oyuncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyuncu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Nisan 2014 Çarşamba

Türkçe Bilmediği İçin Rolünü Başkasına kaptırdı

Rol için uygun bulunmadım .Türkçe ve İngiliz bilmediğim için seçilemedim. Bu yüzden de ülkeme geri dönmek zorunda kaldım.

Napoli’de doğup büyüyen oyuncu Denise Capezza’nın Türkiye’ye yerleşme hikayesi oldukça ilginç. İki yıl önce ‘Uçurum’ dizisine İtalyan oyuncu arandığını duyunca Türkiye’ye görüşmeye geldiğini söyleyen oyuncu, “Felicia karakteri için İstanbul’a geldim.
Rol için uygun bulundum. Ancak  Türkçe ve İngilizce bilmediğim için seçilemedim. Bu yüzden de ülkeme geri dönmek zorunda kaldım.
Ama pes etmedim” dedi. Ardından  Türkçe kelimeler öğrenen ve kendisine bir DVD hazırlayan Cappeza, bu sayede rolü alınca hemen  Türkçe derslerine başladığını ve 6 ayda Türkçe’yi söktüğünü belirtti.

‘Türkiye’de kalacağım’
Şu sıralar Charles Dickens’in dünyaca ünlü romanı Oliver Twist’in Türk versiyonu ‘Düşler ve Umutlar’da rol alan Cappeza, “İstanbul’u çok seviyorum. Teklif geldiği sürece Türkiye’de kalacağım” dedi.(sabah)


ERDOGAN GÜRSES
kaynak: androhit.com

28 Şubat 2014 Cuma

Eric Bana ile Röportaj

‘Bu film benim için bir zevk’

Gerçek bir savaş hikâyesini konu alan 'Son Kalan’da Kıdemli Yüzbaşı Erik Kristensen’ı canlandıran Eric Bana, soruları yanıtladı.

Eric Bana savaş filmlerine çokta uzak değil. Daha önce Black Hawk Down, Münich, Closed Circuit gibi filmlerle karşımıza çıkan oyuncu oynadığı filmler ile adından söz ettirmeyi başarıyor. Yakışıklı oyuncu askeri kitapları çok sevdiğini ve sürekli okuduğunu belirtiyor ve ekliyor “Lone Survivor’ı yıllar önce bu film projesi daha yokken okumuş ve çok beğenmiştim.”

Bu projeye dahil olmaya nasıl karar verdiniz? 
Aslında kitabı yıllar önce bu projeden bağımsız olarak okumuştum. Ve gerçekten çok sevmiştim. Hatta tanıdığım kişilere birer kopyasını veriyordum. Kitabı sevmemin birçok nedeni var. Marcus’un Seal Takımlarının antrenmanlarına yer vermesi ve bir insan bedenin nasıl zorluklara dayanabileceğini anlatması benim için iki kitap okumuşum hissini yarattı. Bu yönünü çok sevdim. Görevin trajedisi ve dramının anlatılışı ayrı şekilde etkiliyor. Peter Berg ile neredeyse 12 yıl önce farklı bir projede tanışmıştık. Bu film için aradığında ‘Filmdeki ana karakterlerin kastı yapıldı. Ama başka bir rolü oynamayı düşünür müsün? Kıdemli Yüzbaşı Kristensen’ı canlandırmayı düşünür müsün?’ dedi. Anında evet dedim.

Bu sizin ilk askeri konulu filminiz değil. Daha önce Black Hawk Down’da rol almıştınız. Bu hikayede sizi çeken özel bir şey var mı? 
Kesinlikle evet. Bunun özel bir deneyim olacağını biliyordum ve Özel Harekat topluluğu ile çalışmanın daha öncekine benzer olacağını da. Özel Harekat ile çalışmak hayat değiştiren bir deneyim olabiliyor. Bu filminde benzer bir tonu olacağını biliyordum, en azından fiziksel zorluk yönünden. Yıllar önce Black Hawk Down’da Özel Harekat için danışmanı olarak beraber çalıştığım aynı kişiler vardı, Marcus’un kitabının hayranıyım ve Özel Harekatın savaş alanındaki rolleri gerçekten çok ilgimi çekiyor. Bu her zaman ilgileneceğim bir alan. Bu film benim için bir keyif.

