makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
makale etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Şubat 2014 Salı

Tüm Türkiye'nin izlediği o film Ertem Eğilmez imzası taşıyordu

 Ertem Eğilmez Google tarafından yine hatırlatıldı.Doodle oldu. Ertem Eğilmez Türk sinemasına damgasına damga vuran büyük bir isimdir. Ertem Eğilmez tüm ayrıntılarıyla Mynet'te

Ertem Eğilmez efsanesi Google tarafından unutulmadı ve Doodle oldu. Ertem Eğilmez Türk sinemasına damgasına vuran bir isimdir. Peki Ertem Eğilmez bugün neden Doodle oldu. Ertem Eğilmez'in hayatı ve Ertem Eğilmez'in filmleri haberimizde. Ertem Eğilmez Hababam Sınıfı ile tanınıyor ama diğer filmleri de hala unutulmayan filmler arasında.

Google, Ertem Eğilmez'i doodle yaptı. Hababam Sınıfı filmleriyle özdeşleşen yapımcı ve sinema yönetmeni Ertem Eğilmez'in bugün 85. doğum günü. Peki Ertem Eğilmez kimdir, Ertem Eğilmez'in filmleri nelerdir... Google ekibi tarafından neden Doodle yapıldı? Ertem Eğilmez bizleri kah güldürdü kah düşündürdü. Ve ölüm yıldönümünde dünyanın en büyük arama motoru olan Google onu unutmadı ve Ertem Eğilmez'i bizlere hatırlattı. Bizde Mynet haber olarak onunla ilgili ilginizi çekebilecek bir haber hazırladık umarız beğenirsiniz.

Ertem Eğilmez'in Hayatı

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nden mezun olduktan sonra dükkân açıp bakkallık yaptı. Askerlik sonrasında, 1954'te Refik Erduran ile birlikte Çağlayan Yayınevi'ni kurdu. Aynı yıl gene Erduran ve Haldun Sel'le birlikte, birçok karikatüristin yetiştiği Tef adlı mizah dergisini çıkarmaya başladı. Yayın dünyasında çıkardığı cep kitapları ile bir devrim yaptı. Kemal Tahir’e, Mayk Hammer takma adıyla polisiye romanları yazdırdı. Cep kitapları işinde batınca Türkiye'nin ilk langırt makinelerini getirtti


1961 yılında Efe ve 1964 yılında Arzu Film şirketini kurarak sinemacılığa başladı. Yaman Gazeteci filmiyle yapımcılığa, 1964'te de Fatoş'un Fendi Tayfur'u Yendi ile yönetmenliğe adım attı. Bir Millet Uyanıyor'la 1967 Antalya Altın Portakal Film Festivali'nde en iyi tarihsel film ödülünü kazandı.

Her türü denediyse de, çoğunlukla kolay izlenen ve geniş izleyici kitlesinin ilgisini çeken güldürüler yönetti. 1960'lı yıllardaki popüler aşk filmlerinin ardından, 1970’li yıllarda sevgi, dostluk ve güncel olayları güldürü öğesiyle kaynaştırdığı duygusal güldürülere yöneldi. 1960 yılların sonuna doğru, genellikle aynı oyuncu kadrosunu kullandığı ve ileride "Arzu Film Güldürüleri" diye adlandırılacak bu filmlerde zaman zaman toplumsal eleştiriye de yer veriyordu. Özellikle 1973'te çektiği Canım Kardeşim, insancıl tavrı, hüzünle güldürüyü kaynaştıran havası ve yer yer ulaştığı şiirsel anlatımıyla dikkati çeker.



ERTEM EĞİLMEZ HABABAM SINIFI İLE TANINDI

Karakter oyuncularına başrol veren, Münir Özkul, Adile Naşit, Kemal Sunal, İlyas Salman, Halit Akçatepe, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Şener Şen ve Ayşen Gruda gibi güldürü oyuncularının sinemada başarı kazanmalarında payı olan Eğilmez, filmleştirilmesi oldukça güç sayılan Rıfat Ilgaz'ın Hababam Sınıfı romanını 1975'te beyaz perdeye aktardı. Hababam Sınıfı'nın başarısı üzerine Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı, Hababam Sınıfı Uyanıyor, Hababam Sınıfı Tatilde ve son olarak da Hababam Sınıfı Güle Güle adlı dört devam filmi çekti.

1980-81 sezonunda Kanlı Nigar adlı müzikli oyunu sahneye koyan Eğilmez, bir süre uzak kaldığı sinemaya 1984'te Namuslu filmiyle geri döndü. 1980 yılında yaptığı Banker Bilo ve 1984 yılında yaptığı Namuslu filmleriyle, Türkiye’nin temel sorunlarına bakışı açısını kendi mizah anlayışıyla ele aldı. Geniş ilgi gören Namuslu'yu, ticari açıdan başarısız olan Aşık Oldum (1986) ile gişede büyük bir başarı elde eden Arabesk (1988) izledi. Ertem Eğilmez, 21 Eylül 1989'da İstanbul’da hayata gözlerini yumdu.

