real story etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
real story etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Gerçek hayattan uyarlanmış 10 film !

Gerçek hayattan esinlenen filmleri genelde daha büyük bir ilgi ile izleriz, çünkü beyaz ekrana yansıyan olayların gerçekten yaşanmış olması bizi daha çok etkiler ve düşündürür. İşte size gerçek hayattan uyarlanmış 10 film :

The Conjuring – Korku Seansı

Korku filmlerinin çoğunun hayal ürünü olduğunu biliriz ve bunu biliyor olmamız bizi rahatlatır. Ancak “The Conjruing” filminde bunu söylemek mümkün değil. Filmde, Perron ailesinin başına gelenler anlatılır. Yeni evlerinde doğa üstü olaylar nedeniyle korku dolu anlar yaşayan aile, Ed ve Lorraine Warren’dan yardım alır.

Tamamen hayal ürünü olmuş olsa bile tüylerinizi diken diken edecek bir başyapıt. Gerilmeniz ve korkmanız garanti. Unutmayın, burada anlatılanler gerçekten alıntıdır.

 

50 First Dates – 50 İlk Öpücük

Kim demiş romantik komedilerin gerçek hayattan uyarlanamayacağını. 50 First Dates filminde Adam Sandler güzel mi güzel Drew Barrymore’a aşık olur.

Ancak kız ertesi gün Adam’ı hatırlamaz bile, çünkü bir kaza sonucunda kısa hafızası zarar görmüştür ve kız hiç bir şeyi hatırlayamıyor. Her ne kadar trajik bir olay olsa da, yönetmen Peter Segal bunu son derece güzel bir romantik komediye dönüştürmüştür.

Rob Schneider’in de katılımıyla harika bir film olmuş. Mutlaka izlenmeli

  

City of God – Tanrı Kent

Rio de Janeiro’da büyüyen iki yakın arkadaş, büyüdükçe iki farklı yola girer. Biri meşhur bir fotoğrafçı olmak için çalışır, diğeri ise uyuşturucu satma işine bulaşır.

Organize suçların nasıl başladığını ve nasıl çalıştığını gözler önüne seren sürükleyici ve dehşet verici bir hikaye. Yönetmen ve oyuncular ise olağanüstü bir iş çıkarmış Bu kadarı da gerçekten yaşanmış olamaz diyeceğiniz bir başyapıt. Çoktan klasikler arasına girmiş olan bu filmi izlemediyseniz çok şey kaybettiniz demektir.

  
Hotel Rwana – Ruanda Hoteli

1994 yılındaki Ruanda soykırımı sırasında lüks bir oteli yöneten Paul Rusesabagina’nın başına gelenler anlatılmıştır.

Medyaya fazla yansımadığı için 800.000 insanın öldürüldüğü bu soykırımı çok fazla insan bilmez. Rakamın ne kadar dehşet verici olduğunu tartışmamıza gerek yok sanırım.

Bütün bu ölümlerin 100 gün içerisinde olmuş olması da ayrı bir vahşet. Film bir başyapıt. Baş roldeki Don Cheadle harikalar yaratmış.


Lord of War – Savaş Tanrısı

Nicolas Cage’in en iyi filmlerinden bir tanesi. Rus bir silah tüccarının inanılmaz hikayesi anlatılıyor. Her ne kadar aksiyon dolu bir film olsa da, siyasi boyutunu görmek insanı dehşete düşürüyor.

Filme konu olan adamın gerçek hayatta Viktor Bout olduğu tahmin ediliyor ama buna tabi ki net bir açıklama getirilmiyor.

Muhteşem bir hikaye, harika bir kadro ve olağanüstü oyunculuk. Gerçek bir başyapıt.

 

Captain_Philips_Sinema Gazetesi

2009 yılında Maersk şirketine ait bir yük gemisi, Somali’li korsanlar tarafından ele geçirilir. Filmin isminden de anlayacağınız gibi, geminin kaptanı olan Richard Philips’in yaşadıkları ele alınmıştır.

