Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Belgesel etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2014 Pazartesi

Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Bilge Olgaç'ı bir panelle anacak

12. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye sinemasının en çok film yönetmiş kadın yönetmeni Bilge Olgaç'ı Açlık, İpekçe ve Kaşık Düşmanı filmleri ve bir panelle anacak.

Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Bilge Olgaç'ı bir panelle anacak. 
 Sinema aşk gibi. Ben sinemacı olmasaydım ölmüştüm diyorum. O benim hayat kıvılcımım oldu. Ben başladığımda tek başıma idim, kadın asistanımız bile yoktu. Biraz zorlandım ama bu bende kaldı. Erkek arkadaşlarıma bunu yansıtmadım. Fakat burada bir hata yaptım. Yıllar sonra diğer kadın arkadaşlar bizim kervanımıza katılınca anladım. Ben onlara, erkeklere benzemeye çalıştım, aksamayayım aralarında diye. Oysa kadın kalıp bunu kabul ettirmek belki daha doğruydu. Ama o şartlarda bana o daha uygun geldi." - Bilge Olgaç-
15 Mart'ta başlayacak olan 12. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, Türkiye sinemasının en çok film yönetmiş kadın yönetmeni Bilge Olgaç'ı, ölümünün 20. yılında özel bir bölümle selamlıyor.

Cahide Sonku, Nuran Şener ve Feyturiye Esen’den sonra, Türkiye sinemasının dördüncü kadın yönetmeni olan Bilge Olgaç festivalde Açlık (1974), İpekçe (1987) ve Kaşık Düşmanı (1984) filmleri ve bir panelle anılıyor.

Perihan Savaş ve Füsun Demirel'in konuşmacı olduğu panel 20 Mart Perşembe günü saat 19.30'da İstanbul Modern'de olacak.

Bilge Olgaç kimdir?

1940 yılında Kırklareli Vize’de doğan Bilge Olgaç, 1962 yılında senaryosunu yazdığı Kısmetin En Güzeli filminde Memduh Ün’ün asistanlığını yaparak sinemaya başladı.

1965’te, ilk filmi Üçünüzü de Mıhlarım dahil, dört film yaptı.

1980 öncesi, ona Adana Film Festivali’nde en iyi yönetmen ödülü de getiren Linçfilmi ile yönetmen olarak adını duyurdu.

Senaryosunu Yılmaz Güney'in yazdığı 1975 tarihli Bir Gün Mutlaka en tartışmalı filmi oldu. Sansürden, bazı sahnelerin kesilmesi koşuluyla ve Danıştay kararıyla kurtuldu.

Avantür filmlerle başladığı sinema yolculuğunu toplumsal sorunlara, sınıfsal ve ekonomik koşullarla ilişkili gördüğü kadın sorunlarına eğildiği filmlerle sürdürdü.

"Siyasal sinema" örneği olarak da gösterilen filmler ürettiği yıllarda sinemaya dokuz yıl ara vermek durumunda kaldı. Sinema sektörünün krizde olduğu 1975-1984 yılları arasında sektör erotik filmlerle ayakta kalmaya çalışırken, o erotik film çekmeyi reddederek bu yıllarda televizyona reklam filmleri çekerek geçindi.

Çoğunun senaryosunu da yazdığı 37 filmi olan Bilge Olgaç, 1994 yılında kedisiyle yaşadığı evde çıkan yangında hayatını kaybetti. (ÇT)

kaynak: kadinhaberleri.com

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Russell Crowe Kapadokya'da

Oscar ödüllü aktör Russell Crowe, yönetmenliğini yapacağını ve başrolünü oynayacağı, Çanakkale Savaşı'nda kaybolan 2 oğlunu arayan Avustralyalı babanın 1919'da Türkiye'ye gelişinin anlatılacağı The Water Diviner filmine mekan bakmak için İstanbul ve Edirne'den sonra Kapadokya'ya geldi.

 Sekiz kişilik ekibiyle bu sabah özel uçağıyla Tuzköy Havalimanı'na gelen Russell Crowe, önce tarihi kiliseleri ve konakları ile ünlü Ürgüp ilçesine bağlı Mustafapaşa Beldesi'ne gitti. Buradaki tarihi mekanları gezen Crowe, sonrasında yine Ürgüp'e bağlı Ortahisar Vadisi'nden sonra Üç Güzeller mevkisini gezdi. Burada vadiyi panoramik gören bir noktadan inceleyen Russell Crowe, elindeki cep telefonuyla da görüntüledi.

Gezisi sırasında gazetecilerin görüntü almasını istemediğini rehber aracılığı ile ileten Crowe, incelemesinin ardından Ürgüp İlçesi'nin Kayakapı Mahallesi'nde bulunan butik tarzındaki Kayakapı Premium Cave Hotel'de öğle yemeği yedi. Ünlü aktöre, otelin özel müşterileri için hazırlanan ana yemek Kayakapı Beğendi ikram edildi.

Yerli ve yabancı bir çok sinema filminin çekildiği Kapadokya'da 21 yıl içerisinde, 7 kıtada 60 farklı ülkeden 655 devlet ve özel televizyon ekibi belgesel ve konulu film çekimi yapmıştı.

kaynak: mansettv.com

22 Mayıs 2013 Çarşamba

İstanbul Haziran'da belgesel soluyacak


Seyircisini dünyanın farklı renkleri ve gerçekleriyle buluşmaya davet eden 90’ı aşkın belgesel, 1-6 Haziran 2013 tarihlerinde DOCUMENTARIST’te... Alan Berliner Retrospektifi, Mercek Altında Brezilya Sineması, Müzik Belgeselleri, Kadının Adı Yok, Türkiye Panorama programın öne çıkan bölümleri arasında.

 DOCUMENTARIST İstanbul Belgesel Günleri, 1 - 6 Haziran tarihleri arasında altı mekâna yayılan dopdolu bir programla 6'ncı kez seyirciyle buluşmaya hazırlanıyor.

Çağımızın en ünlü belgeselcilerinden Alan Berliner başta olmak üzere dünya belgesel sinemasının önemli ustalarının katılacağı festivalde, dünyanın farklı renklerini ve gerçeklerini harmanlayan 90’dan fazla film sunulacak.

Yaşlılık Çağı, Kadının Adı Yok, Tükettiğimiz Dünya, Müzik Belgeselleri, Mercek Altında Brezilya Belgesel Sineması, Arap Dünyası: Değişim Rüzgarları, Taskovski Film Seçkisi ve Anılarına gibi özel bölümlerin yer aldığı bu seneki programda Uluslararası Panorama başlığı altında da son yılların ödüllü belgesellerinden geniş bir seçki sunulacak. Festivalin Türkiye Panorama bölümünde ise, Türkiye’den çoğunluğu genç yönetmenlerin filmlerinden oluşan 26 film yer alıyor.

Festivalin Onur Konuğu: Alan Berliner 
Bugüne kadar Nick Fraser, Eyal Sivan, Asen Balikci, Helena Třeštíková, Heddy Honigmann gibi ustaları Türkiye’deki belgeselseverlerle tanıştıran DOCUMENTARIST’in bu yılki onur konuğu çağımızın en önemli belgeselcilerinden olan Alan Berliner.



DOCUMENTARIST, Berliner’in ödüllü son yapıtı “Büyük Kuzen” (First Cousin Once Removed, 2012) başta olmak üzere, “Gözleri Tamamen Açık” (Wide Awake, 2006), “En Tatlı Ses (The Sweetest Sound, 2001), “Kimseyi İlgilendirmez” (Nobodys's Business, 1996), “Ailedeki yabancı” (Intimate Stranger, 1991), “Aile Albümü” (The Family Album, 1986) dâhil olmak üzere tüm filmlerini içeren bir retrospektifin yanı sıra, 2 Haziran’da yönetmenin sinema dersine de ev sahipliği yapacak.

Konuk Ülke: Brezilya 
Programda, belgesel sinemanın en verimli toprakları arasında yer alan Brezilya'dan son 15 yılın gözde belgesellerini içeren esalı bir seçkiye yer veriliyor; ayrıca Brezilyalı sürpriz konukları da ağırlıyor. Bu ülkenin belgesel sinemasını Türkiye’de ilk kez bu kadar kapsamlı bir biçimde inceleme olanağı sunan seçkide gösterilen yapımlar arasında “174 Nolu Otobüs” (Bus 174, José Padilha, 2002), “Estamira” (Marcos Prado, 2004), “Elena” (Petra Costa, 2012) , “Uçan Rocha” (Eryk Rocha, 2002), “Tudo E Brazil” (Rogerio Sganzeria, 1997) ve “Raul” (Walter Carvalho, 2011) gibi bol ödüllü belgesellerin yanı sıra, Glauber Rocha’nın bir yapıtını da içeren kısa filmler seçkisi yer alıyor.

Irena Taskovski geliyor
Belgesel alanında Avrupa’nın en büyük belgesel dağıtım ve yapım firmalarından olan Londra merkezli Taskovski Films’in kurucusu Irena Taskovski de DOCUMENTARIST 2013 kapsamında uluslararası alternatif dağıtımcılık konusunda bir konferans vermek üzere İstanbul’a geliyor. Daha önce Prag Film Akademisi FAMU, NTFS Londra, EICTV Küba gibi yerlerde dersler veren, halen Prag Belgesel Film Enstitüsü’nde akademisyenlik yapan Taskovski, Türkiye’de belgesel yayınlayan TV kurum ve dağıtımcılarla da görüşmelerde bulunacak.