İŞTE ERTEM EĞİLMEZ FİLMLERİ

Arabesk (1988)
Aşık Oldum (1985)
Namuslu (1984)
Hababam Sınıfı Güle Güle (1981)
Banker Bilo (1980)
Erkek Güzeli Sefil Bilo (1979)
Gülen Gözler (1977)
Hababam Sınıfı Tatilde (1977)
Şabanoğlu Şaban (1977)
Hababam Sınıfı Uyanıyor (1976)
Süt Kardeşler (1976)
Hababam Sınıfı Sınıfta Kaldı (1975)
Hababam Sınıfı (1975)
Salak Milyoner (1974)
Köyden İndim Şehire (1974)
Mavi Boncuk (1974)
Oh Olsun (1973)
Yalancı Yarim (1973)
Canım Kardeşim (1973)
Sev Kardeşim (1972)
Tatlı Dillim (1972)
Senede Bir Gün (1971)
Beyoğlu Güzeli (1971)
Son Hıçkırık (1971)
Kalbimin Efendisi (1970)
Küçük Hanımefendi (1970)
Sürtük (1970)
Boş Çerçeve (1969)
İngiliz Kemal (1968)
Sevemez Kimse Seni (1968)
Nilgün (1968)
Ömre Bedel Kız (1967)
Yaşlı Gözler (1967)
Ölünceye Kadar (1967)
Sürtüğün Kızı (1967)
Seni Bekleyeceğim (1966)
Seni Sevmiyorum (1966)
Ben Bir Sokak Kadınıyım (1966)
Bir Millet Uyanıyor (1966)
Senede Bir Gün (1965)
Sürtük (1965)
Helal Adanalı Celal (1965)
Kart Horoz (1965)
Fatoş'un Fendi Tayfur'u Yendi (1964)

kaynak: mynet.com

13 Kasım 2013 Çarşamba

Heykel ve sinema aynı karede

Oyuncu Ayşe Özkök ve heykeltıraş Özgür Turhan’ın “Üç Film Üç Heykel-Tanışma, İlişki, Ayrılık” adlı projesi heykel sanatı ve sinemayı buluşturan sıradışı bir yapım olarak dikkat çekiyor.

Geçen haftasonu gerçekleşen ve uluslararası nitelikte pek çok sanatçıyı buluşturan Contemporary İstanbul, son günde ilginç bir gösteriye ev sahipliği yaptı. Bu gösteri, heykel ve sinemayı buluşturacak olan film projesinin de habercisiydi. Gösterinin kahramanı ise genç sanatçı-oyuncu Ayşe Özkök’tü. Tat Art’ın desteğiyle gerçekleşen performansta Özkök, kadın-erkek ilişkilerini bir heykelin gözünden yorumlayan teatral bir gösteri sundu. Bu performans aynı zamanda sinemada bir üçlemeye de kaynaklık edecek olan ‘Üç Film Üç Heykel - Tanışma, İlişki, Ayrılık’ projesi hakkında ipuçları da içeriyor. Bu ilginç projenin iki mimarı oyuncu-yönetmen Ayşe Özkök ve heykeltıraş Özgür Turhan... Turhan, teatral gösteride kullanılan heykelin digital versiyonlarını filmler için de tasarlandı. Projeyi orijinal kılan ise, daha önce filmlerde dekor olarak kullanılan heykellerin bizzat oyuncu olarak karşımıza çıkacak olması. Yönetmenliğini Turhan’ın yapacağı proje, uluslararası festivallerde de boy gösterecek. Filmler için sponsor arayışına giren Özkök ve Turhan, Paris’teki Dali Vakfı’nın da projeyi beğendiğini ve filmlerin tamamlanmış haliyle Vakfa sunulacağını dile getiriyorlar. Zurich Üniversitesi Tiyatro Bölümü’nde tiyatro dersleri almış olan Özkök, böylesi sıradışı bir projenin ortaya çıkışını ise ‘Bir oyuncu, sadece ‘oyuncu’ olarak kalmamalı, işin felsefesini öğrenmeli, arka tarafta ne olduğu ile ilgilenmeli. Bu düşünceler doğrultusunda farklı arayışlarım başladı. Projenin amacı da denenmemişi denemek. Üç film sırasıyla dil meselesi, cinsiyet ve ayrılık konularına odaklanıyor. Bu konular, oyuncu konumuna getirilen heykellerin gözünden farklı bir açıdan yorumlanıyor’ şeklinde özetliyor.