Gerçek olaylara dayanan filmin yönetmenliğini Bourne serisinden tanıdığımız Paul Greengrass üstlenmiştir. Tom Hanks’in ve Barkhad Abdi’nin muhteşem oyunculuğu ile harmanlanınca harika bir film çıkmış ortaya.

Filmin senaryosu, kaptan Philips’in kağıda döktüğü anılarından esinlenmiştir.

 

The Wolf of Wall Street – Para Avcısı

Gerçek olamayacak kadar iyi. Bu biyografi, Jordan Belfort’un Wall Street’teki inanılmaz yükselişini konu almaktadır. Basit bir satış elemanı olarak işe başlayan Belfort, kısa zamanda Wall Street’in en başarılı iş adamlarından biri haline gelir.

Usta yönetmen Martin Scorsese son zamanlardaki favori oyuncusu Leonardo DiCaprio ile yine harikalar yaratmış.

Filmin sonlarına doğru, gerçek Jordan Belfort da çıkıyor karşımıza. Satış konusundaki başarıyı buraya pek yansıtamasa da güzel bir ayrıntı olmuş.

 

 

Changeling – Sahtekar

Clint Eastwood yönetti, Angelina Jolie ve John Malkovich oynadı. Bu yetmiyormuş gibi bir de gerçek olaylara dayanan bir konu ele alınmış.

Yıl: 1928, yer: Los Angeles. Oğlu kaybolan bir anne, bu durumu hemen polise bildirir. Beş ay sonra başka bir şehirde, çocuğun tanımına uyan bir çocuk bulunur. Polis, kendini iyi göstermek için anneyi oğluna kavuşturur. Sevinç göz yaşlarına boğulması gereken anne, bulunan çocuğun oğlu olmadığını öne sürer.

Filmde ne ararsanız var. Kaçırılmaması gereken başyapıtlardan bir tanesi.

 

The Pursuit of Happyness – Umudunu Kaybetme

Karşınızda Will Smith ve oğlu Jaden Smith. Birçok izleyiciyi göz yaşlarına boğan bu dram da gerçek hayattan uyarlanmıştır. Söz konusu kahramanımız, neredeyse bir yıl boyunca evsiz olan Chris Gardner.

Kendisinin anılarından yola çıkarak beyaz ekrana uyarlanan bu film sizi hem ağlatacak hem de size ilham verecek. Will Smith, belki de kendi oğluyla rol aldığı için harikalar yaratmış.


 
The Intouchables – Can Dostum

Fransız bir aristokrat ve eski bir mahkum nasıl iyi dost olabilir? İşte bunun cevabını, Philippe Pozo di Borgo’nun hayatının ele alındığı bu muhteşem filmde öğreniyoruz.

IMDB’de 8,6 puan ile TOP250 listesinin 39’uncu basamağında yer almak kolay olmasa gerek. Yönetmenlik muhteşem olmasa da, filmin konusu ve oyuncuların göstermiş olduğu performans bunun haklı bir puan olduğunu gösteriyor.

Keyifle izleyeceğiniz ilham verici bir gerçek hayat filmi. Gerçekle bağdaşmayan tek şey, di Borgo’nun bakıcısının Afrikalı değil Arap asıllı olmasıdır.



4 Kasım 2011 Cuma

Hachiko


Hachiko: A Dog’s Story Bir Köpeğin Gerçek Hayat Hikayesi

Daha önce 1987 yılında Hachiko Monogatari isimli japon filmine konu olan film 2009 yılında Amerikalı yapımcılar tarafından yeniden yorumlanmış.Ama bu sefer filmin başrolünde Richard Gere var..Filmin konusu bir kolej profesörü ve tren istasyonunda bulduğu köpek etrafında dönüyor..Film Japonya’dan gönderilen Akita cinsi yavru köpeğin taşıma sırasında tren istasyonunda kaybedilmesi ve Parker’ın (Richard Gere) köpeği bulmasıyla başlıyor. Profesör ve ailesi İlk başta "sadece sahibini bulana kadar bizim evde kalacak" desede köpeğin sahibi hiçbir zaman bulunamaz ve Parker ile ailesi köpeğe iyice bağlanırlar. Hachi, Parker hergün işe giderken yanında gidip onu uğurlar ve dönüşte karşılar. Fakat bir gün Hachi onunla gitmek istemez ve Parker’ın da gitmesini istemez işte o gün Parker kalp krizi geçirir ve hayatını kaybeder.