Dünyanın Gerçeği 
Nepal’den Kolombiya’ya, Hindistan’dan Filistin’e, Polonya’dan Şili’ye, ADB’den Lübnan’a dünyanın farklı gerçekleri ve renklerini bir araya getiren DOCUMENTARIST 2013 programının Uluslararası Panorama bölümü de, son bir yılda Cannes, Venedik, San Sebastian, Toronto, Berlin gibi A sınıfı festivallerde öne çıkmış birbirinden önemli belgeselleri bir araya getiriyor. Bu bölümde geçen Kasım’da IDFA’nın açılışını yapan “Yanlış Zamanda, Yanlış Yerde” (Wrong Time, Wrong Place, John Appel, 2012) ve Berlinale 2013’te gösterilen “Kuzzul Kurt” (To the Wolf, Christina Koutsospyrou-Aran Hughes, 2012) öne çıkarken, Girit’te 60’larda ünlenmiş bir köyün anlatıldığı “Hippie-Hippie Matala! Matala!” (Giorgos Varelas, 2013) ve sayıları giderek azalan azınlıkların sesine kulak veren “Elveda İstanbul” (Adieu İstanbul, Dieter Sauter, 2013) yer alıyor.

Yaşlılık Çağı bölümünde ilk göze çarpan filmler arasında; ilerlemiş yaşlarına karşın birbirlerine ve sanata tutunan bir çifti anlatan “Sensiz Olmaz” (Not Without You, Petra Lataster Czisch-Peter Lataster, 2010), yalnız yaşayan 90 yaşındaki Clotilda Grosu'nun öyküsünü anlatan ve haiku biçimindeki üslubuyla dikkat çeken “Japon Ayva Ağacı” (The Japanese Quince Tree, Mara Trifu, 2012) ve bizi Gürcü yaşlı bir güreşçinin gençlik aşkıyla buluşturan “Ramin” (Ramin, Audrius Stonys, 2011) bulunuyor.


Salma

Kadının Adı Yok bölümünde; Toronto’dan Berlin’e pek çok festivalde büyük yankı uyandıran “Salma” (Kim Longinotto, 2013), ‘Barış Gelini’ olarak çıktığı yolculuğu sırasında Gebze'de tecavüze uğrayarak öldürülen İtalyan sanatçı Pippa Bacca'nın öyküsünü anlatan “Gelin” (The Bride, Joël Curtz, 2012) ve boşandığı kocası tarafından öldürülen Bahar'ın geride kalan ailesinin genç kadını ölüme götüren sürecin izini mektuplarla ve tuttuğu günlükte sürmesini anlatan “Bahar” (Carin Goeijers, 2013) yüreğe dokunan hikayeleriyle festivalin merakla beklenen filmleri arasında.

Tükettiğimiz Dünya bölümünde; yapımcılığını Fatih Akın’ın üstlendiği “Mama Coca” (Suzan Şekerci, 2012) filmi Türkiye’de ilk kez seyirciyle buluşacak. Bölümün dikkat çeken bir diğer önemli yapımı, Berlinale programında da yer alan “Char... Tarafsız Ada” (Char... the No Man's Land, Sourav Sarangi, 2012).

Müzikle sinemanın birlikteliği 
Festivalde bu sene öne çıkan bölümlerden biri de, Müzik Belgeselleri. Martin Scorsese’nin öncülüğünde restore edilip sinema tarihine kazandırılan ilk film olup bir kaç yıl önce Cannes Film Festivali'nde yeniden gösterilen Fas-Fransız yapımı “Trances” (El Hal, Ahmed El Maanouni, 1981), caz şarkıcısı olarak Hollanda’da başlayan kariyeri bir anda dünyayı saran Karsu Dönmez’in öyküsü “Karsu” (Mercedes Stalenhoef, 2012) ile bu yıl En İyi Belgesel Oscarı'nı kazanan “Bir Şarkının Peşinde” (Searching for Sugar Man, Malik Bendjelloul, 2012) başta olmak üzere, dünyanın muhtelif köşelerinden müzisyenlerin hikâyeleri DOCUMENTARIST 2013’e müzikal bir renk katacak.



Anılarına: Chris Marker, Herz Frank ve Les Blank 
Festival kapsamında ayrıca belgesel sinemanın son bir yılda kaybettiği üç büyük ismi olan Chris Marker, Herz Frank ve Les Blank anısına birer gösterim gerçekleşecek. Programda, belgesel sinemanın en önemli ustalarından Chris Marker'ın “Andrei Arsenevich’in yaşamında Bir Gün” (One Day in the Life of Andrei Arsenevich, 1999), Sovyet belgesel sinemasının öncü ismi Herz Frank'ın “Ten Minutes Older” (1978) ve belgesel sinemaya getirdiği şiirsel üslüpla unutulmazlar arasına giren Les Blank'ın “Ayrık Dişli Kadınlar” (Gap-Toothed Women, 1988) adlı filmleri yer alıyor.

26 Belgeselle “Türkiye Panoraması” 
Belgeselin çağdaş ustalarını İstanbul’a taşıyarak dünyanın dört bir yanından kalburüstü filmleri seyirciyle buluşturan DOCUMENTARIST, Türkiye’deki genç kuşak belgeselciler için de platform olma işlevini sürdürüyor. Uluslararası programı davet usulüyle oluşturulan festivale, bu sene Türkiye’den başvuran 110’u aşkın filmden 26’sı seçildi. Bunların içinde genç yönetmenlerin elinden çıkma 17 film, aynı zamanda Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü’ne aday olacak. Sözkonusu yapımlardan beş tanesi, Türkiye dışında yaşayan yönetmenlere ait. Festivale İsviçre’den katılan Ufuk Emiroğlu’nun ilk filmi “Babam, Devrim ve Ben”in (Mon Pêre, la Rêvolution et moi) dünya prömiyeri ise DOCUMENTARIST’te gerçekleşecek.

Türkiyeli belgeselcilerin filmlerini seyirciyle buluşturacak olan Türkiye Panorama bölümünün öne çıkan filmleri arasında; Doğu Akıncı'nın “Mustafa'nın Yaşam Zinciri” (2012), Piran Baydemir'in “Fecîra” (2013), Onur Günay & Burcu Yıldız'ın “Garod” (2012), Hatice Kamer'in “Annemin Pususlası” (2012), Dilek Gökçin'in “Bûka Baranê” (2013) ve Ayşe Funda Aras'ın “Gurbet Pastası” (2013) filmleri yer alıyor. Bu sene festival Türkiye yapımı tüm filmleri ücretsiz gösterme kararı aldı.

Yeni Yetenek Ödülü 
Türkiye’den bu sene rekor sayıda başvuru alan DOCUMENTARIST, yeni kuşak belgeselcilerin buluşma platformu olma misyonunu da sürdürüyor. Yerli belgesellerden oluşan geniş bir seçkinin sunulacağı festivalde, Türkiye’den genç belgeselcilere verilen Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü bir kez daha sahibini bulacak. Bu sene 17 filmin aday olduğu 2013 JvdK Yeni Yetenek Ödülü’nün jürisi yazar ve oyuncu Ercan Kesal, film eleştirmeni Alin Taşçıyan, akademisyen Defne Karaosmanoğlu, Hollanda Başkonsolosluğu Kültür Ataşesi Jeroen Gankema ve geçtiğimiz yıl “Beklemek’’ adlı belgeseliyle JvdK Yeni Yetenek Ödülü’nü kazanan Bülent Öztürk’ten oluşuyor.

Bütün Türkiye yapımı filmler, belgesel klasikleri ve yan etkinliklerin ücretsiz olduğu festivalde, filmlerin gösterim ücreti ise 5 TL. Biletler MyBilet’ten ve festival süresince salon girişlerinden temin edilebilir.

Bilgi için: documentarist.org
kaynak: ntvmsnbc.com

9 Nisan 2013 Salı

SİNEMA - Güç belgeselde


İstanbul Modern Sinema, Prix Pictet: Güç fotoğraf sergisine paralel olarak, Documentarist işbirliğiyle 10 filmlik bir belgesel programı hazırladı.

Bu belgesel seçkisi, serginin içeriği gibi, insan ve doğa arasındaki hayatta kalma mücadelesi, toplumsal güç çatışmaları, işgal ve isyanlarla bugün içinde bulunduğumuz dünyadaki iktidarın ikilemlerini ortaya koyuyor. Kamboçya’da Kızıl Kmerlerin filmlere, sinemacılara yaptığı kıyımdan, Berlusconi iktidarının medyadaki hâkimiyetine ve GDO’ya karşı mücadele eden bir grup çevrecinin hikâyesine uzanan bu belgeseller günümüzün güç odaklı gerçeklerine bakıyor. 4 Nisan’da başlayan program 14 Nisan’a kadar devam edecek.

TUBA DENİZ
Bilgi için: http://www.istanbulmodern.org
kaynak: aksiyon.com.tr

5 Nisan 2013 Cuma

Yörük göçünü belgesel yapacaklar


TÜRK, İspanyol ve Almanlar'dan oluşan ekip, 45 gün boyunca İzmir'in Torbalı İlçesi'nden, Aydın'ın Didim ve Afyonkarahisar'ın Sandıklı ilçelerine kadar Yörüklerle birlikte göç ederek, göç yollarında yaşananları filme çekip belgesel hazırlayacak.

İspanyol Jesüs Garzon, Alman Stefan Hammerle ve Mark Klawikowski, Almanya'da turizmcilik yapan Saim Güler, İzmirli emekli öğretmen Arif Sevimli, Almanya'da Şehir Uyum Meclisi Üyesi Diş Hekimi Resul Kayahan İzmir'de ortak bir projede biraraya geldi.

Ekip 45 gün boyunca Torbalı, Didim ve Sandıklı'ya kadar Yörüklerle göç ederek, göç yollarında yaşananları filme çekip belgesel hazırlayacak. Belgesel filmin tanıtımı, Almanya ve İspanya'da yapılacak. Gruba İzmirli gazeteci Halil Özdür de eşlik edecek. İzmir İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdülaziz Ediz'i ziyaret eden ekip, kendisinden destek sözü aldı.

