fotoğraf sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fotoğraf sanatı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Kasım 2011 Pazartesi

Bayat filmler kıymete bindi


Fotoğraf meraklıları, dijital makinelere inat tarihi geçmiş filmlerle sanat yapıyor.

Gelişen teknolojiyle birlikte fotoğraf sanatında hakim olan dijital makine kullanımındaki artış devam ederken, filmli makine satışları da sürüyor. Özellikle gençler, dijital makinelerinin yanına ekstra aldıkları analog makinelerle filmli çekime devam ediyor. Ancak, film alırken özellikle son kullanma tarihi geçmiş, bayat filmlerin tercih edilmesi dikkati çekiyor.
Akademik eğitimini mühendislik üzerine alan, ancak üçüncü kuşağını temsil ettiği ailesinin mesleği fotoğrafçılığı Eminönü'deki dükkanında sürdüren Rıfat Tunç, dia ve normal renkli filmlerin banyo işlemlerinin farklı olduğunu söyleyerek, ''Çocukluğumda işi öğrenirken dia'yı E-6'da normal filmi ise C-41 ile yıkayacağımı öğrendim. Eğer banyoları karıştırsam çok fırça yerdik ve müşteriye büyük ayıp etmiş olurduk'' dedi.

Son dönemde özellikle gençlerin fotoğraf tekniği üzerinde farklı arayışlarda bulunduğunu söyleyen Tunç, şunları kaydetti:

''Eskiden yırtık bir kot giymek anormal karşılanırdı. Şimdi çok ünlü kişilerde bile böyle kotlar görebiliyoruz. Bunun gibi bir moda da fotoğrafta oluştu. Özellikle gençler, dükkanımıza gelerek bayat filmler alıyor. Bayat filmlerin renklerinde emisyondaki değişimlerden kaynaklı farklı renkler ortaya çıkar. Gençler bu farklı renkleri elde ederek farklı fotoğraflar oluşturuyor. Bunun yanında bizim bir zamanlar hata dediğimiz banyo tekniklerini özellikle ters yaparak deneysel sonuçlar elde ediyorlar. Son birkaç yılda ilginç bir şekilde filmli makineye dönüş var. Asıl ilginç olan ise müşterilerin bayat filmleri tercih etmeleri.''

Rıfat Tunç, geçmişteki esnaf kültüründe bayat ürün satmanın müşteriye hakaret anlamına geldiğini vurgulayarak, ''Raflarımızda tarihi geçmiş film bulmak imkansızdı. Son kullanma tarihi yaklaşan filmleri bile vermeye çekinirdik. Ancak şimdi sık sık müşterilerimizin bayat film talepleriyle karşılaşıyoruz'' dedi.

Üretici firmaların film imalatlarını azaltmaları ve bazı modelleri piyasadan kaldırmaları nedeniyle film talebinin karşılanmasında zorlanıldığını da kaydeden Tunç, şöyle konuştu:

''Elimizde her tür film mevcut. Ancak müşterinin bayat film talebi biraz şansa kalmış. Anadolu'ya mal satmaya giden bir arkadaşımız dükkanların raflarında satılmayan, ellerinde kalmış, unutulmuş bayat filmleri bizim için topluyor. Elimize gelen bayat filmleri müşterilerimiz bazen birçok makarayı birden alıyor. Çünkü her zaman bulmak zor. Yine de bu talebi karşılamaya çalışıyoruz. Bu filmlerin kimyasında oluşan değişiklikler fotoğrafa lila, eflatun ve bordoya çalan bir renk veriyor. Bu sonuç insanların hoşuna gidiyor. Dijital teknoloji ile bu etkiyi sağlayan efektler verilebiliyor. Acaba film üreticileri bayat film etkisini veren bir film üretemez mi? Bu yapılabilir. Ancak geniş pazar ağının bulunmaması ve modaların çok hızlı değişmesi üreticilerin bu fikre sıcak bakmasını engelliyor olabilir.''