Profesörün hayatını kaybetmesinden sonra Hachi istasyona gider ve profesörün gelmesini bekler başkaları onu sahiplendiysede yanlarında durmaz kaçarak istasyona döner, profesörün ölümünden itibaren tam 9 yıl istasyonda sahibini bekleyen Hachi en sonunda istasyonda hayata gözlerini kapar..

Şimdi asıl mevzuya gelelim, yukarıda anlatılan film aslında yaşanmış bir hikaye, olay Japonyada 1923-1935 yılları arasında yaşanmış, ve Hachinin sadakatinden ötürü Japonyadaki Shibuya İstasyonunun önüne onun bir heykeli dikilmiş..Hachiko’nun yılmadan beklediği Japon profesörün adı ise ???Hidesaburo Ueno imiş..



Aşağıdaki resimde eğer yalan değilse gerçek Hachiko’ya ait bir resimmiş..Hayvanlar insanlardan daha hayırlıdır denir de bazıları inanmaz işte bu olay hayvanların ne kadar sadık olduğunu bazen insanlardan bile daha vefalı olduğunu gösteriyor..



Filmin Japon yapımı olanını izleyemedim fakat 2009 Amerikan yapımını izledim, Amerikan versiyon çok güzel olmuş Richard Gere’in oyunculuğu çok iyi Hachiko rolünde oynattıkları köpek çok tatlı filmin sonunda ise gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz :)

Wikipedia Hachiko Sayfası

Amerikan Yapımı Filme Ait Sinemalar.com Sayfası
                                                                                                                                      Alıntıdır

Them (Ils) (2007)



Filmin Hikayesi: Lucas ve Clementine, ormanın içindeki gözlerden uzak evlerinde, bir gece, dışarıdan gelen garip bir sesle uyanırlar. Kabus, başlamak üzeredir. Elektrik ve telefon hattı kesiktir; dış dünya ile kesinlikle iletişim kuramamaktadırlar. Pencereler, kendi kendine kapanmaya başlar ve evin içine doğru tutulan gözleri kör edici parlak bir ışık belirir.

Lucas ve Clementine, korkunç bir saldırı altındadırlar ama saldırı, nereden ve kimden gelmektedir? Bunu öğrenmek için yeteri kadar vakitleri bile olmayabilir çünkü ölüm, artık kapılarının ucundadır.

Gerçek Hikaye: İddialara göre filmin hikayesinin Çek Cumhuriyeti’nde tatil yapan Avustralyalı bir çiftin, üç genç tarafından öldürülmesine dayandığı söylenmektedir, ancak bu iddiayı kanıtlayacak herhangi bir kanıta hâlâ rastlanmamıştır.

                                                                                                                                                 Alıntıdır

Henry: Portrait of a Serial Killer (1986)



Filmin Hikayesi: Film Henry Lee Lucas adlı bir seri katilin hayatından bir bölümü anlatır. Hapishaneden tanıştıkları ve aynı evi paylaştıkları kendisi gibi psikopat ve uyuşturucu bağımlısı arkadaşı Otis’le birlikte zevk için arka arkaya işledikleri bir dizi cinayet konu edilir. Bu canavarca cinayetleri durmaksızın işlerlerken hiçbir amaçları veya motivasyonları yoktur.