MEHMET HAKAN KEKEÇ
Kaynak: stargazete.com

11 Kasım 2013 Pazartesi

Malatya’da film maratonu başlıyor

Kerem Akça, bu yıl 4. Malatya Uluslararası Film Festivali’nin programını değerlendirdi

Kristal Kayısı ödüllü ulusal ve uluslararası yarışmasına paralel olarak 19 bölümde 120’yi aşkın filmin gösterileceği 4. Malatya Uluslararası Film Festivali bu yıl 15-21 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek. Cuma gecesi Muhterem Nur, Eşref Kolçak, Murat Soydan ve Rashid Masharawi’nin Onur Ödülü alacağı açılış töreni Malatya Kültür ve Kongre Merkezi’nde düzenlenecek. ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında Afganistan, Azerbaycan, Filistin, Gürcistan, İngiltere, İran, İsrail, Letonya, Lübnan, Romanya, Sırbistan, Singapur, Slovakya ve Suudi Arabistan’ın Oscar aday adayları ile Berlin, Sundance, Rotterdam, Cannes gibi önemli festivallerde ses getirmiş eserleri bir araya getiren, 17’si Türkiye prömiyerini yapacak çekici yabancı filmler etkinlik kapsamında görücüye çıkacak. Hollywood’da kötü adam rollerinin unutulmaz ismi olarak nam salan Hırvat Rade Serbedzija’nın Malatya’da hazır bulunup Onur Ödülü alması ise bizim için ayrı bir keyfe dönüşecek gibi.
Malatya Kayısı Araştırma-Geliştirme ve Tanıtma Vakfı tarafından, Malatya Valiliği’nin koordinasyonuyla düzenlenen Malatya Uluslararası Film Festivali, Doğu Anadolu Bölgesi’nin kültür sanat hayatını ışıldatmaya devam ediyor. Ulusal ve uluslararası yarışmasının yanı sıra yabancı konuklarıyla da bir hedef doğrultusunda hareketlenmeyi sürdürüyor.

Batı ile Doğu’yu birleştiren çok yönlü bir program
2013’te son 15 yılda Amerikan filmlerinin Rus/Balkan kötü adamı olarak bilinen Hırvat Rade Serbedzjia’ya verilecek Onur Ödülü’nün, Filistinli Rashid Masharawi’yle de dengelenmesi ‘Batı’ ile ‘Doğu’yu birleştiren köprüyü daha anlamlı kılıyor. Programlama da bu doğrultuda yapılmış. Kenya ve Filipinler’den çıkan sınıfsal suç hikayelerinden alternatif müzikle beslenen Amerikan vampirlerine, Romanya toplumunun göbeğindeki aile sorunlarından aşkın Afgan usulü tanımına, güncel Azerbaycan sinemasından güncel İtalyan sinemasına kadar uzanıp yelpazesini geniş tutan çok yönlü bir seçki var.
Bunların yanına Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda “Gözümün Nuru” (2013), “Kusursuzlar” (2013) ve “Yozgat Blues” (2013) gibi İstanbul, Adana ve Antalya’nın kaymak tabakasını barındıran bir seçki eklenecek. Ama 19 bölümde 120 filmi aşan eserin gösterileceği programda özellikle uluslararası yarışmada İsrail, Gürcistan, Filistin, Singapur ve Slovakya’nın ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalında 86. Oscar Ödülleri’ne başvuran filmlerinin yanı sıra, güzel yıldız Valeria Golino’nun ilk yönetmenlik denemesi “Bal”ın (“Miele”, 2013) Türkiye prömiyeri yapılacak. Gördüklerim arasında bana göre bu seçkinin en iyisi “Köpeğim Killer” (“Môj Pes Killer”, 2013).

Uluslararası seçkide 17 Türkiye prömiyeri var
Ama programda dikkat çekilmesi gereken nokta, Coen Kardeşler, Cafer Panahi, Jim Jarmusch, Bong Joon-Ho, Jia Zhangke, Ari Folman gibi önemli yönetmenlerin bizim festivallerde de gösterilmiş eserlerinin görücüye çıkması değil. Zira bunların çoğunluğunu her şehirdeki festivallerde görmeye, vizyon öncesi deneyimlemeye alıştık. Aksine 17 tane Türkiye prömiyerinin de, Festival Program Direktörü Nesim Bencoya, Uluslararası Film Programı Koordinatörü Ezgi Yalınalp ile Danışma Kurulu Üyeleri Alin Taşçıyan ve Esin Küçüktepepınar’ın katkılarıyla incelikli elemeler sonrasında kaliteli bir toplam adına araya yerleştirilmesi.
14 ülkenin ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ dalı için gönderdiği Oscar aday adaylarını dahil ederek bu seçkiyi özellikle gözden geçirmekte fayda var derim. “Gilles’in Karısı” (“La Femme de Gilles”, 2004) ile dikkat çeken Frederic Fonteyne’in geçen yıl Venedik’te gösterilen son filmi “Özgür Tango” (“Tango Libre”, 2012) bunlar arasında en merakla beklenecek olanı.
Venedik ve Rotterdam’dan ödüllü “Güzel Kelebekler” (“Bellas Mariposas”, 2013), İsrail’in intihar bombacılığını ele alan Oscar aday adayı “Bethlehem” (2013), Berlin’de beğeni toplayan farklı bir Nazizm öyküsü “Kurt Çocuklar” (“Wolfskinder”, 2013) ve Sundance’den ödüllü “Bir Afgan Aşk Hikayesi” (“Wajma”, 2013) ise onun arkasına adlarını yazdırabilirler.