Daha çok askeri hikâyelerin olduğu kitaplar mı okursunuz? 
Evet, genelde ilgimi çeken varsa hemen bir tane alırım.

Bu tarz askeri filmlerde genellikle Taliban ile birlikte tüm Afgan halkı kötü gösterilirdi fakat bu filmde ikisinin farkı oldukça belirgin bir çizgi ile ayrılmış. Avusturalyalı olarak tüm bu politik bakış açısından uzak bir perspektif ile bakınca bu filmi değerlendirmenizin daha kolay olacağını düşünüyorum.
Pete’in aslında politik bir film yapmayacağını biliyordum, yani bu hiç beni endişelendirmedi. Pete’in yapmak istediği şeye güvenim ve inancım tamdı. Senaryo da, kitap da açıkça görüldüğü gibi bazı kültürel gerçeklikleri gün ışığına çıkardı ve umarım biraz da eğitici oldu. Marcus’un kendi ağzından köylülerin ona nasıl davrandığını dinlemek oldukça ilginç. Kitabı okumak harikaydı ve harika bir film oldu bu yüzden hiç endişelenmedim.

kaynak: ntvmsnbc.com

20 Kasım 2011 Pazar

"Sinema oyunculuğu Türkiyede çok az"


Ahmet Fuat Onan 1952 yılında Ankara'da doğdu. Tiyatroya 1976 yılında Ankara Çocuk Tiyatrosunda bir palyaço olarak başladı. Ankara Çağdaş Sahnede Ali Taygun tarafından sahnelenen Nâzım Hikmetin "Kuvayı Milliye Destanı"nı ve Bertolt Brechtin "Arturoinin Önlenebilir Yükselişi" oyunlarında oynadı. Ardından Erkan Yücelin kurduğu Halk Tiyatrosunda Haldun Tanerin Eşeğin Gölgesi isimli kabaresinde rol aldı... Ankarada çocuk tiyatrosu kurdu, Çağdaş Sahne ve Halk Tiyatrosunda, kendi yazdığı oyunları sahneye koydu. 1979 yılında sinema aşkıyla İstanbula gelmeye karar verdi.

A. Fuat Onan: Herkes sinemacı olmak ister ya... Ben de istedim... Geldim buralara... Müjde Ar ve İlyas Salmanın başrollerini oynadığı "Çirkinler de Sever" filminin senaryosunu Sinan Çetinle birlikte yazdık Antalya Film Festivalinde film birinci oldu. Sinemaya girmemde şöyle bir enteresanlık var. Birçok yönetmenin ilk filminin asistanı oldum. Bunların içinde Sinan Çetin, Ömer Uğur, Oğuzhan Tercan, Cemal Şan, İsmail Güneş, Belma Baş, Mustafa Altıoklar, Selma Savaş Çekiç, Ela Alyamaç, Derviş Zaim, Serdar Akar. O zamanlar bir veya iki asistan vardı en fazla.

Sayısız kısa filmde de çocuklara yardım ettim

1979 yılında İstanbula geldim. 1980den bu güne kadar sayısız kısa filmde de çocuklara yardım ettim. Teknik konularda yardım ettim. Oyunculuk konusunda destek oldum. Bu yıl 4 kısa film çektik yine. Bir arkadaş çekilen bu kısa film sayesinde burs kazandı. Benim hayatımı çekmişti. 30 senelik sigortasız bir hayat!

1984 yılında Sevgi Çocuk Evreni diye bir şarkı grubu kurdum. İstanbulda birçok yerde şenlik düzenledik, sokak gösterileri yaptık. Yaptığımız şarkıları dans eşliğinde insanlara sunduk Ankara'da başladım palyaço gösterilerine. Sonra sinema, tiyatro, palyaçoluk ve şarkı grubu devam etti.
Sinemada yardımcı yönetmenlik, oyunculuk yaptım. İki de senaryo yazdım. Hikayesi Canan diye bir arkadaşa ait olan, Ateş Böceği filmi... O zamanlar Kültür Bakanlığı ödülünü almıştı 1993 yılında modern dans çalışmalarına başladım. Çağdaş dans atölye çalışmalarına Çatı Dans Stüdyosunda devam ediyorum.