Gerçek Hikaye: Yazar ve yönetmen John McNaughton, suç ortağı Ottis Toole ve Ottis’in akrabası olan sevgilisi Frieda ile birlikte suç işleyen seri katil Henry Lee Lucas’dan ilham almıştır. Buna rağmen filmdeki cinayetler serisi, asıl olaylardan çok, Lucas’ın itiraflarına dayanır. Lucas’ın 600'e yakın cinayeti itiraf etmesinin bir önemli sebebi de, itirafta bulunursa hapishanede daha iyi şartlar teklif edilmesiydi. Pek çok itirafı kanıtlanamayan Lucas, 11 cinayetten yargılanmıştır. Bunların arasına Powell da dahildir. Böylelikle de hayatının geri kalan kısmını hapishanede geçirmiştir.

                                                                                                                                               Alıntıdır

3 Kasım 2011 Perşembe

Ace in The Hole

Chuck Tatum, New York City’den New Mexico’ya gelmek zorunda kalmış; bencil, şansı ters gitmiş, son derece inatçı bir muhabir gazetecidir. Önceden çalıştığı iş yerlerinden yalan haber, aşırı alkol tüketimi gibi sebeplerden dolayı atılmıştır. Bir yıldır son derece önemsiz Albuquerque Sun-Bulletin gazetesinde yazmasına rağmen durumundan memnun değildir.

Filmin konusu gerçek hayatta yaşanmış olan iki olaydan esinlenmiştir. Olaylardan ilki W.Floyd Collins ile ilgilidir. 1925 yılında Kentucky’de Sand Cave mağarasında mahsur kalan Collins’i duyunca Louisville gazetesi Courier-Journal, muhabirleri William Burke Miller’i olay yerine gönderir. Miller’ın yaptığı haber, yaşanan trajediyi ulusal bir olaya çevirerek ona Pulitzer Ödülü kazandırır. İkinci olay Nisan 1949’da yaşanmıştır. Kaliforniyalı 3 yaşındaki Kathy Fiscus, terk edilmiş bir kuyuya düşmüş, kurtarma operasyonu uzun sürmüş, olay yerini ve çalışmaları görmek için binlerce kişi olay yerine akın etmiştir. İki olayda da kurbanlar yardım ekipleri kendilerine yetişemeden ölecektir.

                                                                                                                                                Alıntıdır

The Exorcism of Emily Rose (2005)



Filmin Hikayesi: Emily Rose adındaki genç kız içine şeytan girdiğini düşünerek kiliseden yardım almaya karar verir. Tıbbi müdahaleler yaşadığı korkunç krizleri ve kabusları gidermeyince Peder Moore ile beraber, dini inançlarına sığınarak bir ayine başlarlar. Ayin sırasında kızın hayatını kaybetmesi ile Peder Moore aleyhinde dava açılır. Davayı yürüten avukat Erin Bruner mantık ve dini inançlar arasındaki ince çizgiyle karşı karşıya kalacaktır.

Gerçek Hikaye: Film, 1968 yılında içine şeytan girdiği düşünülen 16 yaşındaki Alman Anneliese Michel’den esinlenerek yapılmıştır. Yıllarca felç, suistimal, açlık ve şeytan görüntüleri devam edince, 1975 yılında 2 rahip 10 ay boyunca şeytan çıkarma ayinleri düzenlemiş. Bu süre zarfında Anneliese zar zor yemek yiyebilmiş ve 1976 yılının Temmuz ayında açlıktan ölmüş. Ailesi ve rahipler yargılanarak, insan katletmekten suçlu bulunmuşlar ve 6 ay hapse mahkûm olmuşlar.

                                                                                                                                               Alıntıdır

The Haunting in Connecticut (2009)



Filmin Hikayesi: İddiaya göre gerçek bir hikayeden yola çıkılan filmde, Amerika’nın Connecticut eyaletinde bir ailenin başına gelen paranormal olaylar anlatılır.

Campbell ailesi, kanser olan oğullarının tedavi gördüğü kliniğinin yakınlarında bir eve taşınırlar. Fakat Viktorya tarzı bu güzel evde, açıklanamayan doğaüstü güçlerin saldırısına uğrarlar.