2012’nin en iyi filmi, sinema kitapları ve atölyeler
Elbette programda dolaşırken 2012’nin bana göre en iyi filmi “Pamuk Prenses” (“Blancanieves”, 2012) ve en iyi yerli filmi “Tepenin Ardı” (2012) ile de farklı bölümler kapsamında karşılaşmak mümkün olabiliyor. Bunun yanında Güney Kore Yeni Dalgası’nın en önemli isimlerinden Bong Joon-Ho’nun dört filmden oluşan ‘Geceyarısı Çılgınlığı’ seçkisi göz alıcı dururken, ‘Sinemada Klasik Yapıyı Gelenekle Aşmak’ başlıklı Derviş Zaim atölyesi de konuya bakınca kaçırılmayacak etkinliklerden.
Festival geleneği devam ettirip bu yıl da teknik bilgi açısından doyurucu bir kitabı, Jennifer Van Sijil’in ‘Cinematic Storytelling’ini Türkçeye çevirip içi sinema aşkıyla dolan üniversiteli gençlere armağan edecek. Aynı zamanda Hababam Sınıfı öğrencilerinin yeniden toplanmasına paralel olarak Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda halkın oylarıyla Kemal Sunal Halk Ödülü’nün verilecek olması da ayrı bir detay.

Eser işletme belgesi konusunda festival yönetimini eleştirmek çok doğru değil
Bu yılın ulusal yarışmaya alınan veya alınmayan filmler üzerinden tartışılan konusunu ise es geçmek olmaz. Bilindiği üzere iki yıl önce “Zenne”nin (2011) ‘eser işletme belgesi’ sebebiyle işin ucunu ‘eşcinsel alt kültür’ün dışlandığına getirmesinin bir ‘bürokrasi sömürüsü’ olduğunu söylemiştik. Bu sene ise bana göre 2013’ün en iyi yerli filmlerinden “Hayatboyu”nun (2013) yanı sıra “Daire” (2013) ve “Köksüz” (2013) için de benzer durumlar yaşandı. Eser işletme belgesinin festivallerde istenmeyen, isteniyorsa da prosedür gereği dosyalanan, üzerine gidilirse bir bakıma ‘sansüre alan açan’ bir işlevi olması, bu konuda düşünceli bir durumu devreye sokuyor. Yurtdışında düzenlenen festivallerde ise böylesi şeylerin söz konusu bile olmaması, bu noktada notlarımız arasına alınabilir.
Ama kulağımıza gelenler de filmler ön jüri değerlendirmesine girmeden önce böyle bir belgenin hazırlanmasının istendiği yönünde. Yani bu üç yapıtın yapımcıları bir dönüş yapmayı reddederek bir bakıma kendi tepkilerini ‘ucu sansüre kadar uzanacak yönetmeliklere karşıyız’ olarak koymuş. Herkesin hür iradesine saygı duyarken, hazırlanması uzun sürmeyen belgeyi isteyen Malatya Uluslararası Film Festivali yönetiminin de hakkını teslim etmek gerek. Çünkü burada yönetmelikler başvuran her film için uygulanıyor. Yarışmaya alınan diğer eserlerin bu detayı dikkate alması da bir anlamda seçkiyi etkilemiş gibi. Buradaki yarışmanın 75.000 TL’lik bir ödülü olması ister istemez bu gibi kuralları devreye sokuyor. Bu konuda festival yönetimini eleştirmek çok doğru olmaz.

