yavuz turgul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yavuz turgul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2011 Çarşamba

Herkes sinema eleştirmeni olabilir mi?


Akşam yazarı amatör sinema yazarlarına çaktı
Akşam yazarı Tuğçe Tatari, "Başınıza Türk sineması kadar taş düşsün..." dedi ve Av Mevsimi ile ilgili olarak sinema eleştirmeni kesilen köşe yazarlarına çaktı...

 - "Yahu ne meraklıymışız hepimiz şu sinema eleştirmenliği mesleğine. Hem nasıl da bugüne kadar fark edememişiz bu işin ne kadar kolay bir iş olduğunu. Filmi izler hemen yazarım eleştirilerimi çünkü benim gözüm, benim zevkim ve benim algım on numaradır! Şişik egolarımızla Yavuz Turgul'u nasıl da kolay sınıfta bırakırız, şaşar kalırsınız!"

Akşam yazarı Tuğçe Tatari bu cümlelerin yazarı. Köşesinde Av Mevsimi filminin ardından sinema eleştirileri kaleme alan isimleri eleştiren Tatari, "Aman yanlış anlaşılmasın, fanatik Turgul hayranlarından filan değilim ama kabul edilmeli ki Mahsun Kırmızıgül'ün yönetmenliğini eleştirmekle Turgul'u eleştirmek aynı şey olmamalıdır." dedi ve şöyle devam etti:

"Yavuz Turgul'un katıldığı programlarda gazeteciliği ne kadar doğru veya ne kadar eksik yaptığımız hakkında isim vererek her birimizi eleştirmesi kadar saçma olur bu. Ha fikir beyan edilmemeli mi elbette edilmeli. Eleştirilmeli mi elbette eleştirilmeli. Ama işin teknik, sanatsal, matematiksel yanlarını 'bilenler' eleştirmeli. Biz gazeteciler salt izleyicinin elinde kalem olanlarıyız, bunu unutmayın!"

GAZETECİLER.COM
                                                                                                                                           Alıntıdır....

12 Kasım 2011 Cumartesi

Türk Sinema Seyircisinden Nefret Etmek…


Bizim aydın geçinen entelektüel kesimin en sevdiği şey, halkın beğenilerinin üstüne basarak yükselmektir. Bu tanımlamaya girenlerin gözünde Türk sineması başından beri bir avam eğlencesidir. Olduğu gibi sevmek mümkün değildir. Değişmeli ya da zorla dönüştürülmelidir. Hollywood’a benzememelidir ama nedense bir Fransız yeni dalgası taklitçisi olmasının hiç bir sakıncası yoktur.

Bu iklimde, seyirci için kötü filmler çeken kaka yönetmenler ağzıyla kuş tutsa bile yaranamazlar, övgülere nail olamazlar. Oysa, taklit edilmiş bir doğu Avrupa duygusallığını kamera ayağına beton dökerek sinopsisden bozma bir senaryo ile filme çeken “artauss” sinemacı yollarına güller dökülerek alkışlanır durur.

Kaka yönetmenlerin filmlerine giden o “aptal” seyircilerin ödediklerinden kesilen fonlara muhtaç olan bu müthiş sanat başyapıtlarını nedense kimse görmek istemiyor.  Asıl sorgulanması gereken bu değil mi? Asghar Farhadi’nin “Bir Ayrılık” filmini seyreden 1.5 milyon İranlı varken neden bizim bütün yıl boyunca yaptığımız onlarca  ”sanat sineması” örneklerinin toplam seyircisi 200.000 sınırında?

Neden,  acı ve neye yaradığı belli olmayan bir şurubu içmek istemez gibi bu filmleri seyretmekten kaçan sinema seyircisi entelektüel nefretinin odaklandığı yerde duruyor? Kazara o seyirciye fikri sorulduğunda ise bitmeyecek bir itirazlar senfonisinin, itiraz edenlere sahte bir ayrıcalık sağlamaktan gayrı anlamı ne?

Sinema dergisi geçenlerde “Tüm zamanların en iyi 100 Türk Filmi” adında bir seyirci anketi yaptı ve seçilen en iyi 10 filmin sahiplerini de bir gece tertipleyerek onurlandırdı. İyice kan kaybeden sinema dergiciliği adına gerekli ve ses getiren bir hareket olduğu şüphesiz. Fakat sonuçların açıklanmasının hemen ardından “olmaz, bu filmleri seçemezsiniz!” şeklinde gelen dayatmacı dalga internet sitelerinin sütunlarını vurmaya devam ediyor.

Son olarak çok sevdiğim Sadi Çilingir ağabeyimin editörlüğünü yaptığı sadibey.com sitesinde okuduğum Sabahattin Çetin imzalı “Genç Film Yönetmenine Kariyer Dersleri” adlı makalede, bu türden bir seyirciyi aşağılama duygusallığı içinde yazılmıştı.