Gerçek Hikaye: Film, 1986 yılında, kanserle mücadele eden 14 yaşındaki oğulları Paul’un doktoruna daha yakın olabilmek için Connecticut’a taşınan Parker ailesinin hikayesine dayanmaktadır. Paul’ün uyuduğu bodrum katında, evin daha önceden bir cenaze evi olduğunu gösteren techizatlar bulurlar. Kanlı zeminler, gaipten gelen sesler ve gölgeler gibi tanımlayamadıkları anormal olayları rapor ederler. Paul ailesine saldırmasına sebep olacak güçler tarafından esir alınır. En son olarak da evi bunlardan arındırabilmek için şeytan çıkarma ayini düzenlenir.

                                                                                                                                          Alıntıdır

Primeval (2007)



Filmin Hikayesi: Bir haber takımı, efsaneleşmiş büyüklükteki timsahı yakalayıp ülkeye getimeleri için Güney Afrika’ya gönderilir. Fakat ekip, bölgeye vardıktan çok kısa bir süre sonra hiç beklemedikleri ölümcül bir tehlike ile karşılaşırlar.

Bölgenin yerel kabile liderlerinden biri, haklarında ölüm fermanı çıkarmıştır. Artık yapılması gereken tek şey, bu ölümcül çemberden kurtulup evlerine dönmenin yollarını bulmaktır. Ama bu, hiç de kolay olmayacaktır.

Gerçek Hikaye: Hikaye, Burundi’de bulunan, Afrika kıtasının en büyük timsahı olarak kabul edilen 15 metrelik Gustave’a dayanır. Söylentilere göre timsah 300 kişinin ölümüne sebep olmuştur, ancak bu rakam biraz da abartıdır. Gustave’ı yakalamak için yapılan geniş çaplı girişimler sonuçsuz kalmıştır ve yaratığın şu anda hâlâ Burundi’deki Ruzizi Nehrinde 65 yıldan bu yana yaşadığına inanılmaktadır.

                                                                                                                                                   Alıntıdır

The Exorcist (1973)



Filmin Hikayesi: Merrin, Irak’ta kazılar yapmakta olan bir rahiptir. Orada Şeytan Pazuzu ile ilgili bir şeyler bulur. Bir tarafta ABD’de ise ünlü bir sinema oyunucusun kızı Regen MacNeil psikolojik rahatsızlıklar gösteremeye başlamıştır. Peder Damian ise annesinin rahatsızlığı ile birlikte inancını sorgulamaktadır. MacNeil’in rahatsızlığı artarken doktorlar bunun tıptaki karşılığını bulamazlar ve bir efsane olan şeytan çıkarmayı anne Chris McNeill’e önerirler. Anne ise Peder Damian’dan yardım diler.

Gerçek Hikaye: The Exorcist romanının ve aynı zamanda filmin senaryosunun yazarı olan William Peter Blatty, Georgetown Üniversitesindeyken, 1949 yılında Maryland, Mount Rainier’da 13 yaşında bir erkek çocuğunun yaşadığı Şeytan Çıkarma ile ilgili okuduğu makaleden etkilenmiştir. Hikaye yıllar yılı belki de aileyi koruma amacıyla çarpıtılmıştır. Bununla birlikte çocuğun gerçek evi Cottage City, Maryland’de, şeytan çıkarma ise St. Louis’dedir.