İl Kültür ve Turizm Müdürü Abdülaziz Ediz, kendilerinde Yörüklerle ilgili bir göç yolu haritası bulunmadığını, Anadolu'nun binlerce yıldır büyük medeniyetlere ev sahipliği yaptığını, günümüzde de yapmaya devam ettiğini belirtti. Ediz, "Ülkemizde örf ve adetleri, giyim kuşamları, farklı kültürleri görmek mümkün. Kültürel paylaşımlardan mutluluk duyuyoruz. Yörüklerimizin yaşamlarını yurt dışında tanıtılması konusunda hizmet etmekten memnun oluruz. Akdeniz'den başlayıp ve oradan da İç Anadolu'ya uzanan tarihi İpek Yolu üzerinden geçen doğal yürüyüş yolu proje çalışmalarımız var" dedi.

Jesüs Garzon da, İspanyol göçerlerin yaşam ve kültürlerinin Anadolu'da yaşayan Yörüklerle benzediğini dile getirdi. Garzon, bundan 400 yıl önce dönemin İspanya kralının ülke toprakları üzerinde hayvancılıkla geçinen, şu anda sayıları 10 bini bulan, göçer olarak yaşayan aileye 125 bin kilometrelik yolu göç sırasında kullanma hakkı verdiğini dile getirdi. Alman karikatürist Mark Klawikwski ve kendisi de bir göçer olan Stefan Hammerle, sayıları az da olsa Almanya'da hayvancılık ile uğraşan göçerlerin yılın belli aylarında Alp Dağları eteklerinde toplanıp burada şenlikler düzenlediği dile getirdi.

Kendisi de Yörük olan ve bu konuda senelerdir araştırmalar yaptığını belirten, Almanya'da Şehir Uyum Meclisi Üyesi Diş Hekimi Resul Kayahan binlerce yıldır Anadolu topraklarında yaşayan Yörüklerin göç yollarının işgal edildiğini belirterek, "Anadolu'da Yörükler göç ederken, göç yolları üzerindeki topraklardan geçerken, toprak sahiplerinden izin almak zorunda kalıyor, hatta para talepleri ile karşılaşıyorlar. Bu filmi çekmekteki amacımız, binlerce yıldır Anadolu insanını et, peynir, süt ile besleyen, yünlerle ısıtan Yörüklerin, yaşadıkları zorlukları, yaşamlarını belgeselleştirmek. Bu nedenle konuya duyarlı, hayvancılıkla uğraşan, kendileri de tıpkı Türk Yörükleri gibi yaşayan İspanyol ve Alman göçerlerle, bu kültürün sürdürebilmesi için ortak hareket etme kararı aldık. İspanya ve Almanya'da tanımını yapacağımız belgesel film bunun ilk adımı" dedi.

kaynak: haber7.com

23 Mayıs 2012 Çarşamba

Belgesel


KMK MEDYA diğer yapım firmaları ve ajanslardan ayrı olarak Belgesel üzerine çalışmalara verdiği önem ile farklılık taşır.
“Belgesel Okulu” adlı çalışma çerçevesinde Belgesel yapımları hazırlama, belgeselcilere destek verme ve aynı zamanda belgesel üzerine eğitimler vermektedir. İstanbul ve Antalya Olympos’ta açtığı belgesel kampları sürekli halde çalışmalarına devam etmektedir.
“İnsanlar Alemi Belgeselleri” adı altındaki çalışmaları ile Türkiye geneli ve yurtdışından belgeselcilerle birlikte tamamen doğal çekimler ve insan gerçekliği etrafındaki belgesel serileri ile ön plana çıkmıştır.
KMK MEDYA Bu güne kadar birçok Tv kanalına belgesel tv programları hazırlamış ve halen bu yapımları devam ettirmektedir.
KMK MEDYA hazırladığı diğer tanıtım filmleri, reklam filmleri, şirket tanıtımları, eğitim serileri gibi tüm yapımlarında da belgesel çekim tekniklerini kullanmaya özen göstermektedir.
Belgesel; Belge, herhangi bir olay veya sonradan meydana getirilen ve o olay hakkında bilgi veren yazı, makale, tablet, roman, şiir, ağıt, gazete, dergi veya resim, fotoğraf, video, cd, dvd, film gibi görüntü kayıtları, ses kayıtlarıdır. Bu sayede olay, bir anlamda tarihe geçirilmiş olur.
KMK MEDYA yapımları ve sunduğu hizmetler genel olarak Belgesel tanımlarının içerisinde görerek kendine özgü çalışmalar üretmektedir;
Belgesel filme dair birkaç tanım vermek gerekirse; “Ya olgusal çekimle, ya da aslına sadık olarak yeniden kurulmak yoluyla yorumlanan gerçekliğin herhangi bir yönünü, akla ya da duygulara seslenecek biçimde film üzerine kaydetme yöntemlerinin tümü belgesel filmdir.”
“Gerçek hayattan alınan herhangi bir olguyu, kendi tabii çevresi ve akışı içinde ya da buna en yakın biçimde, sonradan kurulmuş dekorlar veya seçilmiş yerlerde işleyen, çok defa belirli bir amacı yansıtan film çeşidi.” Bu tarif belgesel filmle drama arasındaki farkı da ortaya koyuyor. Belgeselde gerçek hayat tabii çevre ve kaşı söz konusu olduğu halde, dramada belli bir senaryonun, profesyonel oyuncularla, genellikle stüdyoda canlandırılması söz konusudur. Gerçi drama ile belgesel arasında bu kadar kesin hatlarla ayrım olmayabilir. Dramada belgesel unsurlara yer verilebileceği gibi dramatik belgeseller de olabilir.
“Belgesel film, insanın doğa ile ve başka insanlarla kurduğu ilişkinin belirli bir biçimden kaynaklanan unutmaya, acımasızlığa ve mutsuzluğa karşı direnen bir sanat formu, bir sanat alanıdır.”
“Belgesel film, şöyle ya da böyle bir film değil, yalın olarak, kamuoyuna bir yaklaşım yöntemidir.”
Belgesel Filmde Biçim ve Teknik
Belgesel senaryosu, öykülü film senaryosunun uygulama aşamasına benzemektedir. Konunun içinde toplumsal referanslar bulunur. Oluşum ve süreklilik konusu, amaç ve konu ile yönetilmelidir. Felsefi ifadeler bir yöntem olarak yapı ve uygulamada önemli bir rol oynamaktadır.
Belgesel yaklaşımda ortaya koyduğumuz tüm ilkeler, toplumsal ve ekonomik ilişkiler, belgeselde denetleyici kuvvetler olarak karşımıza çıkmaktadır. Konuda ortaya konan fikirler çok ender olarak gerçekler kadar önemlidir.
Üretimin varolan koşulları altında, bu ister propaganda, isterse kar amaçlı olsun, her ikisinde de, doğruların sade ifadeleri biçiminde, diyalektik bir temel üzerinde belgeselin gelişme olanağı vardır. İzleyici, bu doğrultudan yola çıkarak kendi yargılarına ulaşacaktır. Propagandacı bakış açısından bakıldığında, insanlar arasında, gerçekte varolduğundan daha fazla toplumsal ve politik bilinçlilik öngörülmektedir. Ancak diyalektik yaklaşım, kesin yargıları olmayan bir durumdur ve yönetmen açısından, olumlu yargılarda bulunulmasını talep etmez. Bu nedenle, bilinen propaganda eğiliminin dışına düşer.
Aynı zamanda tüm kuramsal çalışmaların yazılı senaryoya etkide bulunması gerekir. Böylece çekim aşamasında karşılaşılabilecek sorunlar azalacaktır. Belgeselci de senaryoya bağlı olmasının yanı sıra düşünce özgürlüğü içinde olmalı ve çalışmalarını esnek bir tutumla sürdürmelidir. Karşısına çıkabilecek olanakları değerlendirmesini bilmelidir.

Belgesel Film Türleri

A.Tarihsel Gelişim Açısından Belgesel Türleri
a)Keşif Yöntemli Belgesel Film Türü;
Keşif yöntemli film türünün temel özellikler şunlardır:
- Gerçek insanların yaşantıları günlük doğal çevreleri içinde incelenir.
- Gerçek insanların davranışlarındaki doğallığı korumak, alıcının ilk çekimde elde edeceği çekimlerle sağlanır.
- Değişik kültürleri keşfetmek amacıyla yapılacak filmlerde önce bu ülkelerle ve kültürleriyle ilgili yazılı kaynak araştırması yapılır.
- Önceden ayrıntılı plan yapmaktan kaçınılır, çünkü çekim sırasında daha önceden tasarlanamayacak sahneler ortaya çıkabilir.
- Belgesel film, yapımcının konuya karşı duyduğu aşırı ilgi sonucunda doğar.
- Filmler önceden gözlemleme sırasında değil, çekim ve kurgu esnasında oluşturulur..
- Alıcı çok önemlidir. Yönetmen kendi gözü yerine alıcıdan yararlanır, böylece kendi gözüyle göremediklerini görmek için her şeyi kaydetme yoluna gider.
- Çekilen filmler birkaç kez izlenerek keşif yoluna gidilir ve gerçeğin yeni görüntüsü çıkartılmaya çalışılır.
- Alıcının görevi görsel notlar almaktır.
- Filmde önceden gözlem, sonra seçme, ya da önce gözlem sonra sanat yapılır.
- Yönetmen, her şeyden önce alıcıdandır, bunun için her şeyi alıcısıyla görüntülediği anda film yapmaya çalışır, kurgudan çok alıcıyı kullanır.