Yakup Sancı: On parmağında on marifet bir sanatçısınız. Sinema, tiyatro, yoga öğretmenliği... Senaryo yazıyorsunuz. Pek işsiz kalmıyorsunuz sanırım. Bu aralar çalıştığınız alan sinema mı? Tiyatro mu?

A. Fuat Onan: Teşekkür ederim. On parmağımızda on marifet de olsa zaman zaman bende işsiz kalabiliyorum. Sinema teklifleri geldiğinde değerlendiriyorum. Yeni bir tiyatro oyununa başladık. Sadri Alışık Tiyatrosunda Orhan Kemalin 72. Koğuşu. Bu oyunu Yavuz Bingöl ve Azra Akın ile birlikte oynuyoruz.

"Birazcık Değişsek Çok mu Olur?"

Tiyatro-sinema-performans-yoga... Bütün bunlar birbirlerini destekleyen alanlar. Bitmiş bir projem var "Olmakta Olan Şey" diye... "Birazcık Değişsek Çok mu Olur?" Ya da adı bilmem ne olacak, bir de sine-roman projesi... Bir çocuk kitabı yazdım yayınlanmaya hazır; "Özgür Serçe". Fakat yayın evleri çok beğeniyor ama animasyon kısmına para yatırmak istemiyor. Ben de vermiyorum.

Yakup Sancı: Tiyatro ve sinema oyunculuğunda ne gibi farklar var?

A. Fuat Onan: Tiyatro ve sinema oyunculuğu farklı... Sinemada daha minimal oynayacaksınız, tiyatro mekanı izlenirlik açısından farklı olduğu için daha büyük oynamak zorundasınız. Ayrıca tiyatro ve sinemada ve performansta objeler de oyuncu olarak kullanılabiliyor. Birbirini destekleyen şeyler sinema ve tiyatro oyunculuğu. Biliyorsunuz Marlon Brando da tiyatrodan başladı oyunculuk kariyerine.

Sinemaya yedinci sanat diyorlar, sanki diğer sanatlar daha aşağıdaymış gibi bir tavır var. Hayır! Ben sinemaya sonuncu şey gözüyle bakıyorum. Çünkü sadece sanat değil sinema psikoloji, sosyoloji antropoloji, etik. Her şeyi olan bir şey sinema... Yani diğer sanatlara böyle üvey evlat muamelesi yaptıkları zaman sinemacılar, üzülüyorum. Gerek yok böyle şeylere. Zaten sinema filmlerinde genellikle tiyatro oyuncularını oynatıyorlar. Sinema oyunculuğu Türkiyede çok az, hatta daha yeni başladı.

Yakup Sancı: Sinema ve tiyatroda kaç tür oyunculuk var?

A. Fuat Onan: Sinema ve tiyatroda iki tür oyunculuk var genelde. Bir uygulayıcı oyuncu var bir de yaratıcı oyuncu... Uygulayıcı oyuncu yönetmen ne derse onu yapar. Yaratıcı oyuncu uygularken yaratır, kendisinden bir şeyler verir yönetmene. Bu tür oyunculuk Türkiyede az. Çünkü yaratıcı oyunculuk için sanatın ve hayatın değişik disiplinleriyle ilgilenmek gerekiyor. Siz sunuyorsunuz, yönetmen onu tıraşlıyor tabii, küçültüyor ya da büyütüyor. Tabii bu yaratıcı oyunculukla ilgili bir şey... Ben yaratıcı oyuncuya inanıyorum. Ben senaryoyu okuyorum, ondan sonra içimden rolüme hazırlanıyorum. İyi bir senaryoysa sizin yaratıcılığınızı geliştiriyor zaten, o önemli benim için.