Bu meseleyi kendi fikirlerim doğrultusunda biraz açmak istiyorum. hak vermek ya da reddetmek size kalmış. Sinema dergisinin yaptırdığı bu anket adı üzerinde bir “seyirci anketi”… Hal böyleyken bile seçimlere tahammül edememek, üzerine oturup sayfalarca ahkam dökmek biraz ayıp olmuyor mu? Bu, “senin neyi seveceğine bile ben karar veririm”ci entelektüel faşizminden ne zaman sıyrılıp kendimize geleceğiz acaba..?

Sinemayı “gişe” ve “sanat” sineması diye ikiye bölüp kendimize takım seçer gibi yönetmen falan seçemeyiz. Türk sineması verdiği her ürünle bir bütün olarak algılandığı vakit (tıpkı 70'lerde olduğu gibi) kıymetlenecektir. Yazıda gişe filmi yapanların ileride asla hatırlanmayacak kadar kıymetsiz olduğundan dem vuruluyor. Emin olun 20 yıl sonra adı bile hatırlanmayacak olan gişe filmcilerinin yanına bir sürü festival sinemacısını da koyabilirsiniz. Onların da yaptıkları NBC taklidi kabız sinemayla pek hatırlanacağını sanmıyorum. Yine yazıda bahsi geçen yeni kuşak diye tabir edilen önemli sinemacılardan, Nuri Bilge CEYLAN, Reha ERDEM, Derviş ZAİM ve Semih KAPLANOĞLU gibi isimlerin tamamı 10-15 yıl öncesinden geliyor. Hala bu isimleri umudumuz olarak yazıyorsak son 10 yılda (bu yönetmenler dışında) ne başardı Türk “sanat” Sineması… Festivallerde kazanmanın ve akçeli ödülleri kapmanın formülünü  iyice çözmenin dışında? Oradaki ilginç ve bize özgü fırsatçı sektörleşme neden kimsenin dikkatini çekmiyor?

Herhangi birinin aklına, ” Türk sinemasının önemli yönetmenleri…” dendiğinde Ertem Eğilmez mutlaka gelir ki kendisi gişe sinemasının aksakalıdır. Yazının ana fikri olan “Gişe filmi yapanı kimse hatırlamaz” önermesi işte bu kadar kolay çöküyor. Ertem Eğilmez filmleri seyirci beğenisine göre ayarlanmış ama bir yandan da sinema yapma tutkusuyla dolu filmlerdir. Keza Çağan Irmak’ da filmlerini izleyene beğendirme derdinde olan bir yönetmendir ve inanın 20 yıl sonra adı hala hatırlanacaktır. Şimdi, bunları izlediğimiz ve beğendiğimiz için birilerinden özür dilememiz mi gerekiyor? Hiç sanmam!

Neden derseniz; sinema seyirci için yapılır. Aksini düşünenin neden bu kadar zahmete girip film çektiğini anlamama imkan yok! Yılmaz Güney dahil eski kuşak tüm yönetmenler bu gerçeği baştan kabullenerek girişiyorlardı bu işe… Ankette birinci gelen Eşkiya filminin yönetmeni Yavuz Turgul’un sözlerini önemsemek bence genç sinemacıların kariyerleri açısından daha hayırlı olacaktır. Şöyle diyordu bu müthiş sinemacı: “Bu filmle ilgili seyirciyle aramda bir bağ olduğunu düşünüyorum. Seyirciye hep saygıyla yaklaştım. Onlar da uzun zaman içinde hep karşılık verdiler. Ben, kaliteli bir seyirciye, iyi film sevenlere filmler yapıyorum. Ve böyle de devam etmek istiyorum.” Ne güzel söylemiş ama “Seyirci”yi önemseyen bir sinemacı olarak Yavuz Turgul’un cezası, ismi akla gelince bile sayılmayan sinemacılardan biri olmaktır. Linklediğim yazıdan örnekleyebileceğimiz üzere…

Bakanlık fonlarına sırtını dayayarak “bağımsız” olunamaz, sanat yapılamaz. Türk sinemasının gişe gelirleri geçen yıla göre %34 azaldı. Bu büyük bir kayıp! Sinemayı iki uçtan çekiştirip bir tarafa iyice yozlaşmış bir ticari sinema anlayışını, diğer tarafa ise çeken dışında kimseyi ilgilendirmeyen bir sanat sineması endişesini koyduğumuzda gelinen sonuç bu…  Ortada duran güzel filmlerimiz vardı bizim, onları kimler aldı? Gişe için yapıldığını varsaydığımız ve seyirci ilgisini çeken yapımlardan gelen kesintilerle desteklenen sadece ismen “bağımsız” sinemamız bundan nasıl etkilenecek acaba? Gördüğüm ve üzüldüğüm şu oldu: Yakında patlayacak bir balonu şişirmeye devam ediyoruz. Patladığında ise herkes suçu birbirine atacak.