Kerem Akça’nın yurtdışı ve yurtiçi festivallerde izleyip Malatya Film Festivali’nde önerdiği 15 film:

1-Sevmek Zamanı
2-Pamuk Prenses (Blancanieves)
3-Tepenin Ardı
4-Yaratık (Gwoemul / The Host)
5-Sadece Aşıklar Hayatta Kalır (Only Lovers Left Alive)
6-Son Şans (The Congress)
7-Leydi ile Sokak Köpeği (The Lady and the Tramp)
8-Ana (Madeo / Mother)
9-Köpeğim Killer (Moj Pes Killer / My Dog Killer)
10-Gözümün Nûru
11-Günahın Dokunuşu (Tian Zhu Ding / A Touch of Sin)
12-Sen Şarkılarını Söyle (Inside Llewyn Davis)
13-Yozgat Blues
14-Sefertası (Dabba / The Lunchbox)
15-Karamel (Caramel)

Kerem Akça’nın Malatya Film Festivali’nde görmek istediği 5 film:

1-Havlayan Köpek Isırmaz (Flandersui Gae / Barking Dogs Never Bite)
2-Bethlehem
3-Özgür Tango (Tango Libre)
4-Kurt Çocuklar (Wolfsbinder)
5-Bal (Miele)

Kerem Akça
keremakca@haberturk.com
kaynak: haberturk.com

23 Ekim 2013 Çarşamba

Neden filmleri korsan olarak izliyoruz?

Türkiye'de filmleri korsan olarak izlemek çok sık rastlanan bir durum. Ama bunun bir nedeni var!

İnternet üzerinden film izleme alışkanlığı hızla büyüyor ancak burada ortaya çıkan problem, sinema filmlerinin korsan olarak sunulması. Sadece Türkiye'yi değil, tüm dünyayı etkileyen bu probleme karşı ise sinema endüstrisinin tek yapabildiği, sitelerin kapatılması için yerel otoritelere başvurmak.

Ancak, internetteki korsan aktiviteleri ölçen piracydata.org sitesinde yapılan araştırmaya göre, insanların korsan sitelerden film izlemesinin en önemli nedeni, beğendikleri filmleri online olarak izleyebilecekleri yasal bir servisin bulunmayışı.

Beğendikleri filmleri fiziksel olarak satın almayı çok "yorucu" bulan ve film seyretmeye karar verdikleri anda internetten kolayca ulaşıp seyretmeyi tercih eden kullanıcılar için, istedikleri filmlerin yasal stream servislerine ulaşamamak, korsan sitelere yönelmelerine neden oluyor.

Aslında sinema filmlerinin online olarak izlenmesine izin veren siteler bulunuyor ancak bunlar belli ülkelere hizmet verirken, diğer ülkelerdeki DVD dağıtıcımlarının satışlarını etkilememek için çoğu ülkede hizmetin kullanımını engelliyorlar. Örneğin Netflix gibi servislere Türkiye'den ulaşmak mümkün olmuyor.

Türkiye'de ise Tivibu hizmetinde olduğu gibi, kısıtlı bir seçkiyle ve altyazı / orijinal seslendirme gibi imkanlar olmadan hizmet vermeye çalışan servisler daha güncel ve farklı filmleri arayan kullanıcıların korsan film sitelerine yönelmesine neden oluyor.

Cem Şancı
kaynak: chip.com.tr

11 Ocak 2012 Çarşamba

Asya’nın Orta Yeri Sinema


Aslında kısıtlı bir alanda bahsedilemeyecek kadar zengin bir gelecek oluşturan Kazak, Kırgız, Türkmen, Özbek sinemasının tarihi yanında genç sinemacılarına da değinmek istiyoruz. Sinemayı anlatırken, onu var eden, senaryoyu okunandan izlenen haline getiren, oyuncuları yönlendiren yönetmenlerden yola çıkmayı yeğleyeceğiz.

Yedinci Sanat, İç Asya’ya on dokuzuncu yüzyılın sonunda tüm dünyaya yayıldığı gibi gelmişti. İlk film gösterimi bu coğrafyada 1897 yılında Taşkent’te oldu. 1914 yılan gelindiğinde Özbekistan’da yirmi beş, Kazakistan’da yirmi, Türkmenistan’da altı, Kırgızistan’da ise bir film gösterilen salon vardı.

Ulusal sinema oluşmadan önce Freilikh, Mikhail Doronine, Mikhail Averbakh, Dziga Vertov, Iouli Raizman gibi önemli Rus yönetmenler İç Asya’ya gelerek filmler çektiler. Ünlü Kırgız yönetmenler Bolot Şamiyev’in ve Tolomuş Okeyev’in de belirttiği gibi sanatı ve toplumu Stalinci bir anlayışla standartlaştırma eğilimi ulusal sinemaların gelişmesine zemin hazırlamadı. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası hem sinema birliklerinin, hem de siyasal değişimin gelişi buna olanak sağladı.

