok!

BİZDE MERAK YOK
Bizim ömrümüz film seyretmekle geçti. Günde üç film izlediğimizi biliriz. Zaten Türkiye'deki yönetmenlerin film seyrettiğine inanmıyoruz. Bakmakla görmek farklı şeylerdir. Çünkü izleseler, "Acaba bu sahneleri yapabilir miyiz?" diye merak duyarlar. Nedense bizim yönetmenlerimizde bu yok.

'LABİRENT' AKSİYON FİLMİ SAYILMAZ!
 Şu anda çalıştığımız 'Kaos Örümcek Ağı' isimli sinema filminde tam anlamıyla aksiyon yönetmenliği yapıyoruz. Yönetmenimiz ve yapımcımız, internetten videolarımızı görüp "Bu işi yapacağınıza inanıyoruz" diyerek bize ulaştı. Filmde tüm aksiyon sahnelerinin kurulumunu ve dizaynını yapıyoruz. Bu film piyasaya çıkınca, "Ben aksiyon çekiyorum" diyen yönetmenler şaşıracak
 Aksiyon sahnelerini beğendiğimiz bir film henüz Türkiye'de çekilmedi! Aksiyonu herkes 'Kaos Örümcek Ağı' isimli filmde görecek. 'New York'ta Beş Minare'yi de hiç beğenmedik mesela. Çok kötüydü. Aksiyon sahneleri çok basitti. 'Labirent'e gelince... Biz o filmde sadece patlama sahnelerini dizayn ettik. 'Labirent' için "Aksiyon dolu bir film mi?" diye sorarsanız, cevabımız "Hayır" olur. Evet, aksiyon sahneleri var ama "Kaliteli mi?" derseniz, o da tartışılır..

Öner Öngün
sabah.com.tr
                                                                                                                                            Alıntıdır....

Bayat filmler kıymete bindi


Fotoğraf meraklıları, dijital makinelere inat tarihi geçmiş filmlerle sanat yapıyor.

Gelişen teknolojiyle birlikte fotoğraf sanatında hakim olan dijital makine kullanımındaki artış devam ederken, filmli makine satışları da sürüyor. Özellikle gençler, dijital makinelerinin yanına ekstra aldıkları analog makinelerle filmli çekime devam ediyor. Ancak, film alırken özellikle son kullanma tarihi geçmiş, bayat filmlerin tercih edilmesi dikkati çekiyor.
Akademik eğitimini mühendislik üzerine alan, ancak üçüncü kuşağını temsil ettiği ailesinin mesleği fotoğrafçılığı Eminönü'deki dükkanında sürdüren Rıfat Tunç, dia ve normal renkli filmlerin banyo işlemlerinin farklı olduğunu söyleyerek, ''Çocukluğumda işi öğrenirken dia'yı E-6'da normal filmi ise C-41 ile yıkayacağımı öğrendim. Eğer banyoları karıştırsam çok fırça yerdik ve müşteriye büyük ayıp etmiş olurduk'' dedi.

Son dönemde özellikle gençlerin fotoğraf tekniği üzerinde farklı arayışlarda bulunduğunu söyleyen Tunç, şunları kaydetti:

''Eskiden yırtık bir kot giymek anormal karşılanırdı. Şimdi çok ünlü kişilerde bile böyle kotlar görebiliyoruz. Bunun gibi bir moda da fotoğrafta oluştu. Özellikle gençler, dükkanımıza gelerek bayat filmler alıyor. Bayat filmlerin renklerinde emisyondaki değişimlerden kaynaklı farklı renkler ortaya çıkar. Gençler bu farklı renkleri elde ederek farklı fotoğraflar oluşturuyor. Bunun yanında bizim bir zamanlar hata dediğimiz banyo tekniklerini özellikle ters yaparak deneysel sonuçlar elde ediyorlar. Son birkaç yılda ilginç bir şekilde filmli makineye dönüş var. Asıl ilginç olan ise müşterilerin bayat filmleri tercih etmeleri.''

Rıfat Tunç, geçmişteki esnaf kültüründe bayat ürün satmanın müşteriye hakaret anlamına geldiğini vurgulayarak, ''Raflarımızda tarihi geçmiş film bulmak imkansızdı. Son kullanma tarihi yaklaşan filmleri bile vermeye çekinirdik. Ancak şimdi sık sık müşterilerimizin bayat film talepleriyle karşılaşıyoruz'' dedi.

Üretici firmaların film imalatlarını azaltmaları ve bazı modelleri piyasadan kaldırmaları nedeniyle film talebinin karşılanmasında zorlanıldığını da kaydeden Tunç, şöyle konuştu:

''Elimizde her tür film mevcut. Ancak müşterinin bayat film talebi biraz şansa kalmış. Anadolu'ya mal satmaya giden bir arkadaşımız dükkanların raflarında satılmayan, ellerinde kalmış, unutulmuş bayat filmleri bizim için topluyor. Elimize gelen bayat filmleri müşterilerimiz bazen birçok makarayı birden alıyor. Çünkü her zaman bulmak zor. Yine de bu talebi karşılamaya çalışıyoruz. Bu filmlerin kimyasında oluşan değişiklikler fotoğrafa lila, eflatun ve bordoya çalan bir renk veriyor. Bu sonuç insanların hoşuna gidiyor. Dijital teknoloji ile bu etkiyi sağlayan efektler verilebiliyor. Acaba film üreticileri bayat film etkisini veren bir film üretemez mi? Bu yapılabilir. Ancak geniş pazar ağının bulunmaması ve modaların çok hızlı değişmesi üreticilerin bu fikre sıcak bakmasını engelliyor olabilir.''

Geçmişte fotoğrafçılar için her karenin ayrı bir değer taşıdığını vurgulayan Tunç, ''Dijital, geçmişin büyüsünü bozdu. Herkes resim yapabilir. Ben de yapıyorum. Ancak herkes Osman Hamdi Bey olamaz. Fotoğraf sanatı da böyle. Herkes iyi bir makineye sahip olabilir. Ancak bu onun en iyi fotoğrafçı olacağı anlamına gelmez. Herkes fotoğraf çekmeyi bildiğini söyler ancak bu iş o kadar kolay değil. Bu yeni modaların da fotoğraf için düşünüldüğünün göstergesi olduğunu düşünüyorum'' şeklinde konuştu.

stargazete.com
                                                                                                                                    Alıntıdır...