Yakup Sancı: Oyuncu oynamalı mı?

A. Fuat Onan: Antrakt, Kinema, Çalıntı, Ütopya gibi dergilerde eleştiri, sinema ve oyunculuk üzerine yazılar yazdım. Oyunculuk üzerine size yaşadığım bir örnekten yola çıkarak bir şeyler söyleyebilirim. Karaköyde bir balıkçı balık satıyordu, "Oynuyor bu balık oynuyor!" diye. Uzaktan baktım, eliyle birtakım işaretler yapıyor önündeki kovaya. Ne yapıyor diye merak ettim, yaklaştım "Oynuyor bu balık, oynuyor" diye bağırıyor ama bu arada eğiliyor eliyle balığın başına vurarak  "Oynama balık, oynama..." diyor. Şimdi ben orada oynamayıncılığı keşfettim. Ya zaten canlısın, bir de ne oynuyorsun ? demek istiyor balığa. Yani müşteriler balık rol yapıyor sanacak Hem tiyatroda hem sinemada oynamayıncılığı yakalamak çok zor. Hadi tiyatroda seyirci oyuncuları izlemeye gittiğini biliyor. Ama sinemada izleyiciye anı anında yaşatmak için, rol kesmemek gerekiyor. Balıkçının balığa dediği gibi, bir oyuncuya da "Oynama oyuncu" diyecek bir yönetmen çok önemli. Zaten oyuncusun bunu herkes biliyor, bir de ayrıca oynama. Tiyatro ve sinemada oynamayıncılığa inanıyorum. Ben bunu ne kadar yapabiliyorum işte onu bilmiyorum.

Rolün doğal ve kendiliğinden olması gerekli...

Yerine rolüne göre değişik tarzları oyunculuğunuzda eriterek kişisel tarzınızı ortaya çıkartırsınız. Bu benim kendi oyunculuğum. Ben Brechti okudum. Bercht önemli bir yaratıcı çünkü. Özellikle insanın kendisine ve hayata yabancılaşmasından yola çıkarak bulduğu ironik oyunculuk tarzı önemli. Rolün doğal ve kendiliğinden olması gerekli...

Yakup Sancı: İstediğiniz düzeyde bir oyuncu olduğunuzu düşünüyor musunuz?

A. Fuat Onan: Hiçbir zaman tam istediğiniz gibi bir oyunculuk yapamazsınız. Türkiye şartlarında hele çok zor bir şey... Kendi kendinize hazırlanmanız gerekiyor zaten. Biraz kendi kendime biraz da hoca desteğiyle hazırlandığınızda ödül veriyorlar işte ara sıra. Ama ödül alınca da bu sefer işsiz kalma tehlikesi baş gösteriyor. "Ya o ödül almış ona küçük rol vermeyelim" diyorlar. Hiç benim için önemli değil, küçük olsun benim olsun. Hiç önemli değil yani, çalışırım. Ödül alırken yaptığım konuşmada ülkemizdeki sinema-televizyon oyuncularının telif hakları meselesine değindim.

Yakup Sancı: Ne dediniz?

A. Fuat Onan: Yani birçok filmde oynuyorsunuz. Bu filmler tekrar tekrar televizyonlarda gösteriliyor. Siz bir hak talep edemiyorsunuz. Bir yazarın kitabı yeniden basıldığında karşılığını almıyor mu? Bir ses sanatçısının şarkısı televizyonda ya da başka bir yerde kullanıldığında telif verilmiyor mu? Maalesef bu oyuncular için uygulanmıyor. Sadece yıllardır yüzlerce kez gösterilen Çiçek Abbas filminden telif alsaydım bu kadar maddi sıkıntı yaşamazdım. Diğer onlarca film hariç

Sadri Alışık ödülünün benim için başka bir anlamı var. İlkokuldayken, Ankara-Yenimahallede açık hava sinemasında Sadri Alışık'ın siyah-beyaz filmleri oynarken, ben sinemanın önünde bardağı beş kuruşa çekirdek satardım. Yani çekirdekten sinemacıyım. Şimdi de atom çekirdeğinin gizemiyle ilgileniyorum. Bizde yoğunlaşmış bir enerji olan atomlardan meydana gelmedik mi? O da ayrı bir konu...