b)Sinema Göz
Belgesel filmlerinden biride güncel film karelerinin kurgulanmasıyla elde edilen haber filmleridir.
Sinema-Göz kuramının bazı özellikleri şunlardır:
- Başkalarının çektikleri görüntüleri kurgulayarak, Sinema-Göz’ü uygulamadan da film yapılabilir.
- Sinema-Göz, yaşantıyı habersiz yakalamayı yadsıyabilir. Buradaki seçimin ve pasifliğin yerine yaşantının bir parçası olarak bazı tepkilerin oluşmasını sağlayarak etkin bir işlem görebilir.
- Sinema-Göz her zaman belirli sahneye koyma uygulamalarını reddetmez.
- Yaşantıyı habersiz yakalamak, kurguya başvurmadan da olasıdır. Eğer insanın 8-10 dakikasını bir belge olması açısından yine 8-10 dakika vermek gerekiyorsa öyle yapılır.
- Sinema-Göz ile Radyo-Kulak birleştirilmesi, seslerin görüntülerle birlikte alınmasını ve onlara uymasını gerektirmeyebilir, duruma göre sesler görüntülerin dışında olabilir.
- Temel amaç uluslar arası bir dil oluşturmaktır.
- Sinemanın objektifi hareketliliği ile insan gözünden de daha iyi kullanılarak her yerde, her şeye yönelebilir.
- Çevrede olup bitenler tıpkı bir haber filmi gibi çoğunlukla önceden hazırlık yapılmaksızın ve içine yorum katılmaksızın çekilmelidir.
- Bu yöntemde kurgu çok önemli bir unsur olduğu için belgeselin asıl görevi burada odaklanmaktadır; Sinema-Göz ile haber filmlerinin ayrımı da buradadır.
- Filmin bütünlüğünü sağlamak amacıyla; tamamıyla nesnel bir biçimde çekilen film parçaları kurgu sırasında uygun bağlantılarla birleştirilir.
- Bu yöntem, alıcı ve diğer gereçlerin, donanımın sağladığı teknik olanakların özgürce kullanılmasını sağlamaktadır.

c) “Belgesel Okulu”nun Belgesel Film Yaklaşımı
Belgesel filmler bir yandan propaganda amacıyla kullanılırken diğer yandan sanatsal niteliklerini de başarıyla koruyabilmektedir.
Bu okulun temel ilkeleri şöyle özetlenebilir:
- Belgesel tüm gerçekliğiyle yaşanan sahneleri ve yaşam öyküsünü görüntüler.
- Gerçek dünya görüntülenirken doğal oyuncular ve doğal sahne bir yol gösterici olarak kullanılır.
- Belgeselin gereçleri ve öyküleri de yaşamın içinden ve gerçek olurlarsa yaratıcılık ortaya çıkar.

d)Kent Gerçekçiliği
Bu filmlerin en belirgin özelliklerinden biri uyandırdığı senfonik etkidir. Ruthmann’ın Şehir Senfonileri akımının ilk örneği Berlin filmidir. Buradaki “Senfonik sözcüğü kendini tanımlayarak Ruthmann’ın ritme ve biçime verdiği ilgiyi simgelemektedir. Ruthmann bu filmde doğrudan insanla ilgilenmeden Berlin kenti yaşamından bir günü Eisenstein’in kurgu tekniğinden yararlanarak sergiliyordu.
Kent gerçekçiliği, kent senfonileri ya da senfonik belgesel filmlerin genel özellikleri şunlardır:
- Bu tür belgesel filmler, şehir yaşantısı ve yakın çevreyle ilgili gerçek olayları tüm yönleriyle sergilemeye çalışırlar.
- İnsan, önem kazanarak canlı bir biçimde kişisel yönleriyle ele alınır.
- Kurgu senfonik görüntüyü sağlamakta büyük yer tutar.

e)Yeni Gerçekçi Akım
Gerçekçi akımlar toplumsal sorunlara uygulanmasıyla ortaya çıkmaktadır.
Türün temel özellikleri şunlardır:
- Toplumsal sorunlar önem kazanır
- Bu sorunlar kendi doğal çevrelerinde insancıl ve dürüst bir biçimde ele alınmaya çalışılır
- Çoğunlukla aktör olmayan kişiler kullanılır
- Bu tür filmlerde oyuncu kendi yaşamını özgünce canlandırır, söyleşileri kendi içinden geldiği gibi yapar.
- Bu tür filmlerde sinema hileleri kullanılmamaya çalışılır
- Yaşamın kendi doğal akışı dramatik yapıya uydurularak verilir
- Anlatım filmin doğal akışı içinde yalındır.

f) Çağdaş Akımlar
1.Sinema Gerçek
Taşınabilir alıcı, canlı yayın ve eşlemeli seslendirmenin kullanıldığı bir çevirim yöntemi olarak karşımıza çıkan türün oluşumundaki temel faktör teknolojidir. Oyuncu yerine gerçek insanlar kullanılır, tabii mekanlarda, kimi zaman önceden tasarlanmış bir senaryonun olmadığı çekimler yapılır. Dış etki ve yönlendirmeden mümkün mertebe uzak kalınmıştır.
Başlıca özellikleri:
- Doğrudan davranışı sergilediğinden söyleşilere önem verilir.
- Oynama eylemine tümüyle karşıdır. Bu yüzden gerçek kişiler doğal davranışlarını sergiler, yönetmen tarafından seçilmiş roller yapmazlar.
- Taşınabilir araç-gerecin yardımıyla denetim dışı, o anda gerçekleşen olaylar filme alınır.

- Film yapımcısı teknik zorluklarla karşılaşmamalıdır. Bu yüzden her türlü çekimi yapabileceği araç-gereçle donanmaktadır.
- Alıcının görevi diğer sinema türlerinde olduğundan başkadır. İnsan alıcıya değil, alıcı insana yönelir.
- Tüm bu özgür ortam içinde film yapımcısı, bir muhabirin yerini alabilir.
- Olayların gerçekliklerini yitirmemeleri için film yapımcısı ayrıca kurgucu görevini de üstlenmelidir. Böylece kurgu sonrası elde edilen film, olayın kendisiyle karşıtlık göstermez.
- Kurgulama bir yeniden oluşturma süreci olduğuna göre, her şeye rağmen kurgu sonrası film gerçekle kimi ayrılıklar gösterecektir. Yine de film yapımcısı ön varsayım ve sınırlamalara gitmeden, olabildiğince objektif davranmaktadır.
- Müzik ve anlatı gibi izleyiciyi belli bir noktaya yönlendirecek olgulardan kaçınılır.

2.Özgür Sinema
Başlıca özellikleri:
- Bağımsız, ufak çevirim takımlarının, taşınabilir alıcılarının ve ses aygıtlarının kullanılması,
- Günlük yaşamın kendi doğal akışı içinde kaydedilmesi, bunu yaparken de çevirim koşullarının önemsiz sayılması.

3.Dolaysız Sinema
Önceden tasarlanıp hazırlanmış öykü, stüdyo tekniği ve tanınmış oyuncu kullanımı yerine, gerçek öyküyü içeren, taşınabilir araç gereçle görüntülenebilen ve toplumsal belge biçiminde kurgulanan filmlerle, herkesin görebileceği bir yaşamdan parçalar sunulur.
Özellikleri:
- Güncel olayları kaydederken profesyonel tekniğin kullanılmasına izin verilmez. Önemli olan olayın gerçekleştiği andaki görüntüsünün ve sesinin kaydedilmesidir.
- Olayın anında kaydedilmesi gerekliliği alıcı hareketlerinde ve ışık kullanımında düzensizliğe neden olmaktadır.
- Çalışmanın büyük bir kısmı doğaçlama yapıldığından önceden tasarlanıp düzenlenmiş bir öykü, yani senaryo bulunmamaktadır.
- Yönetmen ve alıcı yönetmenleri aynı kişilerdir.
- Kurgu gerçek anlamında çok az kullanılır. Yönetmen kurguyu çevirim sırasında oluşturmaya çalışır.

g) Propaganda Amaçlı Belgesel Filmler
1.Propaganda Amaçlı Tarihi Belgesel Filmler
Vertov’un etkisiyle Rus devriminden sonra propaganda amaçlı tarihi filmler, yeniden düzenleme yöntemiyle belgesel filmler içinde yeni bir tür oluşturdu.
Devrimden sonra eksik film stoku ve araç-gereçle çalışmak zorunda kalan belgeselciler özellikle kurgu alanında yeni yöntemler bularak bu türü geliştirdiler.

2.Savaş Belgeselleri
Savaş belgesellerinin genel amaçları üç madde altında toplanabilir:
- Silahlı kuvvetler için eğitim ve moral verici film yapımı,
- Savaş sırasında toplumun moralini yüksek tutmak ve ilerleyen savaşla ilgili olarak toplumu bilgilendirmek,
- Bir ülkeyi diğer ülkelerin çabalarından haberdar ederek, savaşın kazanılmasına yönelik hareketi cesaretlendirmek.
Bu türün en çarpıcı ilk örnekleri, 1933 yılında Alman Propaganda Bakanı Goebbels’in çabalarıyla oluşturulan propaganda amaçlı belgesellerdir.