Özbekistan’da 1924’te ilk bir sinema vakfı kuruldu. Boukhkino böylelikle ilk filmini gerçekleştirdi. 1925’de Buhara’da kurulan bu şirketten başka Uzbekgoskino faaliyete geçti. Böylelikle çok erken bir tarihte Uzbekfilm şirketinin temelleri atılmış oldu. Aynı yıl Zvezda Vostoka (Doğu Yıldızı) isimli film Uzbekfilm şirketi alametiyle yapımı gerçekleştirilen ilk film oldu. Aynı yıl N. Şçerbakov “Pahta-Aral” filmini, Vyaçeslav Viskovskiy “Ölüm Minareleri” filmini, Dimitri Bassalıgo ise “Müslüman Kadın” filmini çekti. 1931 yılında Nabi Ganiyev “Uçuş” filmini çekişi Öbek ulusal sinemasının milâdı kabul edilebilir.

1904 doğumlu Nabi Ganiyev Öbek sinemasının üstatlarından ilkidir. Onun büyük yeteneği hem ülkesinde hem de dünyada takdir görmesini sağlamıştır. Yirmili yaşlarından başlayarak asistanlıktan aktörlüğe dek birçok filmde yer alan bu ünlü Özbek yönetmenin “Uçuş” (1931) “Ramazan” (1932) “Ölüm Kuyusu” (1933) “Biz Kazandık” (1941) ve anıtsal işi “Tahir ile Zühre” (1945) “Nasreddin’in Maceraları” (1946) ve “Fergana Kızı” (1948) sayılabilecek belli başlı filmleridir. Nabi Ganiyev 1952 yılında vefat etmiştir.

Önemli Özbek sinema adamlarının başında Kamil Jarmatov (1903-1978) gelmektedir. 1955 yılından sonra Özbek ulusal sinemasında ikinci kuşak yetişmiştir; Şuhrat Abbosov, Juldaş Agzamov, Ravil Batırov, Latif Fajiyev, Ali Hamrayev, Eler İşmuhamedov, Zadig Sabitov bunlardan en önemlileridir. 1980’li yıllara dek başka yönetmenler de Özbek sinemasında yetişmiştir; Hizirulla Ahmedov, Amo Bek-Nazarov, İskander Hamrayev, Ajder İbragimov, Kamara Kamalova, Uçkun Nazarov, Damir Salimov, Anvar Turayev.
Yetmişli yıllara gelindiğinde Özbekistan sinemasında önemli başka isimler karşımıza çıkıyor; bunlardan ilki Melis Abzalov. 1938 doğumlu yetmişli yıllarda çektiği filmleriyle sinemada kendine yer edinen Abzalov Özbekçe çekmeyi yeğlediği filmlerinde küçük Özbek kent ve köylerinde gündelik hayatı benzersiz işleyişiyle tanındı. Genç Özbek sinemasının önde gelen isimlerinden biri Cakhongir Faiziyev’dir. 1961 yılında Taşkent’te doğan yönetmen 1988’de çektiği “Köpek Çorbası” isimli filmiyle ilgi çekti. 1989’da gerçekleştirdiği “Siz Kim Siz?” Bir yol filmi olmasının yanında tartıştığı konularda da ses getirdi. Genç Öbek sinemasının diğer isimlerinden Elier İşmuhamedov da yetmişli yıllardan başlayarak Özbek sinemasına damgasını vurmuştur.

Türkmenistan sinemasının doğum tarihi 1926, doğum yeri ise Aşkabat olarak belirtilir. 1929 yılında A. Vladçuk’un çektiği “Beyaz Altın” Türkmenistan’da çekilen ilk filmdir. Bu tarihten sonra Türkmen ulusal sinemasının temelleri atılmaya başlanmıştır.

Türkmen sineması deyince ilk akla gelen kişilerin başında Hangeldı Agahanov bulunur. 1958 yılında çektiği “Birinci Sınav” onun sinema dilini en iyi yansıtan eseridir. Bunun dışında 1914 yılında doğan Mered Atahanov Türkmen sinemasının yaratıcılarındandır. Atahanov sinema dışında Mari’de birçok oyunda hem aktör, hem de yönetmen olarak görev almıştır.

Başka bir önemli Türkmen sinema yönetmeni Altı Karliyev, 1909 doğumludur ve 1973’de vefatına dek Türkmen sinemasının önemli işlerine imza atmıştır. Karliyev Baku’de 1920 yılında tiyatro eğitimini tamamlamıştır. Aktörlüğü dışında Türkmenistan’da ilk opera temsilini sahneye koymuştur. İlk önceleri “Dursun” gibi sinema filmlerinde oyuncu olarak rol almış sonra da Türkmen sinemasının önemli mihenk taşları olan “Mahtumkuli”, “Mukam’ın Gizi” gibi önemli filmleri yönetmiştir.
Bulat Mansurov, Hocakuli Narliyev en önemli Türkmen yönetmenlerdir. Türkmen sinemasında diğer önemli yönetmenlerse Altı Artıkov, Halmamed Kakabayev, Tahir Sabirov, Muhammed Sojunhanov olarak sayılabilir.