Yakup Sancı: İlerisi için projeleriniz var mı?

A. Fuat Onan: İçinde fotoğraflar, şiirler olan bir sine-roman yazıyorum. Daha doğrusu 30-40 yıllık çalışmalarımı toparlamaya çalışıyorum. Oradan ne çıkar bilmiyorum, insan üstüne çalışıyorum esas olarak. İnsan nedir, gezegen-insan ilişkileri üzerine bir şeyler. 12 Mart askeri darbesinde, düşünce özgürlüğünü kısıtlayan maddeler yüzünden 2 sene hapiste yattım, işkence gördüm. Yıl 2009...38 yıl geçmiş hala düşünce özgürlüğü maddeleri tartışılıyor. Yöneticiler yer değiştirmiş, hâlâ değişen yakın-uzak tehlike gerekçeleriyle darbelerden medet uman insanlar var. Bu güzel ülkeye yazık değil mi? Bu hayat benim yazmamı erteledi. Çünkü yaşamaktan bunları birleştirmeye olanak bulamadım. Şimdi işte boşa gitmesin diye onca yaşanmışlık, onları kurgulamaya çalışıyorum.

Yakup Sancı: Genç oyuncu arkadaşlara oyunculuk hakkında neler söylemek istersiniz?

A. Fuat Onan: Sinema ve tiyatro oyunculuğu ile ilgili şunu söylerim; kimse "oynamasın!". İçlerinden geldiği gibi olsunlar sadece. Günlük hayattaki gibi

Yakup Sancı: Yıllardır yoga ile ilgileniyorsunuz. Yoga öğretmenliği yapıyorsunuz. Yoga nedir? Anlatır mısınız?

A. Fuat Onan: Hintli hocamdan aldığım ilk dersle yoga yapmaya başladım. Bugün yoga öğretmenliğini sürdürüyorum. Yoganın, insanın kendisi olması için verdiği hürleşme çabasında çok önemli bir yeri olduğuna inanıyorum. Bunun için bütün farkındalık çalışmalarına dikkat...

Yoga eğitimine 1985 yılında Hiranmayanan da Dada ile başladım. Daha sonra yurt dışından gelen değişik yoga öğretmenlerinden dersler aldım. Aynı zamanda modern dans öğretmeni olan Christine Brodbeck'in yoga derslerine katıldım. İstanbul Yoga Evi'nde, Çatı Dans Stüdyosu'nda, Arama Tiyatrosu'nda ve Owo-Kun'da yoga dersleri verdim. Şu anda Oyuncular Tiyatrosu'nda çalışmalarına devam ediyorum. 1993 den itibaren modern dans ve atölye çalışmalarına katıldım. Bu çalışmalarda Tal ve Çatı Dans Stüdyosundaki çalışmalarda yer aldım. Mustafa Kaplan, Durmuş Doğan, Christine Brodbeck'den modern dans eğitimi aldım. Meryem Quiolla Şaman Baksi Dans atölyesine ve Tetsuro Fukuhara'nın Butoh Dans çalışmasına katıldım. Son olarak Nisan 2007'de Daniel Lepkoff'un Kontakt Doğaçlama atölyesi'nde yer aldım.

Dansın özgür devinimini, sekiz kollu asthanga yoga ile birleştirerek yogadaki farkındalığı ön plana çıkardım. Böylece herkesin kendi yogasına olanak sağlayacak olan Anda Yogayı geliştirdim. Her yaştaki insanların ihtiyarlık hastalığına karşı Asanalar (beden çalışmaları), Pranayama (nefes çalışmaları) ve meditasyonun iç içe yapıldığı bir yoga uygulamasına inanmaktayım.

Yakup Sancı: Yoga, son yol mu?