B. Biçim ve İçerik Açısından Belgesel Türleri
a) Gezi Belgeseli
Güncel olayların geçtiği veya genellikle dünya üzerindeki fazla bilinmeyen bölgelerin tanıtımını yapan filmler gezi belgeselidir. Bahsi geçen bölgenin tam anlamıyla belgelenmesi ilkesine dayanır. Bu nedenle konunun derinlemesine araştırılması ve göstermek yerine ne olduğunu anlatmak ilkesi uygulanmaktadır.
Belgelerde yer alan unsurların anlatılması yerine ekibin bu bölgede yaşaması, gezmesi ve görmesi, değişik zamanlarda o bölgede bulunması ve belgelemesi üzerine kurulur. Bu sayede zaman kavramını anlatmak ve değişik zamanlarda o bölgenin değişiminin gösterilmesi sağlanabilmektedir. Mesela Artvin ilinin belgeselinde, sadece kış mevsiminin işlenmesi o bölgeyi yanlış veya eksik tanıtmak demektir.
Tanıtım, bilgi vermek ve olayları yansıtmak amacıyla yapılırlar. Tanıtılacak bölgenin en belirgin özellikleri vurgulanır. Görüntü elemanlarına yardımcı olmak ve bir boyut kazandırmak amacıyla oyuncu öğesi kullanılabilir. Bölgenin görüntülenmesi, ses ve doğru renk unsurları önemlidir.

b) Toplumsal Belgeseller
Toplum yaşamı ve geleceğiyle ilgili sorunları tam bir sorumluluk bilinci içinde, yorum yapmadan ortaya koyan belgesel film türüdür. Toplumsal davranışların, eylemlerin ardındaki gerçekleri yasal sınırlar içerisinde araştırarak, bu araştırmaların sonuçlarını belgelerle anlatma şeklidir.
Yüzeysel veya bölgesel tepkiler konu olarak işlenirken, sanki bizim de veya sizin de başınıza gelebilir şeklinde düşsel bir etki katılabilir. Karşılaştırma yapılabilir.
Toplumsal belgesel filmler insan ilişkilerindeki yüzeysel reaksiyonları ve büyüleyici görüşleri ilgi alanı dahiline almaktadır.

c) Araştırma Belgeselleri
Araştırmanın konusunu, araştırmacının ilgilendiği konuyu film aracılığıyla açık seçik bir yaklaşımla sergilemeye çalıştığı, sanatsal yönü önem taşımayan, yalın ve dolaysız belgesel film türüdür.
Bu belgesel film türünün en önde gelen özellikleri kurgunun kullanılması, renkli çekimin önem kazanması, yavaşlatılmış ve hızlandırılmış devinimlerin kullanılması ve alıcıyla elde edilecek görüntünün anlaşılır olmasıdır.
Toplumsal devinim hayallerinin ardındaki gerçeklere ışık tutan araştırma belgeselleri, belli bir örgütün, bir grubun, bir kesimin bir gerçeği ayrı bir yapıda sunması kuşkusundan da yola çıkarak, bu kuşkuları kanıtlamaya çalışabilir.
Belgesel filmin, pek sanat değeri taşımayan araştırma belgesi türünde aşağıdaki iki noktanın dikkate alınır:
1. Araştırma belgesellerinde görüntünün anlaşılır olması için alıcının araştırmayı en iyi biçimde yansıtacak bir noktaya ya da mekana yerleştirilmesi gerekmektedir.
2. Araştırma belgesellerinin kimilerinde konuyu ayrıntılarıyla saptamak, kaydetmek amacıyla mikroskop, teleskop, röntgen ve diğer teknik araç ve gereçler alıcıyla birlikte kullanılır. Film bilgisayar animasyonlarıyla desteklenebilir.
Bu tür belgesellerde önce konu tanıtılıp kavramlar tanımlanır. Daha sonra sırasıyla tüm yeni bilgiler işlenerek ortaya konulur.

d) Bilimsel Belgesel
Genellikle bilimsel araştırma ve bulguların sonuçlarını önceden tasarlanmış bir biçimde örneklendirerek anlaşılması kolay bir durumda ortaya koyan belgesel türüdür.
Kurgu ve kurgu yardımıyla açıklamanın önem kazanması, istenildiğinde çizgi ve canlandırmanın da kullanılabilmesi ve bazılarının sanat niteliği taşıması gibi özellikleri bulunan bilimsel belgeseller zaman zaman da eğitici nitelik taşırlar. Açıklık ve bilgilendirme özelliği taşıyan bu belgesellerde belgeselcinin öğrenme ortamı yaratmak gibi bir sorumluluğu da bulunmaktadır.
Okul içi ve okul dışı eğitime yardımcı ders gereci işlevi de gördürülen ve bundan ötürü öğretici film adı altında bilinen bu tür filmlerde;
1. Eğitimin ilkelerine uyularak yaş ve bilgi düzeyi önceden belirlenen ve bilinen izleyiciye uygun bir biçimde hazırlanır.
2. Araştırma filmlerinin birçok özelliklerini kendinde taşır.
3. İzleyicinin ilgisini çekmesi ve dikkatini canlı tutması gerekir.
4. Açıklamalar görüntüler kadar önemlidir.

e) Haber Belgeseli
Haber niteliğindeki bir olayın, sade ve olayın gelişim safhalarının değiştirilmeden direk verildiği belgesellerdir. Günlük olaylardan kaynaklanan belgelerin derlenerek derinlemesine bahsi geçen konunun araştırılması ve ilgili belgelerin kaynak olarak ispatlanmasından yola çıkılarak hazırlanır. Sonuç seyirciye bırakılır, yorum yapılamaz. Geleceğe yönelik varsayımlara da dikkat edilerek hazırlanır.
Gerçeklerin gizlemeden objektif bir bakış açısıyla gözler önüne serildiği belgesel türüdür.
Haber belgeselinin bir amacı da toplumu oluşturan bireyler arasında sosyal bağların güçlenmesi ve bozulan bağların yeniden kurulmasıdır.
Haber belgeseli güncel olayları en kısa zaman ve yoldan anlatan iletişim aracıdır.
Haber belgeselinin etkisi, kullanılan gerçek belgelerle orantılıdır. Eğitici bir amaç da içeren haber belgeseli, zekaya seslenir. Belki bu nedenden insanları yönlendiren tüm görüşleri ortaya koymak gerekir.
Haber belgeselinde karşı görüşler de ayrıntılı bir biçimde yer almalıdır.
Genelde teknik kalite ve sanatsal yorumlar aranmaz. Bahsi geçen yerin veya kişinin tanınır olması, bilgi vermesi ve belge içermesi haber belgeselinde kullanılması için yeterlidir.

f) Tarih Belgeseli
Tarih belgeselinde tarih içerisindeki gerçeklerin doğruluğu ve anlamı önem kazanmaktadır. Tarih belgesel filmlerinin amacı, tarihi gerçekleri doğruya uygun bir biçimde yansıtarak değişik toplumların dününü aydınlatarak bugün ve gelecek için alınması gereken kimi önlemlerle ilgili birtakım sonuçlar çıkarmaktadır.

g) Propaganda Belgeseli
Birey ya da toplulukların belli bir görüş ya da amaç doğrultusunda etkilenebilecekleri biçimde bilgilendirilmesi olarak niteleyebileceğimiz propaganda zamanla belgesel sinemanın temel amaçlarından biri olmuştur.
Genel olarak tanıtma, bilgilendirme, eğitim ve amaçlanan doğrultuda etkileme niteliklerini içeren propaganda belgeselleri, geçmişte de görüldüğü gibi günümüzde de belgesellerin önemli bir türü olmaktadır.
II. Dünya Savaşı ile büyük bir patlama yapan propaganda belgesel filmleri önceleri eğitim amacıyla kullanılırken daha sonraları içine hile ve saptırmaların katılmasıyla belgesel niteliğini kaybederek yozlaşmıştır. Özellikle televizyon alıcısı ve teypleriyle istendiğinde gerçeği değiştirebilme yoluna gidilebildiği için bu tür filmler aracılığıyla değişik hileler kullanılarak oluşturulmaya çalışılan gerçek dışı gerçekler zamanla değerini yitirmiştir.
II. Dünya Savaşı’yla birlikte o zamana kadar görülmeyen bir biçimde yaygınlaşan propaganda belgeselleri genellikle; silahlı kuvvetlere eğitici ve moral verici, halkın moralini pekiştirici ve savaşın ilerlemesi konusunda halkı bilgilendirmeyi, hedeflere ulaşmak için bir kesimi cesaretlendirmeyi ve diğerlerinin de çabalarını haber vermeyi amaçlayan belgesel film türüdür.

h) Derleme Belgesel
Önceden yaşanmış olaylarla ilgili elde bulunan belge ve filmlerin kurgu yardımıyla yeniden düzenlenerek değişik bir anlayış içerisinde sunulmasıyla ortaya çıkan belgesel film türüdür.
Önceden çekilmiş belge filmlerinin ve kurgunun önem kazandığı derleme belgeselleri, belgesel filmcilerin kendi yaşadığı çağdan daha eski olayları, konu ve sorunları izleyicilere kendi anlayışıyla iletmek amacıyla ortaya çıkar.
Belgeselci işlemek istediği konu, sorun ve olayla ilgili daha önce çevrilmiş belgesel türdeki filmleri araştırıp, inceleyip ayırarak,seçtiği parçaları yeni bir bütün oluşturmak üzere bir araya getirir.
Çalışma alanı sınırlı olup belgeselci, ancak daha önce ortaya çıkmış gereçleri ve malzemeleri yeni bir anlayışla kullanarak istediklerini izleyiciye anlatmak zorundadır.
Belgeselci bu gereçleri istediğini anlatmak amacıyla kullanmak için kurgunun tüm olanaklarından yararlanır.
Derleme belgesel türüne birleştirilmiş belgesel ismi de verilir.

i) Arkeoloji Belgeseli
Bilimsel araştırma belgeseli konusuna giren ve arkeoloji konusu ele alan belgesel türüdür. Günümüzde yaşamayan bir kültürden veya nesli tükenmiş bir canlıdan arta kalan belgelerden yararlanılarak, bilimsel araştırma belgeselinin kullandığı metotlara dayanarak hazırlanır. Gerektiğinde animasyonlar kullanılır.
Arkeoloji belgesellerinin ayrı bir dal olarak ele alınmasının nedeni, dünya belgeselcileri tarafından böyle bir belgesel türünün benimsenmesinden kaynaklanmaktadır.

j) Yaratıcı Çalışmaları Konu Alan Belgeseller
Bu tür belgeseller çoğunlukla sanatsal etkinlikleri kapsayan yaratma süreçlerini ele alırlar. Bu sözgelimi bir heykelin yapımı olabilir: Burada yaratıcının malzeme seçiminden başlanarak, ürünü tasarlaması ve ortaya koyması süreci takip edilir ve hikaye heykelin bir sergideki yerini alması ile noktalanabilir. Bu tür belgesele örnek olarak Süha Arın’ın “Hüseyin Anka ile Sinan’ı Yeniden Yorumlamak” adlı çalışması verilebilir. İlginç bir çalışma da Michael Jackson’un “Thriller” parçası için hazırlanan video klipin yapım sürecini ele alan “The Making of Thriller” adlı belgeselidir.

k) Spor Belgeseli
Bir spor dalının belgelere dayanan tarihsel gelişimini konu alan filmlere spor belgeseli denebilir. Bu belgesel türünde amaç spor dalının tanıtımını yaparken, kuralları, çeşitleri ve turnuvaların özellikleri hakkında bilgi vermeye kadar geniş bir yelpazeyi konu alır.
Bir sporcunun biyografisi spor belgeseli sayılmasa da, sporcunun bir turnuvaya hazırlık safhaları ve turnuva görüntüleri veya sporcu hakkında belgeler, röportajlar spor belgeselinin konusudur.
Dünyada yapılan olimpiyat, dünya şampiyonaları, turnuvaların baştan sona veya tarihsel gelişimini, hikayesini anlatan ve gerek belgelere, eski röportajlara dayanan, gerekse turnuva sonrası düşüncelerin yer aldığı röportajlara ve belgelere dayanan belgesel türüdür

kaynak: kmkmedya.com

7 Ocak 2012 Cumartesi

2012 Filmleri: Zengin Belgesellerin Yılı


Ülkemizde dağıtım şirketleri oscar almadıkça belgeselleri pek gösterime sokmuyor. Gelecek yılın belgesellerini yine festivalleri takip ederek izleyebileceğiz. 2012, birbirinden farklı konularla bizi Tahrir’den Detroit’e, idam cezasından İrlanda dövüşlerine, yemeklerden şarkılara kadar pek çok farklı dünyaya taşıyor.