Yazan: Murat Tolga Şen
ötekisinema.com
                                                                                                                                Alıntıdır

27 Ekim 2011 Perşembe

En iyi 100 Türk filmi




Sinema dergisi 5 bin okuruyla birlikte 'Tüm Zamanların En İyi 100 Türk Filmi'ni seçti

Türkiye’nin en iyi yüz filmi Sinema dergisi okurlarınca seçildi. Beş bin kişinin oylarıyla gerçekleştirilen soruşturma sonucunda Yavuz Turgul’un 1996 tarihli ‘Eşkıya’ isimli filmi birinci oldu

Radikal gazetesinin haberine göre, Turgul sekizinci sırada yer alan ‘Muhsin Bey’ filmiyle birlikte ilk onda iki filmi yer alan tek yönetmen oldu. Turgul’un senaryosunu yazdığı Nesli Çölgeçen’in yönettiği ‘Züğürt Ağa’ da listeye beşinci sıradan girdi. Listenin ikinci sırasında ise Atıf Yılmaz’ın unutulmaz eseri ‘Selvi Boylum Al Yazmalım’ yer aldı. Ertem Eğilmez’in ‘kült’ mertebesine yükselen filmi ‘Hababam Sınıfı’ üçüncü sıraya yerleşirken, Çağan Irmak’ın izleyenleri derinden etkileyen yapımı ‘Babam ve Oğlum’ ise listeye dördüncü sıradan girdi.

‘Yeni Türkiye sineması’nın en önemli yönetmenlerinden Zeki Demirkubuz’un benzer bütün listelerde kendisine yer bulan filmi ‘Masumiyet’ altıncı olurken, Mustafa Altıoklar’ın Metin Kaçan’ın romanından uyarladığı ‘Ağır Roman’ yedinci sırada yer aldı.

İLK 10’A GİREMEYENLER
Yılmaz Güney’in senaryosuyla Türkiye sinemasının en unutulmaz yapıtlarından birisine imza atan Şerif Gören’in ‘Yol’ filmi ise dokuzuncu oldu. Ve bir Yeşilçam klasiği, Orhan Aksoy’un ‘Neşeli Hayat’ı ise ‘Top 10’un son filmi olarak dikkat çekti.

Sinema Dergisi Yayın Yönetmeni Senem İşmen, Sabah gazetesine verdiği röportajda “Oylamada modern Türk sineması, eski filmlere göre biraz daha baskın görünüyor. Oy verenlerin yaşları daha genç olduğu için eski filmleri bilmiyorlar” demişti. İşmen’in tespitinin listenin oluşumunda oldukça etkili olduğu dikkatlerden kaçmıyor. Listedeki en eski film olan ‘Hababam Sınıfı’ bu başarısını büyük ihtimalle televizyondaki popülerliğine borçlu. ‘Neşeli Günler’ de öyle...
Öte yandan, Metin Erksan’ın ‘Sevmek Zamanı’, Yılmaz Güney’in ‘Umut’, Zeki Ökten’in ‘Sürü’ gibi filmlerinin yanı sıra Ömer Lütfi Akad’ın hiçbir filmi listenin ilk onunda yer almadı. Son dönem Türkiye sinemasının dikkat çeken isimleri Nuri Bilge Ceylan ve Reha Erdem de onluk listede kendisine yer bulamadı.
Sinema dergisi okurlarının seçtiği ‘Tüm Zamanların En İyi Yüz Türk Filmi’ listesinin ilk 10’u...

1-EŞKIYA
(Yavuz Turgul/1996)
Türkiye sinemasının en verimli ikililerinden Yavuz Turgul ve Şener Şen birlikteliğinin ürünlerinden birisi olan film, 1996 yılında vizyona girdiğinde büyük bir patlama gerçekleştirmişti. 3 milyon 600 bin kişi tarafından izlenen ‘Eşkıya’, yerli yapımların gişedeki makûs kaderine de son veren filmlerden birisi oldu. 30 yıldan uzun bir süre hapiste yatan yaşlı bir eşkıyanın Güneydoğu’dan İstanbul’a uzanan hikâyesinde Türkiye’deki değişimin izleri de sürülüyordu.

2-SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM
(Atıf Yılmaz/1978)
Kadir İnanır, Türkân Şoray ve Ahmet Mekin’li unutulmaz bir klasik. Cengiz Aytmatov’un eserinden Ali Özgentürk’ün senaryolaştırdığı film ‘Sevgi neydi?’ sorusuna olgun bir sinema dili ve müthiş oyunculuklarla yanıt arıyordu. Kendisinden sonraki birçok filme referans olan ‘Selvi Boylum’, Türkiye sinemasının temel taşlarından ve bu tür listelerin vazgeçilmezi.