A. Fuat Onan: Aslında ilk başlarda Yoga ya sadece sağlık için başlamadım diyebilirim. Yoga sayesinde kendi kendimi tedavi etmeyi öğrendim. Yoga binlerce yıllık bir insanlık kültürü Gezegenin her yerinde yaşayan şamanik bir yaşamın içinden çıkmış. İnsanı, kendimi ve hayatı tanımanın yollarından biri... Son yol değil... Yolları açan bir yol; Bir hayata bakış var insanını kendine ait bakışını ortaya çıkartıyor.

Yakup Sancı: Kendime ait bir felsefem var diyorsunuz. Felsefeniz nedir?

A. Fuat Onan: Evet, kendime ait bir felsefem var. İnsanın kendisi nasıl oluru üzerinde çalışıyorum. Bu konu ile ilgilenen insanlarla tanışıyor, konuşuyorum. İnsanın kendisi nasıl olurun kendisi de bunlar zaten. Yoga, yazarlık, felsefe... Kendime ait bir dünya görüşü oluşturdum. Benimki bir hayata bakış. Yani hayata bakışa inanıyorum. Tek ayakla insanların birbirine yardım edemeyeceklerine inanıyorum.

Yakup Sancı: Değişik hayat felsefesi olan bir sanatçı aşka nasıl bakıyor?

A. Fuat Onan: Aşka inanıyorum. Ama aşk bir uçurtma, uçur ama kaçırma diyorum. Bazı insanlar kanserojen aşklar yaşıyorlar. Aşk özgürleştirir. Özgürleştirmiyorsa orada aşk yoktur. Sessizce oradan uzaklaşmış ve gitmiş diyorum. Sinema dili Türkiye ye yeni geldiği için sinemada aşkın dili de bulunamadı henüz.

Yakup Sancı: Çevreci biri olduğunuzu biliyorum. İnsan, doğa, dünya ve gezegen için neler söylemek istersiniz?

A. Fuat Onan: Gezegen için bir şeyler söylemek istiyorum. Gezegeni yok ediyoruz. Şu sıralar kendine doğru gelen ideolojik kutsal ya da ekonomik inançlarının peşinde koşan bazı insanlar, gezegenin ayaklarının altından kaydığının farkında bile değil. Hadi aramızdan birilerinin haklı olduğunu düşünelim. Biz, kupkuru bir gezegende haklı haklı, böbürlene böbürlene yürüsek, çevremize müstehzi-alaycı bakışlar atsak ne olur? Sanki doğa, hayatı sürdürmek için o zorunlu tokatı atmadan önce aramızda ayırım mı yapacak? "Ha onlar iyi, haklı insanlar. Onları bir kenara çekeyim de tokatı öbürlerine atayım" mı diyecek?

İnsan kendini yenilemezse, doğa kendini yenilemek için, insansız yoluna devam edecektir

Kar-amaç-iktidar hırsı yüzünden her şeyi mübah gören belli azınlıklar gezegeni umursamıyor. Şimdi insanlar arasında bir sosyal mücadele varsa, ayrıca gezegende de insan sınıfı ile diğer canlı sınıfları arasında bir mücadele var. Bence esas mücadele şu anda budur. Çeşmelerden su akmadığında, bir virüsle karşılaştığımızda, solcusu sağcısı, sinemacısı, dansçısı, doktoru, rahibi... Bunu anlıyor, hep birlikte paniğe kapılıyoruz... İnsan kendini yenilemezse, doğa kendini yenilemek için, insansız yoluna devam edecektir.

Ahmet Fuat Onan'a teşekkürler...

Yakup Sancı
sinematürk.com
                                                                                                                                             Alıntıdır....

17 Ekim 2011 Pazartesi

Seray Sever'den Yaylım Ateşi


(TelevizyonGazetesi.com) 05.06.2011 12:00]
Seray Sever Oyuncuları çok kızdıracak açıklamaları BUGÜN'e yaptı. "Koyun bileOyunculuk yapabilir"

Seray Sever, 20 yıldır ekranlarda 30'un üzerinde program sundu, çok sayıda televizyon dizisinde ve sinema filminde rol aldı. Son 3 yıldır da sessiz sedasız yapımcılıkla uğraşıyor. Çektiği ilk sitcom çok başarılı oldu, ikincisi ise 4 bölümsonunda yayından kaldırıldı. İşleriyle olduğu kadargüzelliğiyle de adından söz ettirenSeray Sever, büyük ümit bağladığı ‘Artı 18' isimli dizisi yayından kaldırıldıktan sonra ilk kez konuştu. Genç kadınla, işlerini, Oyuncuları ve hayatı konuştuk. 