AND EVERYTHING IS GOING FINE
Steven Soderbergh, 2004′de kaybettiğimiz büyük performans sanatçısı Spalding Gray’in hayatını, tek kişilik gösterisini filme aldı. Amerikan yaşamı, sanatçılığın zorlukları ve daha birçok konu üzerine önemli bir belgesel.

INTO THE ABYSS
Werner Herzog’un bu yıl olay olması beklenen belgeseli idam yolundaki 4 mahkumun son günlerine odaklanıyor. Herzog, olabildiğince tarafsız kalmaya çalışarak idam cezası hakkında çok önemli bir yapıma imza atmış.

KNUCKLE
Birçok ülkede olduğu gibi İrlanda’da da ekonomik zorluklar büyüdükçe sorunların çözümünde şiddete daha çok başvuruluyor. Birbirinden ölesiye nefret eden ailelerin, sorunlarını yumruklarla nasıl hallettiğini Knuckle’da izleyeceksiniz. Ian Palmer’ın belgeseli, fragmanda da yazdığı gibi Guy Ritchie’yu unutturacak sertlikte…

CHIMPANZEE
Bir Disney belgeseli olmasına ve kötü müzik, kötü kurgu ve ağlatmak için binbir türlü numaraya maruz kalacağımızı bilmemize rağmen izleyeceğimiz belgesellerin arasında Chimpanzee var. Ailesinin terk etmesinin ardından başka bir şempanze tarafından evlat edinilen küçük bir şempanzenin hayatını duygu yoğunluklarıyla izleyeceğiz.

DREW: THE MAN BEHIND POSTER
Hollywood’un en önemli poster sanatçısı Drew Struzan’ın hayatı, Erik Sharkey tarafından filme alındı. Star Wars, Back to the Future, Indiana Jones gibi klasiklerin akıllardan çıkmayan posterlerini tasarlayan Struzan’ı birlikte çalıştığı George Lucas, Harrison Ford, Michael J. Fox, Frank Darabont, Guillermo del Toro, Steven Spielberg gibi isimlerden dinleyebilirsiniz.

THE BULLY PROJECT
Sadece ABD’de değil, tüm dünyada okulda çocukların birbirlerine gösterdiği şiddet önemli bir sorun. Ülkemizde hepimizin bilmesine rağmen henüz bir sorun olarak nitelenmeyen okul içi şiddet, birçok ülkede üzerine gidilen önemli bir problem. Lee Hirsch’in projesi The Bully Project bir yıl boyunca 5 farklı okulda çocukları inceleyerek eğitmenlere önemli ipuçları veren bir belgesel oluşturmuş.

BURN
ABD’nin içine düştüğü ekonomik bunalımın en çok etkilediği kent kuşkusuz Detroit. Dünyanın en büyük otomobil üreticilerinin fabrikalarının bulunduğu şehir, ABD üstünlüğü diğer ülkelere kaptırınca cehenneme dönmüş. Nüfusunun yarısı şehri terk eden, cinayet ve kundakçılığın tavan yaptığı şehirde en önemli görevlerden biri itfaiyecilerin. Burn, yıkılmakta olan bir şehrin yangınlarını söndürmeye çalışanların hikayesini anlatıyor. İlk 10 dakikasını izleyeceğiniz belgesel, ilginç sahneleriyle dikkat çekiyor.

NEIL YOUNG JOURNEYS
Yılın en önemli müzik belgesellerinden biri Jonathan Demme tarafından çekildi. Müzik efsanesi Neil Young’ın yaşadığı şehir Omemee, Ontario’dan 1956 model Crown Victoria’sına atlayıp, Toronto’nun Massey Hall’una yolculuğunu, iki konserini ve geri dönüşünü anlatıyor. Yolculuk Neil Young gibi her açıdan “dolu” bir adam tarafından gerçekleştirilince, içinde politika, hayat ve müziğe dair önemli dersler barındıran bir yapım ortaya çıkmış.

JIRO DREAMS OF SUSHI
Japonya’nın ve haliyle dünyanın en büyük suşi ustası Jiro Ono’nun, artık bir sanat dalına çevirdiği meslegi, mükemmellik arayışı ve mirasını oğluna nasıl aktardığını anlatan bir David Gelb belgeseli.

THE BALLAD OF GENESIS AND LADY JAYE
Son 30 yılda müzik ve modern sanat çevrelerini derinden etkileyen Genesis P-Orridge’ın hikayesi… Post punk’tan, industrial’a uzanan bir garip ama aslında müzik açısından derin anlamlar taşıyan bir grubun hikayesi. Grup ve yaratıcılık adına kendi vücutlarında bile değişiklikler yapmayı göze alan coşkunu belgeseli Marie Losier tarafından sinemaya taşınmış.

AFRICA LE SANG ET LA BEAUTE
Dünyada çekilen belgesellerin 10′da 1′i Afrika hakkında çekiliyor. Ve buna rağmen kara kıtayı olduğu gibi aktarabilen belgesel sayısı çok az. Serge Yastreb’in belgeseli gösterildiği her festivalde alkışlarla karşılandı. Bizim bakış açımızla, Afrika’nın gerçekleri arasındaki kalın duvarı yıkan bir belgesel olduğu söylendi.

LE NOUVEAUX CHIENS DE GARDE
Gilles Balbastre ve Yannick Kergoat, Fransa’nın politik, medya/politik, sosyo/politik camiasını ve hayatlarını mercek altına alıp, ortaya mükemmel bir eleştiriler manzumesi çıkarmışlar. Dünyadaki her ülkede gördüğümüz “homo politicus”ların hayatları üzerine etkileyici bir çalışma…

EL GUSTO
Khaled, Cheb Mami gibi popüler, genç kuşak ve haliyle biraz bozulmuş örnekleriyle tanıdığımız Chaabi müziğinin gerçek ustalarının yaşamı, müziği, eğlencesi ve bol kahkahası… Safinez Bousbia’nın çektiği film, Fransa’da bu ay gösterime giriyor.

TAHRIR
Tahrir meydanında yaşananları, içeriden, bir görüş dikte etmeden, meydandakilerin konuşmasını sağlayarak olduğu gibi aktarmayı seçen Stefano Savona, son yılların en iyi belgesellerinden birine imza atmış.


HORS DES SENTIERS BATTUS
Daha önce Tony Gatlif’in Birol Ünel’li Transylvania’sında izlediğimiz coğrafya bu sefer bir belgeselle ekranlarda… Dieter Auner, uzun bir süre geçirdiği bölgede, zorlu yaşamın her ayrıntıya odaklanmış.

ADDICTION INCORPORATED
Bu belgeseli izledikten sonra hala sigarayı bırakmıyorsanız, artık söylenecek laf kalmamış demektir. 1980′lerde sigara endüstrisi tarafından çalıştırılan, daha sağlıklı sigara üretmesi için para ödenirken, sigaranın çok daha büyük ve gizli tutulan zararlarını keşfeden Victor DeNoble’ın hikayesi, endüstrinin kelimenin tam anlamıyla nasıl “katliam” yaptığını gözler önüne seriyor.

LIFE BEFORE DEATH
Dünyada birçok insanın rahat ölmesine bile izin yok. Birçok uyuşturucu üzerindeki sıkı denetim haklı nedenlere dayansa da, acısız ve rahat bir şekilde ölmek isteyenlerin önünde engel oluşturuyor. Bu çarpıcı belgesel ölümün bile zorlaştırılabildiği gezegenemizin durumunu çok iyi aktarıyor.

bakiniz.com
                                                                                                                                         Alıntıdır...

4 Aralık 2011 Pazar

Yabancı Sinema Yapımcılarına Tanınan İstisna


KDV Kanununun 11/1-b maddesine 5904 sayılı Kanunun 11 inci maddesiyle eklenen alt bentte “14/7/2004 tarihli ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanan sinematografik eserlere ilişkin yabancı yapımcılar tarafından satın alınacak 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde yer alan ve ilgili yılda uygulanmakta olan haddin üzerindeki mal ve hizmetler nedeniyle ödenen katma değer vergisi yapımcılara iade olunur.” hükmüne yer verilmiştir.

Aynı maddenin (2) numaralı fıkrasının Bakanlığımıza verdiği yetkiye dayanılarak, söz konusu istisnanın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar aşağıdaki şekilde belirlenmiştir.