Genç Türkmen sineması denilince ilk akla Aman Cumayev gelmektedir. Cumayev 1954 Aşkabat doğumludur. Taşkent Tiyatro Enstitüsünden diplomasını 1977’de alır. Tiyatro yönetmenliği de yapan Cumayev birçok belgesele de imza atmıştır.

Halmamed Kakabayev önemli başka bir Türkmen yönetmendir. 1939 yılında doğan yönetmen Aşkabat Konservatuarına devam etti. Aşkabat Opera Balesinde sahne asistanı olarak görev aldı, orkestra şefliği ve televizyon yönetmenliği de yapan bu çok yönlü sanatçının filmleri başında 1979 yılında gerçekleştirdiği “Altının Rengi” ve “Oğul” Türkmen sinemasında önemli eserler arasında sayılmaktadır.

Bülbül Mamedov 1950 yılında Kızıl-Arvat şehrinde dünyaya gelmiş Türkmen sinemasının sok kuşak yönetmenlerindendir. Tiyatro fakültesini bitirdikten sonra Moskova’da tiyatrolarda aktör olarak görev almıştır. 1983 yılında çektiği “Hilekâr” onun ilk filmidir.

İki kardeş yönetmen Hocakuli ve Hocadurdı Narliyev yetmişli yıllardan başlayarak Türkmen sinemasının önemli isimlerinden olmuştur. Hocadurdı Narliyev kardeşinin filmlerinin bazılarında senaryo yazarlığı ve oyunculuk da yapmıştır. Hocakuli Narliyev, 1964’de çektiği “Ben ve Kardeşim” ile yönetmenliğe başlamış, 1990’da çektiği “Mankurt” ile ilgi çekmiştir.

Kırgız sineması İç Asya’da en genç olan sinemadır diyebiliriz. İlk sinema kuruluşu 1930 yılında Firunze’de kurulmuştur. Kırgız-film’in kuruluşu ise 1946’dır. Kırgız sinemasının bu tarihten sonra birçok üstadı olmuştur. Kısa anmak gerekirse; Gennadi Bazarov, Tolomuş Okeyev, Bolotbek Şamsyev, Melis Ubukeyev, Dinara
Asanova, Sagınbek İşenov, M. Kovalev.
Kazakistan’da çekilen ilk film 1925 tarihinde Kızıl-Orda kentinde düzenlenen resmi bayramın görüntüleri olan bir belgesel filmdir. 1928’de Moskovalı Vostok-film Alma Atı’da bir büro açması Kazakistan’da sinema adına bir hareketlilik getirmeye başlamıştı.

Kazak sinema üstatlarının başında Huat Abusejtov gelmektedir. 1904 doğumlu yönetmen anıtsal işleriyle tanınmaktadır. Bunun dışında Şaken Ajmanov, Efim Aron, Majit Begalin, Emir Fajk, Sultan-Ahmet Hocikov, Abdulla Karsakbayev, Eldor Urazbayev, Kanınbek Kasımbekov, Azerbaycan Mambetov, Bulat Mansurov önemli Kazak yönetmenleridir.

Genç Kazak sinemasının önde gelen isimlerinden ilki Serik Aprımov’dur. 1960 yılında Semipalatinsk bölgesinde dünyaya gelen yönetmen, 1988 yılında Sergey Soloviev’in sınıfından mezun olmuştur. Moskova’da 1990 yılında ödül alan yönetmen sinema hayatına 1986 yılında çektiği “Bir Motor Üzerinde İki Adam” filmiyle başlamıştır. 1987’de “Hipnoz Eden” ve 1989’da çektiği “Terminus” yönetmenin özgün sinema dilini yansıtan işlerdir.

Yeni Kazak sinemasının diğer genç ve özgün ismi Aleksandr Baranov’dur. 1955 doğumlu olan Baranov, birçok senaryoya ima atmıştır. Özellikle Bahıt Kilibayev ile ortak yönettikleri deneysel, karşı-kültür filmleriyle dikkat çekmiştir. Bahıt Kilibayev 1958 yılında doğmuştur. Leningrad Üniversitesinde öğrenimini tamamladıktan sonra tüm senaryolarını ve filmlerini ortak yapacağı Aleksandr Baranov ile çalışmaya başlamıştır. 1989 yılında “Üçlü”, aynı yıl “Günümü Kadını” ve “Kene” ikilinin önemli işlerinin başında gelmektedir.