RÖPORTAJ: Şebnem ÖZCAN-BUGÜN
 

Sunuculuk,
 Oyunculuk derken şimdi de yapımcılıklauğraşıyorsunuz. Dizi yapımcısı olmaya nasıl karar verdiniz? 

Yapabileceğim çok iş vardı, çoğunu da yaptım, yapmaya da devamediyorum. “Eğitimimle deneyimimi birleştireyimve en iyi iş
 kadınlığına adımatabileceğimmeslek hangisi onu yapayım” dedim. Yaptığımişlerde hepmeraklıyımdır, kameranınarkasında da bilgi sahibiyimdir. BoğaziçiÜniversitesi Ekonomi Bölümü mezunuyum, onunla ekrandaki tecrübemi birleştirecek bir iş olsun diye karar verdim, yapımcılığa el attım. 3 sene oldu, gidiyor. 

Halinizden memnun musunuz? Doğru bir kararmıydı bu?
 

Doğru bir karardı. Ama çok zorlayıcı bir karar. Çünkümasanın bir tarafından kalkıp diğer tarafına oturuyorsunuz; dolayısıyla o anlamda biraz zorlayıcı.
 Oyuncu olarak ne kadar alacağına pazarlık yaparken, karşı tarafa geçiyorsun ve Oyuncunun ne kadar para alacağına karar veriyorsun. Artı çok iyi organize olmak ve iyi koşulları ayarlamak gerekiyor. Benimen iyi olduğum taraf organizasyon ve bütçe hesapları. 

‘Artı 18' sizin çok isteyerek yaptığınız bir işti, ne oldu niçin yayından kaldırıldı?
 

Çok heveslendiğim bir işti. Bir sürü aksilikler yaşadık. Reyting
 dersen ilk bölümü 10. oldu, çok iyi bir reyting aldı, ikinci bölümü de çok iyi reyting aldı. Üçüncü bölümde ‘Fatmagül'ün Suçu Ne?' ve ‘Kurtlar Vadisi' dizilerinin karşısına gelince reytingi düştü. Yayınlanan TV'nin genelmüdürü de istifa edince bizimiş yayından kalktı. Orada başka anlaşmazlıklar oldu. Benim işim kim vurduya gitti. Bir de yanlış bir dönemde girdik, yaza girmesi gereken bir diziydi. Bugün reyting alan sitcom yok, hepsinin düşük reytingleri... Bu kadar dizi içinde insanlar sitcomu seyretmek istemiyor. Ancak yaz mevsiminde girecek, kışa da devamedecek. 

İşin püf noktalarını hiç bilmiyor musunuz, Artı 18'in çok iyi reyting alan dizilerin karşısına konulmasına nasıl izin verdiniz?
 

Ağzımın payını aldım. Her şeyi kanala bırakmıştım. Çok da zarar ettim bu işten.
 

Zararınız ne kadar?
 

750 milyar. Çok sağlambir zararım oldu. Cepten harcadım, bütün çalışanlarıma para dağıttım. Elimde avucumda kalmadı.
 

Başrol
 Oyuncularının çok yüksek ücretler almasına ne diyeceksiniz? 

Hak ediyorlar, çünkü o işler çok pahalıya satılıyor. Dolayısıyla çok izleniyor. Ooyuncular sayesinde izleniyorsa da
 Oyuncular da o paraları alacaklar. Başrol Oyuncularının reytingleri var. O insanları alıyorsanız, hakkını da vereceksiniz. 