1. Kapsam

Türkiye'de ikametgâhı, işyeri, kanuni ve iş merkezi bulunmayan yabancı yapımcılar, Türkiye’de gelir, kurumlar ve KDV mükellefiyetini gerektiren herhangi bir faaliyetleri olmaması kaydıyla, 14/7/2004 tarihli ve 5224 sayılı Sinema Filmlerinin Değerlendirilmesi ve Sınıflandırılması ile Desteklenmesi Hakkında Kanun kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından onaylanan sinematografik eserlerin yapımına ilişkin olarak verilen çekim izin süresi içinde satın alacakları veya ithal edecekleri mal ve hizmetler için bu uygulamadan yararlanacaktır.
İstisna, mal ve hizmet alımları ile ithalat sırasında ödenen KDV’nin vergi dairesinden iade olarak talep edilmesi suretiyle uygulanacaktır.

2. Asgari Tutar

Bu uygulama kapsamında satın alınacak mal ve hizmet bedellerinin aynı fatura ve benzeri belgede gösterilen KDV hariç toplam tutarının, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesinde öngörülen ve ilgili dönemde uygulanmakta olan fatura düzenleme sınırının altında olması halinde istisna kapsamında işlem yapılmayacaktır.

3. İade İçin Başvurulacak Vergi Dairesi

Türkiye’deki faaliyetin tamamlanması sonrasında bu uygulama kapsamında talep edilecek KDV iadelerini yerine getirmeye Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Başkent Vergi Dairesi Müdürlüğü, İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı Beyoğlu Vergi Dairesi Müdürlüğü ve İzmir Vergi Dairesi Başkanlığı Konak Vergi Dairesi Müdürlüğü yetkili kılınmış olup, yabancı sinema yapımcılarının iade taleplerini bu dairelerden herhangi birisine yapmaları mümkündür.

4. İade Talebi

İade talebi, yabancı yapımcıların Kültür ve Turizm Bakanlığından aldıkları film çekim izin süresinin dolmasının sonrasında, ilgili vergi dairesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. İade talepleri münhasıran Yeminli Mali Müşavir (YMM) raporu ile yerine getirilir. Bu raporlarda iade için üst limit aranmayacaktır.
Bu raporda; öncelikle yabancı sinema yapımcıları tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığına Sinematografik Ortak Yapımlar ve Türkiye’de Ticari Amaçlı Film Çekmek İsteyen Yerli ve Yabancı Yapımcılar Hakkında Yönetmelik çerçevesinde yapılan başvuru kapsamında, bu Bakanlığa verilen bütün bilgiler ile alınan bütün izinlere, işlemlerin safhalarını da içerecek şekilde ayrıntılı olarak yer verilecektir.

Rapora KDV iadesine konu mal ve hizmet alımları ile ithalata ilişkin fatura ve benzeri belgeler ile gümrük makbuzlarının dökümünü gösteren bir liste eklenecektir. Bu hizmetlerin tedarikçi firmalar tarafından gerçekleştirilmesi durumunda, bu rapora söz konusu firmalar tarafından bu kapsamda satın alınan mal ve hizmetler ile ithalata ilişkin belgelerin listesi de eklenecektir. YMM’ler söz konusu listelerde yer alan, yabancı sinema yapımcılarının KDV ödeyerek yaptıkları mal ve hizmet alımlarının söz konusu yapıma ilişkin olduğunu ve belgelerin gerçek işlemleri yansıttığını, her türlü inceleme tekniğini kullanarak göstermek zorundadırlar. Bu itibarla, haksız vergi iadesine sebebiyet verilmesi durumunda YMM’ler, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan yabancı yapımcı ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulacaktır.

İade talebi vergi dairesi tarafından 84 Seri No.lu KDV Genel Tebliğinin bu bölüme aykırı olmayan esasları çerçevesinde ve YMM raporunun eksiksiz olarak verildiği tarihi izleyen 30 gün içinde yerine getirilecektir.

vergisozluk.com
                                                                                                                                        Alıntıdır...

15 Kasım 2011 Salı

Can Eren Söyleşisi


Banu Bozdemir kısa film yönetmenleriyle gerçekleştirdiği söyleşiler serisine bu hafta Can Eren ile devam ediyor. Sözü yazarımızın kalemine bırakıyoruz: "Can Eren ile bana gönderdiği 'Ahnectha' filmiyle tanışmıştım… Steampunk tarzıyla çekilen filmi izlerken zorlandığımı itiraf etmeliyim. Zaten kıyamet sonrası yalnızlaşma üzerine eğiliyordu film, zorlanmam normaldi. Baydara Edra ise Eren’in son filmi ve klasik sinema anlatımına daha yakın. Denemeyi seven Can Eren’le güzel bir sohbet gerçekleştirdi

Kısa filme biraz daha farklı bakıyorsun, tarz, teknik ve içerik olarak kısa filmi nasıl yorumlarsın?
Can Eren: Aslında tam anlamıyla bir kısa filmci olduğum söylenemez. Hikaye yazarken ve çekerken ana fikri elimden geldiğince çabuk tek bir noktada toplamaya çalışıyorum, kısa film bunu gerektiriyor ama bu konuda biraz zorlanıyorum. Bu sebepten hikayelerimi orta ya da uzun metrajda daha rahat anlatabileceğimi düşünüyorum. Kısa filmlerin ticari eserler olmamalarından ve metraj olarak en kısa süreye sahip olan eserler olmalarından ötürü daha özgür ve özgün olmaları gerektiklerini düşünüyorum. Bana göre kısa filmde tarz, teknik ve içerik üçlüsü standart şablonları zorlamalı ve aşmalı.
Filmlerini okul için mi çekmeye başladın, zaman içinde nasıl bir değişiklik oldu? Tarzının olgunlaştığını düşünüyor musun?
Portfolyomdaki bütün işleri üniversite eğitimim süresince yaptım ama çok öncesinde, küçükken, kendi çizgi filmlerimi yapardım. Genelde fikir olarak küçük, beni etkileyen belki de her çocuğu etkileyen sıradan şeyler olurlardı. Üniversite döneminde yaptığım ilk işlerden pek memnun değildim. Bu memnuniyetsizlik üzerine bir hocam, kullanılmayan bir bahçe hortumunun ilk kez açıldığındaki çamurlu suyun berraklaşma sürecini örnek vermişti. Şimdi üniversite yıllarıma göre daha berrak olduğumu düşünüyorum. Sanırım en sonunda tekrar her çocuğu etkileyen sıradan şeyler anlatabileceğim.

Belgesel, kurmaca, canlandırma… Aslında sinemaya ait tarzları deniyorsun. Sana yakın olan tarz hangisi?
Belgesel denemelerim oldu. Proje odaklı işlerdi genelde. Canlandırma ise sevdiğim ve saygı duyduğum çok başka bir dünya. Fakat benim için üretim ve anlatım yönünden çok zor bir tür. Sanırım kurmaca benim hikayelerime en yakın tarz.
Kısa filmde tekniğin mi yoksa içeriğin mi önemli olduğunu düşünüyorsun?
Tabii ki öncelik içeriğin. Anlam olmadan anlatım olamaz ama Türk ve dünya sinemasının büyük bir kısmının geldiği nokta tekniği göz ardı edebileceğimiz dönemlerin çok uzağında. Her izleyicinin görsel anlamda beklenti seviyesi dünya ve ülke standartlarıyla paralel olarak gelişiyor, değişiyor. Bu durumu göz ardı etmenin, içeriği negatif yönde etkileyeceğini düşünüyorum.
Dragonfly’da bir kadının kurmaya çalıştığı çoğunluğun yalnızlığına değinmişsin.  Yalnızlık filmlerindeki konulardan biri. Bu yalnızlık halini neye bağlıyorsun?
Yalnızlık; sevdiğim, içinde kendi mutluluğunu, mutsuzluğunu, heyecanını, sıkıntısını barındıran bir durum. Kontrastlardan oluşan bir kompleks bana göre yalnızlık. Yalnızlığı yalnız olma halinden ziyade; durum, durum karşısında oluşan beklenti ve beklenti gerçekleştiğinde oluşan hayal kırıklığı olarak tanımlamayı tercih ederim. Benim yalnızlığım bu ve bunu seviyorum. Dragonfly bu tanım için iyi bir örnek.

Ahnectha ilk steampunk tarzı kısa film olarak değerlendiriliyor. Neden bu tarzı deneme gereği duydun?
Ahnectha "voiceless room" benim için bir dönüm noktası. Ahnectha'nın hikayesi bekleyen bir kadının beklenti hikayesi aslında. Bu hikayeyi başka türlü de anlatabilirdim ama ben formu bozmayı tercih ettim. Bu formu bozarken sevdiğim bir bilimkurgu alt türü olan steampunk motiflerini kullanmak istedim. Ahnectha benim için "hikayenin formunu bozabiliyor muyum?" sorusunun cevabı oldu. İyi ya da kötü, önemli değil, bozabildiğimi fark etmeme sebep oldu.
Filmin soğuk havası, aslında kıyamet sonrasına ilişkin çok tanımlayıcı bir anlatım içermiyor. Ama etkili bir film olduğu bir gerçek! Bu da denemelerinin bir parçası mıydı? Yoksa steampunk tarzını başka filmlerinde de denemek ister misin?
Evet, dediğim gibi Ahnectha bence başarılı bir deneme. Steampunk tarzına gelince, benim kafamdaki forma uygun görsel ve edebi bir dünyası var. Şimdilik ana yemek olmayacak gibi gözüküyor ama kesinlikle menüde olmasını isteyeceğim bir tarz.
"Baydara Edra’nın Kaderi" tam anlamıyla profesyonel bir anlatım içeriyor. Ve klasik sinema diline daha yakın… Anne oğul ekseninde bir hikaye anlatmak nereden aklına geldi?
Baydara "Edra'nın kaderi" aslında bir aşk hikayesi. Formu bozulmuş bir hikaye. Ahnectha'dan farkı formu sonradan bozulmuş bir hikaye değil. Baydara da benim için başka bir dönüm noktası. Baydara'nın üslubu hikayelerimi hatta karakterimi bile etkiledi. Annemle bir sorunum yok, onu hala çok seviyorum.