Genç Kazak sinemasının önemli isimlerinden Ermek Çinarbayev 1953 yılında dünyaya geldi. 1974’de eğitimine devam ederken filmlerde çalışmaya başladı. Koreli senarist yazar Anatoli Kim’in tüm eserlerini Rusça’ya çeviren Çinarbayev sanat yönetmenliği yanında Kazak-film kuruluşunda yapımcılık da yapmıştır. İlk filmi 1972 yılında çektiği “Aldebaran”dır.

İç Asya sineması, dağıtım ve telif sorunlarıyla uğraşsa da, ürünlerinin çeşitliliği ve işlerin inceliğiyle Dünya Sinemasında hak ettiği yeri alıyor. Asya’nın orta yerinde kurulan sinema dünyanın dört bir yanından izleyicisiyle buluşuyor.

Yazan : Savaş Çağman
savascagman.blogspot.com
                                                                                                                                     Alıntıdır...

10 Ekim 2011 Pazartesi

Türk dizi sektöründe neler oluyor


   Türk dizi sektöründe neler oluyor üzerine tarışma programları düzenleniyor, oyuncular davet edilip görüşleri alınıyor, yönetmenler ile röpörtajlar düzenleniyor,
dizileri destekleyici magazin programları düzenleniyor, değişik belgesel tarzı programlar ile konu ele alınıyor, dikkatler çekilmeye çalışılıyor, tv programlarına konuk olan oyuncular çalışma saatlerinin uznluğundan, almış oldukları ücretlerden, setteki teknik görevlilerin verdikleri rahatsızlıktan, hatta şöhretin verdiği tanınmışlıktan dolayı yolda yürüyememelerinden, gibi daha birçok sebebden dert yanıyorlar. artık dizi konulu bir program izlediğimde konukların neyden dem vuracaklarını tahmin ediyorum bu sanki programı kaydedip daha sonra izlemek gibi;
   farklı bakış açısıyla dile getirenlerde var örneğin; bir festival çıkışı bir spiker yeşil çam yıdızı olan Kadir İnanır ile   ayaküstü bir röportaj gerçekleştiriyor spiker ünlü yıldıza türk sinemasını soruyor cevapta yine dizi ile ilgili sorunları dile getiriyor fakat bu sorunlar dizinin televizyona etkisi üzerine dizilerin bu kadar uzun olması ve aralarına aldıkları reklamlar ile birlikte bu süre dahada uzuyor ayrıca dizi sayısının çokluğu ek olarakta dizi tekrarlarının tv de oynatıldıkları zamanı yani işgal ettiği zamanıda düşünürsek tv de diğer program formatlarına yer kalmıyor yeterli zamanı bulamayan diğer programlarında gelişmesi zaten düşünülemezayrıca dizi içeriklerininde izleyiciler tarafından tepki çekmeside ayrı bir olumsuz konu... bugün yorumcular tarafından yoğun olarak dile getirilen başka bir konu ise dizilerimizin yurtdışında izleniyor olması bunu sektör otoriteleri övünerek anlatıyor. ben bunun bu kadar övünülerek anlatılacak birşey olduğuna inanmiyorum balonmuş gibi geliyor sebebibininde bu günkü türkiyenin siyasi prestiji olabilir.
sektörden umutsuz olduğum kadar ümütliyimde sadece bilinçli olarak geliştirmek için çalışılması gerekiyor fakat bunun için ayrı bir  kurum kurulması gerekiyor
kurum denilince karıştırılmaması gerekiyor bu kurum; dernek, sendika, bakanlık, ajans gibi bir firma değil pazarlama ve geliştirme üzerine olacak örnekse şöyle birşey olabilir oiuşturulacak olan kurum dizilerimizin oynadığı ülkelere gidip  onlarada para kazandıracak şekilde proje geliştirerek anlaşma bağlanırsa dizi sektörünün geleceği garanti altına alınmış olur açmamız gerekirse ortak dizi yapımları gerçekleştirilebilir o ülkelerde ajans açılabilir dizi kanalı açılıp yayıncılık anlaşmaları yapılabilir bunun daha detaylı bir şekilde oluşturulacak olan ilgili kurum arştırıp gerekli çalışmayı yapabilir.
  Gerçekten artık türk dizi sektörünün geleceği hakkında birşeylerin yapılmasını istiyorum bu tv de tartışılsın ama en azından bir bilirkişi olsun progranda sektör için çözüm tartışması yapılıyor konuk olarak oyuncu çağrılıyor oyuncu başlıyor oyucuların çektiği sıkıntılardan bahsetmeye bakmışsın programın süresinin yarısı gitmiş bahsetsin tabiki sorunlarını dile getirilecek buna itirazım yok ama; dizi sekterörün geleceği diye programda vtr ler dönüyor tartışılan konunun bununla alakası yok bunlara rağmen ben ümitvarım...