HER YIL UMRE'YE GİTMEK İSTİYORUM
 

İnançlı bir insanım. Umre'den eve huzurla döndüm. Aslında her sene Umre'ye gitmek istiyorum. Oraya gidip ruhumu arındıracağım. Namaz o kadar güzel bir ibadet ki, insanın ruhunu pirupak ediyor. Namazı herkesin kılması lazım. Cuma günleri Yahya Hz'lerine gidiyorum. Hz Yuşa'yı ziyaret ediyorum. Bir gün başımı kapatabilirim. Umre'deyken kapalı olarak dolaşmak hiç rahatsız etmedi. Bir de kapanınca insanın yüz güzelliği de ortaya çıkıyor. Yanımızda bir hocanın eşi de vardı ‘Sana peçe de takmamız lazım” dedi. Özellikle kadınlardan çok iltifat aldım, ‘Ne güzel gözlerin var' diyorlardı.
 

Valla herkes
 Oyuncu olabilir 

Valla şu anda Kurtlar Vadisi'nde hiç
 Oyuncu olmayan insanlar rol yaptığına göre herkes oynar... Sonuçta, Kurtlar Vadisi'ndeki başrollerden birinde oynayan adam çay getiriyordu bize. Uzun saçlı olan, Abdüley'i canlandıran kişi. Sitcom zordur ama dramayı herkes oynayabilir. Sonuçta Necati de Oyuncu değil. Osman Sınav'ın bize söylediği bir laf vardı, ‘Bana koyun verin koyunu bile oynatırım' diyordu o zaman. Ben de kızıyordum, ama doğruymuş ben de aynı şeyi düşünüyorum şimdi. 1 saatte çekilecek dizi 8 saatte çekiliyordu. Çekimler uzadıkça uzuyordu. En iyi kare çıkana kadar çekiyorduk. 

Benim yemeklerim sıfır yağlıdır
 

Cildime iyi bakıyorum. Sağlıklı yaşıyorum. Sporumu yapıyorum. Şu anda beslenme programı uyguluyorum, Body watchers diye... Doğal ürünler kullanıyorum. Benim yemeklerimsıfır yağlıdır, eve özel yemek geliyor. Soğanı bile suyla kavururum. Yemek yapmayı çok seviyorum.
 

Oyuncular sözleşme imzalarken tüm haklarını size veriyorlar zaten
 

‘Sen Harikasın' isimli yapımınız atv'ye geçince bazı
 Oyuncular telif istemişler sizden. 

Orada telif istenecek bir durum yoktu.
 Oyuncular Türkmax'daydı, prodüksiyon, format her şey bendeydi.Oyuncular sözleşme imzalarken tüm haklarını size veriyorlar zaten. Bu aslında kanunlardaki bir eksiklik.Oyuncuların alması lazım. Zaten yapımcıdan çıkmıyor. Kanallara o telif ödeniyor. Ama orada olayı magazinleştirmeye çalışıp onun üzerinden bir şeyler yapılmak istendi. Demet'le biz çok iyi durduk. Ragıp bazı şeyler yaptı. Davalık bir durum yok ama Ragıp beni üzdü. Çünkü çalışırken çok güzel çalıştık, çok iyi şartlarda çalıştı bütün Oyuncular. 140 bölüm dizi çektik. İnsanoğlu; oluyor böyle işler. Ama ben her işe güvenerek başlarım, yoksa o işi yapamam, o kişiyle çalışamam. 

Biraz halk ağzıyla olacak ama kazık yiye yiye işi öğreneceksiniz anladığım kadarıyla...
 

Aynen öyle; kazık yiye yiye işi öğreniyorum. Ben işimi aşkla yaptığım için ters giden bir şeyler olunca kalbim kırılıyor. Yani bunun bir ticaret olduğuna karar verip, öyle yapmam lazım.
 

Beren ve Kıvanç 1-0 önde
 

Bana göre reyting garantili
 Oyuncular, kadınlardan Beren Saat, erkeklerden Kıvanç Tatlıtuğ ve Mete Horozoğlu... Bunlar bir işe başladığı zaman 1-0 öndeler.
(TelevizyonGazetesi.com) 05.06.2011 12:00 [2775454]