                                                                                                                                     Alıntıdır

Psycho (1960)



Filmin Hikayesi: Marion Crane (Janet Leigh), Arizona’da bir emlak ofisinde çalışmaktadır. Sevgilisi Sam (John Gavin) ile evlenmek istemektedir ancak çiftin çok az parası vardır.Bir cuma günü, patronu Marion’a bankaya para yatırması için 40 bin dolar verir. Marion, bu parayla Sam’le hayal ettikleri hayatı kurabileceklerine karar verir ve parayı çalarak Sam’le buluşmaya gider. Yolda Bates Motel’de konaklamak zorunda kalır. Moteli işleten Norman Bates (Anthony Perkins), annesiyle saplantısı olan genç bir adamdır. Beraber akşam yemeği yerler ve Marion odasına çekilir ve yatmadan önce duş almaya karar verir. Sinema tarihinde adından ünlü “duş sahnesiyle” söz ettiren, türünün en önemli örneklerinden Sapık, Alfred Hitchcock’un başyapıtlarından biri olarak kabul edilir.

Gerçek Hikaye: Norman Bates karakteri, 1957 yılında cinayetten ve sayısız mezar hırsızlığından tutuklanan Wisconsin’li Ed Gein’den esinlenilerek oluşturulmuş bir karakterdir. Ed Gein’in mezar hırsızlığı yapmasının nedeni 1945 yılında vefat eden annesinden sonra yalnızlığa sürüklenmesi ve bu yalnızlık duygusunun onu deliliğe itmesidir. Merhum annesini tekrar diriltebilmek için, anatomi bilimini incelemeye başlar ve mezarlıklardan çaldığı cesetler üzerinde öğrendiklerini uygulamaya koyulur. Kendisini özellikle büyüleyen, kadın vücududur.

Annesini diriltmeyi başaramadığını anlayınca, annesinin yaşında bir kadının cesedinin derisini yüzmeye karar verir ve arada sırada bu deriyi (annesinin eski elbiseleriyle birlikte) elbise niyetine giyer. Hayatı boyunca cinsel ilişkide bulunmamış olan Gein, kadınlara karşı hissetiği karmaşık duyguları pek anlayamaz ve bir kadın olma isteği geliştirir. İlk başlarda kendi kendini hadım etmeyi düşünen Gein, bir kadın derisinin kendisini yeterince kadınsı gösterdiğine inanarak, bu düşüncesinden vazgeçer. Kadın vücutlarına duyduğu isteği gitgide daha da büyüyen Gein, bir süre sonra sadece mezarlardan ceset çıkarmakla kalmaz, 1954 yılından itibaren bir cinayet işlemeye karar verir ve kurbanını annesinin öldüğü yaştan seçer.

Deri işlemesinde gün geçtikçe daha da hamaratlaşan Gein, bir süre sonra meme uçlarından kemer, kafatasından bardak ve diğer süs eşyaları yapmaya koyulur. İlk cinayetinden sonra kasabanın şerifi Ed Gein’in izini bulur ve tutuklar. Evde arama yapan polis, birçok kadavra, insan dudaklarından yapılmış kolyeler ve diğer garip nesnelerle karşılaşır.Gein’in birden çok daha fazla cinayet işlemiş olması gerektiğini düşünür, ama daha sonra yapılan incelemelerle bu ceset parçalarının yakındaki mezarlıktan çıkarılan yaşlı kadın cesetlerinden kesildiği anlaşılır. Gein, ölü sevicilik ve yamyamlık gibi suçlamaları şiddetle inkar eder: kendisine göre cinayetleri sadece evini süslemek için işlemiştir.

Doktorlar Gein’e kronik şizofreni tanısı koymuşlardır. Ayrıca yaptıklarından yola çıkarak, onun, gizli eşcinsel olabileceği de düşünülmüştür. Deli raporu sayesinde hapse konulmayan Gein, geri kalan hayatını ıslahevlerinde geçirir ve 1984 yılında 77 yaşında uzun zamandır çektiği kanser hastalığı sonucu yaşamını yitirir.

                                                                                                                                  Alıntı

Jaws (1975)



Filmin Hikayesi: Amity adası denizden gelen bir tehlikeyle karşı karşıyadır. Denizin keyfini çıkarmakta olan insanlara birşey saldırmakta ve vahşice öldürmektedir. Bu durum büyük geliri turizmden olan ada halkını etkiler. Dev bir beyaz köpekbalığı olduğu anlaşılan tehlikeyi uzak tutmak için gösterdikleri bütün çabalar faydasız kalınca Şerif Brody, yakın dostları Hooper ve Quint’i de alarak köpekbalığı ile savaşa girer.