3-HABABAM SINIFI
(Ertem Eğilmez/ 1975)
Ertem Eğilmez Ekolü’nün en önemli çalışmalarından birisi. Tarık Akan, Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Münir Özkul ve Şener Şen’li kadrosuyla döneminin en fazla izlenen filmlerinden birisi olmuştu. Rıfat Ilgaz’ın aynı adlı eserinden uyarlanan filme ilgi hiç azalmadı. Geçen 36 yıla rağmen Mahmut Hoca ve öğrencilerinin ‘acı-tatlı’ hikâyesinin televizyonlardaki tekrarları izlenme rekorları kırıyor.

4-BABAM VE OĞLUM
(Çağan Irmak/ 2005)
Türkiye sinemasının son yıllardaki en verimli yönetmenlerinin başında gelen Çağan Irmak’ın büyük çıkış yaptığı yapımı döneminin seyirci rekorunu kırmıştı. Temelinde 12 Eylül darbesinin ardından parçalanan bir ailenin yıllar sonra yeniden bir araya gelişini anlatan film, ‘aidiyet’ duygusunun yarattığı boşluklar üzerine dokunaklı bir öykü anlatıyordu. ‘Babam ve Oğlum’, sinemaya küsmüş 70’li yıllar seyircisinin de yeniden salonlara dönüşünün kapısını da aralamıştı.

5-ZÜĞÜRT AĞA
(Nesli Çölgeçen/1985)
Yavuz Turgul senaryosundan Nesli Çölgeçen’in çektiği bir Türkiye filmi. Güneydoğu’da çözülmeye başlayan ‘feodal’ yapının yarattığı trajik hikâyelerin komik anlatımı diyebileceğimiz ‘Züğürt Ağa’, Türkiye sinemasında eşine az rastlanır bir sosyolojik analizi de başarıyla gerçekleştiriyordu.

6-MASUMİYET
(Zeki Demirkubuz/ 1997)
Zeki Demirkubuz’un Derya Alabora ve Haluk Bilginer’in performanslarıyla zirveye çıkan yapıtı ‘suçluluk’ ve ‘bağlanma’ duyguları üzerine önemli bir ‘kara film’ örneğiydi. Demirkubuz’un insan eylemlerinde nedensellik aramak yerine ‘doğal’ olanın izini sürdüğü film, birçok genç yönetmene de ilham kaynağı oldu.

7-AĞIR ROMAN
(Mustafa Altıoklar/ 1997)
Metin Kaçan’ın aynı adlı romanından uyarlanan film, Müjde Ar ve Okan Bayülgen’in başını çektiği zengin oyuncu kadrosuyla dönemin öne çıkan yapımları arasında yer aldı. Altıoklar’ın Dolapdere’yi klostrofobik bir mekân olarak tasarlayan kamerası ve burada yaşayanların çıkışsızlıklarını başarıyla anlatan hikâyesi büyük ilgi görmüştü.

8-MUHSİN BEY
(1987)
1980’ler Türkiyesi’nin değişen ekonomik şartlarına ve bozulan kültürel iklimine ayak uyduramayan bir müzik yapımcısının trajikomik hikâyesi. Şener Şen, Uğur Yücel ikilisinin oyunculuğunun perdede boy gösterdiği yapım; en önemli değerin para olduğu, taşranın şehirleşmesi yerine şehrin taşralaşmaya başladığı bir dönemin fotoğrafını başarıyla çekiyordu.

9-YOL
(Şerif Gören/ 1981)
Yılmaz Güney’in cezaevinde senaryosunu yazdığı ve Şerif Gören’in çektiği film, bu tür listelerin vazgeçilmezi. Özellikle Doğu ve Güneydoğu bölgesinde çekilen sahneleriyle hafızalara kazınan film hem Tarık Akan’ın oyunculuğunu hem de Şerif Gören’in yönetmenliğini zirveye taşımıştı. Cannes’da Altın Palmiye’yi Costa Gavras’ın ‘Kayıp’ filmiyle paylaşan ‘Yol’ uzun yıllar Türkiye’de gösterilemedi.

10-NEŞELİ GÜNLER
(Orhan Aksoy/ 1978)
Ertem Eğilmez ekolünün bir başka önemli filmi. Orhan Aksoy’un yönetmen koltuğunda oturduğu yapımda, Münir Özkul, Adile Naşit, Şener Şen, Ayşen Gruda gibi usta oyuncularla renklenen film, ‘turşu nasıl yapılır’ tartışması nedeniyle parçalanan bir ailenin yıllar sonra yeniden bir araya gelişinin dokunaklı ve eğlenceli hikâyesini anlatıyordu.

                                                                                                                                       Alıntı