Yurtdışıyla bağlantın var mı? Yurtdışında kısa film çekmenin farkı ve avantajları nedir sence?
Yurt dışında sektör içi deneyimlerim oldu. Dediğim gibi yurt dışında çekilen kısa filmler konseylerin desteğiyle daha profesyonel oluyor. Yönetmen odaklanması gereken iki temel şeye rahatça odaklanabiliyor, anlatı ve anlatım.
Kısa filmin ülke sorunlarını sahiplenmesi gerekir mi sence?
Ülke sorunlarını sahiplenme fikri. Evet, muhakkak gerekli. Fakat niyeti iyi sorgulamak gerekiyor. Zaman zaman bu fikir etrafında dönen niyeti bozuk işler gözlemliyorum. Niyet derken ideolojiden bahsetmiyorum tabii ki de. Sinemanın anlatı ve anlatım gücünün kullanılmadığı sadece hazır ve popüler olanın etrafında dönen işlerden bahsediyorum. Sinema anlatı ve anlatım gücü kullanılmadığı taktirde evrensellik özelliğini kaybediyor. İşte tam bu noktada niyeti sorguluyorum.

Son yıllarda artan politik imgeli kısa filmler daha ilgi çekici hale geldi. Bu konudaki düşüncelerin?
Ülkenin içinde bulunduğu durumla paralel olarak artıyor. Ayrıca teknik ekipmana ulaşmak artık eskisinden daha kolay. Yani bu beklenmedik bir durum değil. Fakat üretimin bu denli hızlı olması kavramın içini de o denli hızlı boşaltabiliyor. Tabii ki bu durumun aksi de mümkün, bu tamamen üretilen eserlerin içerik kalitesiyle doğru orantılı.

Bundan sonra yapmak istediklerin?
Kısa vadeli planlarım yok, uzun vadede bir hikaye üzerine çalışıyorum, fantastik kara mizah olarak etiketleyebiliriz. Bu ülkeyi seviyorum ve elimden geldiğince burada işler yapmaya devam edeceğim.
Beğendiğin  kısa ve uzun metraj film yönetmenleri hangisi?
Kısa metrajda yönetmen olarak takip ettiğim kimse yok, uzunda şimdilik Ethan-Joel Coen Kardeşler, Jean-Pierre Jeunet, Terry Gilliam.

Röportaj: Banu Bozdemir
Beyazperde.com
                                                                                                                                       Alıntıdır....

Koca Seyit' filmi için kefen parasını bile harcadı



Çanakkale Savaşları'nda 276 kiloluk top mermisini tek başına kaldırarak namluya yerleştiren Seyit Onbaşı'nın hayatını konu alan ''Koca Seyit'' belgesel filminin yapımcı, yönetmen ve senaristi Kıbrıs gazisi İsmail Gülnar, kendi imkanlarıyla çekmeye başladığı filmin masraflarını karşılamak için baba yadigarı evi sattığını, kefen parasını bile harcadığını söyledi.
Gülnar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 50'yi aşkın ilde sergiledikleri ''Koca Seyit'' adlı tiyatro oyununu beyaz perdeye aktarmak için 2,5 yıl boyunca yüzlerce firmayla görüşerek sponsor aradığını belirtti.

Sponsor bulamayınca kendi imkanlarıyla filmi çekmeye karar verdiğini ifade eden Gülnar, 30 Ağustos 2011'de Konya'nın Hüyük ilçesine bağlı İlmen beldesinde çekimlere başladıklarını ve ''motor'' dediklerini anımsattı.

Gülnar, Koca Seyit gibi bir halk kahramanına sahip çıkılmamasına çok üzüldüğünü dile getirerek, ''Lafa geldi mi mangalda kül bırakmayan, kendini vatansever ilan edenler, maalesef Koca Seyit'e sahip çıkmadı. Biz yardım değil sponsorluk istedik. Kimse destek olmayınca da kendi imkanlarımızla yola çıktık. Tiyatrodan biriktirdiğim 120 bin lira ile çekimlere başladık. Bugüne kadar yaklaşık 400 bin lira harcadık'' dedi.

Film için bütün birikimini harcadığını ifade eden Gülnar, şunları kaydetti:

''Film için babadan kalma bir evimiz vardı onu sattım. Manevi değeri büyüktü, çok üzülmeme ve hiç istememe rağmen Seyit Onbaşı için evimi sattım. Küçük bir miktar da olsa kefen paramı bile bu filme harcadım. 200 kişilik ekibin görev aldığı film için bunlar da yetmedi. Balıkesir'in Havran ilçesindeki çekimler sırasında diğer ilçelere giderek ''Koca Seyit'' tiyatro oyununu sahneledik, elde ettiğimiz gelirle filmin çekimlerine devam ettik. Film çekimleri sırasında ekonomik olarak çok ciddi sıkıntılar yaşadık. Benzin parası bulamadığımız dönemler bile oldu. Yaşanılan olumsuzluklara hakikaten çok üzüldüm, sağlığımı kaybettim ama hiçbir zaman umutsuzluğa kapılmadım.''

-Çanakkale Valisi Tuna'dan destek-

Hüyük ve Havran'da çekimleri gerçekleştirilen filmin son aşamaya geldiğini ancak maddi sıkıntılar nedeniyle beklemede olduklarını dile getiren Gülnar, daha önce filmin galasının 29 Ekim'de İlmen'de yapılacağını duyurduklarını ancak maddi imkansızlıklar nedeniyle bunu gerçekleştiremediklerini söyledi.

Yaşanılanların ardından Çanakkale Valisi Güngör Azim Tuna'nın, kendilerine her konuda destek olacağını söylediğini belirten Gülnar, ''Sayın Valimize örnek ve duyarlı davranışı nedeniyle çok teşekkür ediyorum. Valimizin bu davranışının herkese örnek olmasını diliyorum. Gerekli desteği alır almaz çalışmalarımız kaldığı yerden devam edecek'' diye konuştu.

Gülnar, filmin gelecek yıl 18 Mart Çanakkale Deniz Zaferi ve Şehitleri Anma Günü'nde vizyona girmesinin planlandığını sözlerine ekledi.

Zaman.com.tr
                                                                                                                                        Alıntıdır...

22 Ekim 2011 Cumartesi

Yörük Yaşamı Belgesel Oluyor


Belgesel çekimiyle Toroslar'daki Yörük yaşamı kayıt altına alınıyor

ANTALYA - Çekilecek belgeselle Toroslar'daki Yörük hayatının ve kaval ustalarının kayıt altına alınacağı belirtildi. 3 bölüm halinde çekimi yapılacak belgeselin yönetmenliğini 217 filmde rol almış usta oyuncu Sümer Tilmaç'ın yapacağı ifade edildi.
Toros Yörükleri Kültür ve Diyalog Derneği(TOYÖKÜD) Başkanı Ömer Gürler, belgesel çekimi ile Toroslar'daki Yörük yaşamı ve müzik kültürünü kayıt altına alacaklarını söyledi. Önümüzdeki günlerde çekimine başlayacakları belgeselin yönetmenliğini sinema oyuncusu Sümer Tilmaç'in yapacağını belirten Gürler, belgeselin ana temasının Toroslar'da Yörük yaşamı, göç, çadır, dağlarda kıl keçi yetiştirme, yemek ve müzik kültürünün oluşturacağını kaydetti. Yörük kültürünün temelini müziğin oluşturduğunu belirten Gürler, belgeselle Antalya bölgesinde 5 kaval ve bir sipsi virtüözünün sesini de kayıt altına alacaklarını söyledi.
Çekimlerin tamamen doğal ortamda yapılacağını belirten Gürler, çekimle aynı zamanda kaval virtüözlerine, Denizlili çam düdüğü ustası Hayri Dev gibi UNESCO tarafından 'Yaşayan insan hazinesi kültür miras taşıyıcısı' unvanı verilmesine öncülük etmek istediklerini kaydetti. Gürler, "Toroslar'daki değerlerimizin yok olup gitmemesi için Yörük yaşamını belgeselle kayıt altına almak istiyoruz. Belgesel 3 bölüm halinde çekilecek. Belgeselin yönetmenliğini 48 yıllık sinema oyuncusu Sümer Tilmaç'ın çekecek olması bizim için büyük şans. Belgeselle 10 asırlık geleneğimizin koruma altına almak istiyoruz." diye konuştu.
(CİHAN)

                                                                                                                                               Alıntı

21 Ekim 2011 Cuma

Türk Pasaportu




   Belgeselde, II. Dünya Savaşı döneminde Avrupa'da pek çok kapı Musevilerin yüzüne kapanırken, farklı ülkelerde konsolosluklarda görev yapan Türk diplomatları nüfuzlarını kullanarak onlarca Musevi'yi soykırımın elinden kurtarması konu alınmıştır. Ya kamplardan, ya kamplara doğru yol alan trenlerden kurtarılan Museviler Türk diplomatların insiyatifiyle vatandaşlığa geçirilip passaport  sahibi olmuş ve bu sayede Türkiye'ye yollanmışlardır.

14 Haziran 2011 Salı

Devrimden Sonra 2011



   Türkiye’de gerçekleşebilecek bir devrimin hayata ve sokağa nasıl yansıyabileceğini, devrimin, sıradan insanların, işçilerin, gençlerin, emeklilerin hayatlarında neleri değiştirebileceğini anlatıyor. Düşlerdeki Türkiye’yi, hep arzulanan ama bir türlü gerçekleştirilemeyen hayalleri anlatıyor. Eğitimin, sağlığın, parayla satılmadığı, paranın aşka tuzaklar kuramadığı, insanların işsizlik korkusu ile yaşamadığı, gençlerin üniforma giydirilip emperyalist örgütlerin hizmetine sokulamadığı bir ülkeyi anlatıyor. Ve hep beraber izlemeye, konuşmaya çağırıyor başka bir Türkiye’yi... Bir kez daha düşünün ya Türkiye’de devrim olursa? Nasıl bir Türkiye olur?