Steven Spielberg tarafından yönetilen film, 1976 yılında en iyi müzik, kurgu ve ses dallarında Oscar almış, en iyi film dalında da adaylıkla yetinmişti.

Gerçek Hikaye: Senarist ve yazar Peter Benchley 1916 yılında New Jersey sahilinde meydana gelen köpek balığı saldırılarından esinlenmiştir. O yılın Temmuz ayı boyunca yaklaşık 12 günlük bir süreçte, 5 kişi saldırıya uğramış ve 4 kişi hayatını kaybetmiş. Yaklaşık üç buçuk metre boyundaki beyaz köpek balığı 14 Temmuzda öldürülmüş ve midesinde insan kalıntılarına rastlanmış. Bugün bile hâlâ bunun bir köpek balığı saldırısı olup olmadığı tartışılırken, bazı bilim adamları bunun muhtemelen boğa köpek balığı olduğunu söylüyor. Zaten o günden sonra da herhangi bir saldırı izine de rastlanmamış.

                                                                                                                                     Alıntıdır

The Amityville Horror (1979)



Filmin Hikayesi: George ve Kathy Lutz, 3 çocuklarıyla birlikte Long Island’daki müstakil bir eve taşınırlar. Bir kaç sene önce korkunç cinayetlerin yaşanmış olduğu eve yeni sahiplerinin gelişiyle birlikte doğaüstü ve korkutucu şeyler olmaya başlar. Lutzlar dostları olan Peder Delaney’in yardımını isterler. Ama Delaney’in evde bulunduğuna inandığı kötü ruha karşı düzenlediği şeytan çıkarma ayini sonucu olaylar iyice kontrolden çıkar. Evdeki dehşeyi bitirmenin tek yolu geçmişte yaşanan olaylarla yüzleşmektir sanki…

Gerçek Hikaye: Gerçek bir hikayeden uyarlanan filmler arasında belki de The Amityville Horror, en kötü şöhretli olanıdır. Kurgusal olmayan bu kitap George ve Kathy Lutz’un evlerinde geçirdikleri dört hafta boyunca işittikleri ruhani sesleri, soğuk alanları, şeytansı simgeleri, ters çevrilmiş haçları ve duvarlardan akan yeşil çamurları anlatır. Film ve kitapta portrelenen olaylar dedektifler tarafından incelense de, tüm bu olayların bir aldatmacadan ibaret olduğu sonucuna varıldı.

                                                                                                                                                Alıntıdır

Gothic



Filmin Hikayesi: mary shelley,sonradan kocası olacak percy shelley ve marynin üvey kızkardeşi claire, lord byron’un isviçredeki şatosunda konuk olurlar.gece yaklaştıkça içki ve afyonun da etkisiyle birbirlerine korku hikayeleri anlatmaya başlarlar ve kişisel korkular,zaaflar ve halüsinasyonlar aracılığıyla kendilerini deliliğin sınırlarına sürükleyecek bitmek bilmez bir gecenin çöküşüne de zemin hazırlamış olurlar.

Gerçek Hikaye: 16 Haziran 1816’da şair Lord Byron’ın İsviçre’deki villasında bir araya gelen ve içlerinde edebiyatçıların da bulunduğu seçkin bir grubun üyeleri uyuşturucu maddelerin de etkisiyle birbirlerine korku öyküleri anlatmaya başlarlar. Yaratıcı zekayla delilik arasındaki karanlık koridorlar aşırılıklarıyla ünlü Lord Byron’ın tekinsiz malikanesinin kuytulukları kadar çekici ve tehlikelidir. O gece şair Percy Shelley ve eşi Mary Shelley de vardır. Orada Frankenstein’ın öyküsü yaratılacaktır.

                                                                                                                           Alıntıdır