Toronto Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Toronto Film Festivali etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Kasım 2011 Pazartesi

Oscar yarışı kızışıyor


Kerem Akça, Toronto Film Festivali’nden sonraki iki ayda Oscar yarışında değişen dengeleri değerlendirdi

Oscar yarışında Toronto Film Festivali sonrasında “Moneyball”un favoriliğinden bahsetmiştik. Ancak bu durum, geçen yılki “Zoraki Kral” benzeri bir keskinlik sunmadığından zaman içindeki sürece odaklanılması gerektiğini de not düşmüştük. Aradan geçen iki ayda “Artist”, “Shame” ve “The Help” gibi filmler şirketlerinin stratejileriyle gerçek bir tehdit unsuruna dönüşmüş durumda. Eastwood imzalı “J. Edgar” bu süreçte vizyona girip Leonardo DiCaprio dışında olumlu tepki almazken; “The Iron Lady”, “War Horse”, “Pariah”, “Young Adult”, “Ejderha Dövmeli Kız” ve “Extremely Loud and Incredibly Close”un durumu, aralıktaki Oscar’a uygun vizyonları sonrasında verdiğimiz sıraya göre belli olacaktır. Diğer önemli dallarda da favoriler ve rekabet odağı aşağı yukarı net gibi. Nihayetinde 26 Şubat’taki 84. Oscar Ödülleri öncesi araya girecek sürpriz atlar ve şirket politikaları ile bol sürprizli bir tablo yaşanacak. Zira bu yıl halen keskin bir favori yok.



Geçen ay 36. Toronto Film Festivali sonrası yaptığımız değerlendirmede 2011 için favori gösterdiğimiz “Zoraki Kral” (“The King’s Speech”, 2010), Colin Firth, Natalie Portman gibi banko adayların bu yıl olmadığını söylemiştik. Onun üzerine Oscar’a uzanan süreçte bu durumun şekilleneceğini de eklemiştik. O zamandan beri oluşan tabloya bakınca ülkemizde “Kazanma Sanatı” adıyla vizyona girecek “Moneyball”, en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi erkek oyuncu; Christopher Plummer (“Beginners”) yardımcı erkek oyuncu, Glenn Close (“Albert Nobbs”) ise kadın oyuncu dallarında başa güreşme ihtimallerini yükseklerde tutuyorlar.



Ayrıca yardımcı kadın oyuncu dalında Keira Knightley (“Tehlikeli İlişki”), şirketinin kararıyla kadın oyuncu kategorisine kayıp şansını çok düşük hale getirmiş durumda. Aşağıda bahsedeceğimiz “The Help”in bu kategorideki keskin ağırlığı da oluşan ortamı desteklemiş olabilir. Ancak bunların dışında tepkiler, vizyona giren filmler ve şirketlerin stratejileri ışığında çeşitli değişimler yaşandığı görülebiliyor.



Weinstein’in atı “Iron Lady” mi “Artist” mi?



Öncelikle Michael Hazanivicius’un bir sesli dönem oyuncusunun siyah-beyaz ve tam ekran çekilmiş başarı hikayesini sinemalaştırdığı “Artist”in (“The Artist”, 2011), “Zoraki Kral”ın mucidi Weinstein Company’nin favorisi “The Iron Lady”nin (2011) önünde bir ihtişam salgıladığı gerçeği var. Erkek oyuncu (Jean Dujardin) , yardımcı kadın oyuncu (Berenice Bojo), senaryo ve teknik dallarda da filmin adaylık ihtimali bir hayli yüksek gibi.



Yönetmenlik kategorisinde fazlaca şans tanıdığım eser, “The Iron Lady”nin durumuyla birlikte –ki eylül ayında teaserlarıyla güldürmeye başlayan bir pazarlama süreci var- konumunu belli edeceği kesin gibi. Yani gerçek anlamda 2012 töreni için ‘Weinstein filmi’ bekleniyor diyebiliriz. “The Iron Lady”nin Oscar yarışı stratejilerinde belirlediği ‘30 Aralık limitli vizyonu’ da bu konuda bir şeyleri belli edecektir.



Fox Searchlight “Shame”e yükleneceğinin sinyallerini verdi



Gelişen bu süreçte “Milyoner” (“Slumdog Millionaire”, 2008) ve “Siyah Kuğu”nun (“Black Swan”, 2010) erbabı Fox Searchlight’ın “Utanç”a (“Shame”) aralık ayında bir Oscar’a uygun tarih alması da “The Descendants”a (2011) olan güvensizliğinden kaynaklanıyor. Steve McQueen’in büyük övgü alan filmi, “Martha Marcy May Marlene” (2011) gibi Akademi için ‘zor’ örneklerden daha bir iddialı gibi.



Michael Fassbender (erkek oyuncu), Carey Mulligan (yardımcı kadın oyuncu) ve özgün senaryo kategorilerindeki keskinliğin yanı sıra, cinselliğe karşı ahlakçı bir ideoloji benimsemesiyle de Akademi’nin odak noktası olacaktır. Bunun adı da ‘seks içeriği yoğun cinsel arayış filmi’ne cesur davrandılar olarak konacaktır. Kanımca Searchlight, o film üzerinden bir strateji belirleyip Payne’in son eserini yan dallara itecektir. George Clooney’nin erkek oyuncu dalındaki favoriliğini de sayarsak bu durum gayet mantıklı gözüküyor. Bizde şubatta vizyona girecek “Utanç”ı bu yılın “Milyoner”i olarak görürsek şaşırmayalım.