Geçmişte fotoğrafçılar için her karenin ayrı bir değer taşıdığını vurgulayan Tunç, ''Dijital, geçmişin büyüsünü bozdu. Herkes resim yapabilir. Ben de yapıyorum. Ancak herkes Osman Hamdi Bey olamaz. Fotoğraf sanatı da böyle. Herkes iyi bir makineye sahip olabilir. Ancak bu onun en iyi fotoğrafçı olacağı anlamına gelmez. Herkes fotoğraf çekmeyi bildiğini söyler ancak bu iş o kadar kolay değil. Bu yeni modaların da fotoğraf için düşünüldüğünün göstergesi olduğunu düşünüyorum'' şeklinde konuştu.

stargazete.com
                                                                                                                                    Alıntıdır...

21 Kasım 2011 Pazartesi

Sinemada Renkler


Sinemanın renklenmesi ve sesli filmlere geçiş, sinema dünyasının en usta yönetmenlerinin bile karşı çıktığı bir gelişmeydi. Chaplin*, sinemanın seslenmesinin görüntüsel bütünlüğü zedelediğini öne sürerken, Eisenstein, rengin kompozisyon kurmada zayıflamaya yol açtığını savunuyordu.

Renkli bir filmin düzenlemeleri, siyah-beyaz bir filminkinden farklı olmalıdır. Gerçekten de siyah-beyaz düzenlemelerde kompozisyon daha yalın, daha anlaşılır ve daha etkilidir. Bu nedenle fotoğraf sanatında pek çok fotoğrafçı siyah-beyaz çekim yapmayı tercih etmektedir. Ancak sinemada rengin sağladığı olanakları da göz ardı edemeyiz. Sinemada her renk bir duyguya, bir olguya hatta bir söyleme dönüşebilir.

Sinemanın ilk renklendiği dönemde, sinemacılar tüm renkleri sadece renk olarak kullandılar. Sinema sanatının gelişimi ile renk, tıpkı kurgu gibi, bir anlatım aracı olarak kullanılmaya başlandı. Bu tarz kullanıma günümüz sinemacılarından örnek verebiliriz.

İngiliz sinemacı Peter Greenaway’in Aşçı, Hırsız, Karısı ve Aşığı filmi dokuz gece boyunca bir lokantada geçiyor. Tüm film toplam dört mekanda çekilmiş: lokantanın park yeri, mutfağı, yemek salonu ve tuvaleti. Bu dört mekandan her biri ayrı bir ahlaki olguyu vurgulaması için seçilmiş. Park yeri, dış dünyanın ilgisizliğini ve gaddarlığını simgeliyor ve mavi tonlarda. Mutfak, bütün yaşamın, var oluşun bayağı ihtiyaçlarına hizmet etmesini vurgular ve gri tonlarda. Yemek salonu ise kıpkırmızıdır, bu kızıllık insanların tüm bayağı alışkanlıklarını saklamaya çalışmasını simgeler. Tuvalet bembeyazdır, belki de insanın yalnız kalıp, gerçekten insan olduğu tek yerdir ve cinsel duyguları temsil eder.

Filmdeki kişiler de karakterlerine göre renklere bürünmüşlerdir. Hırsız, bayağı ve aptaldır, siyah giyer. Karısı ona katlanacak kadar zayıf ve çaresizdir, gri giyer. Ancak kadın mekân değiştirdikçe üzerindeki elbisenin de rengi değişmektedir. Örneğin yemek salonundan tuvalete doğru giderken, gri olan elbisesi tuvalete girmesiyle birlikte beyaza dönüşür. Aşçı ise hep beyaz giyer ve film boyunca ne yemek yer, ne de sevişir**. Bu örnek, rengin anlatıma neler kazandırdığını açıkça belirtmektedir.
Türk sinemasında da bu tür anlatımsal renkleri kullanıp renkleri fonksiyonel yapan sinemacılar vardır. Örneğin Dolunay’***ın mavi hüznü ve Uçurtmayı Vurmasınlar’****ın sarı sevgisi.

*Onat Kutlar, Sinema Bir Şenliktir, Can Yayınları, 1991, s. 159
**Bir söyleşide Greenaway aşçının kendisi olduğunu söyler.
***Yönetmen Şahin Kaygun-1988
****Yönetmen Tunç Başaran-1989

Ancak, sinemada bir renk, her zaman aynı duyguyu, aynı olguyu temsil etmektedir diyemeyiz. Sinemacılar her rengi farklı anlamlarda kullanabilir. Siyah, bir yönetmen için hüznü temsil ederken diğer bir yönetmen için sevinci temsil edebilir.

derki.com
                                                                                                                                            Alıntıdır....