“The Help” ve “Savaş Atı”nın adaylıkları kesin gibi



Bunların yanında yarışın bir diğer kritik yarı-bağımsız girişi de yazın gişeleri allak bullak eden “The Help”. Birçok yazar ve kaynağın en iyi film dalında favori gösterdiği bu 1960’ların Mississipi’sinden siyahlara beyaz bakışı hikayesi, fazlasıyla duygusal ve iç burkucu bir hikayeye sahip. Özdeşleştirici evreniyle de bu iki filmin arasından sıyrılabilir. Hatta “Moneyball” ile beraber şimdilik başa güreştiğini iddia edebiliriz. Octavia Spencer, Jessica Chastain ve Bryce Dallas Howard’ın yan karakter performanslarından birinin ödüle uzanması banko gözükürken, Viola Davis de kadın oyuncu kategorisini zorluyor. Ancak bunlardan en garantisi elbette uyarlama senaryo.



Aslında Disney’in sürpriz ya da bağımsız girişi olan bu eserin esas durumu Spielberg’in yüksek pazarlama stratejisi ile yürütülen ve şirketin DreamWorks’ü ‘Oscar yarışı’ için almasıyla eline geçen “Savaş Atı”nın (“War Horse”) durumu ile kesinleşecektir. Gerçek bir savaş zeminli başarı ve azim hikayesi olan yapıtın, şimdilik en üst sıralara güreştiği söyleniyor. Zaman içinde yapılan ‘tiyatro oyunu sahneleme’ gibi pazarlama yöntemleri de aralık sonuna yerleştirilen Oscarlık vizyon tarihiyle tamamlanacak. Esas önemli nokta şu soruyla ortaya çıkıyor: İkisi arasındaki yarışta bir kopma olacak mı, yoksa DreamWorks-Disney ayrımı mı yaşanacak? Onu göreceğiz.



Aralık ayında dengeler altüst olabilir



Zaten şimdilik favori olan filmleri bir kenara bırakınca aralık ayında bütün dengeler ortaya çıkacak. “Moneyball”un dışında Sony kaynağından gelen David Fincher imzalı “Ejderha Dövmeli Kız”ın (“The Girl with the Dragon Tattoo”, 2011) “Zirveye Giden Yol”un (“The Ides of March”, 2011) ilk 10 şansını baltalayıp baltalamayacağı, Paramount’ın Jason Reitman’ın “Young Adult”ını ne kadar iddialı hale getirebileceği kulislerde tartışılanlar. Oradan Diablo Cody’nin özgün senaryosuna ve Charlize Theron’ın kadın oyuncu performansına bir şeyler tanınmasına karşın, ‘film’ ve ‘yönetmen’ gibi dallarda keskinlik yok.



Ayrıca Warner’ın yarışa soktuğu Clint Eastwood imzalı “J. Edgar” ile Oscarlı senarist (Eric Roth) ve Oscar adayı yönetmenden (Stephen Daldry) çıkan “Extremely Loud and Incredibly Close”un durumları da merak ediliyor. Ancak kanımca limitli Oscar vizyonu şansını deneyen ikincisinin uyarlama senaryo, ilkinin erkek oyuncu dallarında banko adaylıkları var.



Sürpriz bağımsız Pariah henüz düğmeye basmadı



Nihayetinde öne çıkan tartışmaların en önemlisi zaten şirketlerin birinci seçeneklerinde ulaşıcakları nokta. “Tinker Tailer Soldier Spy”ın Focus’un adayı olarak göstereceği şimdilik sinematografi, yönetmen ve erkek oyuncu dışındaki ivmesi, onun senenin sürpriz bağımsız girişi olacağına inandığım “Pariah”a etkisi ve beğenilen Woody Allen filmi “Paris’te Gece Yarısı”sının (“Midnight in Paris”, 2011) durumu da henüz belirgin değil. “Pariah”, 28 Aralık’taki vizyon tarihini bekleyedursun arada da Altın Küre adaylığı çıkarmaya bakacak. Kanımca Toronto Film Festivali sonrası söylediğim Oscar şansını ‘kulaktan kulağa yayılma’ ile hala yüksek tutuyor. Focus’un katkılarıyla bu yılın “Precious”ı olma ihtimali yüksek filmin.



Bu sebeple keskin yorumları aralık sonrasında yapabiliriz. Ancak şimdilik “Moneyball”, “The Help”, “Savaş Atı”, “Utanç”, “Artist”, “The Iron Lady”, “Zirveye Giden Yol”, “Young Adult”, “Pariah”, “J. Edgar” gibileri sıraya dizilmiş yüzdelik şanslarını bekliyorlar. Yönetmen ödülleri bunlara göre şekillenecekken, kadın oyuncudaki Glenn Close-Meryl Streep çekişmesinde bir değişiklik yok.



Yarışın en iyileri “The Tree of Life” ve “Drive” sıralarını bekliyorlar



Erkek oyuncu dalında Jean Dujardin, Brad Pitt, Leonardo DiCaprio ile George Clooney’nin çetin yarışı, yardımcı erkekte Christopher Plummer, Albert Brooks gibi tecrübeli simalara çevriliyor. Yardımcı kadında ise “The Help”ten biri kesin heykelciği alacak görüşü var. “The Tree of Life” (2011) ve “Drive”ın (2011) gibi yarışın en iyilerinin ise sürpriz ihtimalini ‘umut’larla sınırlayabiliriz. Ancak her ikisi de ‘En İyi Sinematografi’ ve ‘En İyi Müzik’ dalında iddialı.



Sözünü ettiğimiz tüm bu dengeler şirketlerin aralık ayındaki politikaları, Altın Küre adaylıkları ve devamında diğer ödüllerle bir belirginliğe kavuşacak. “Bir Zamanlar Anadolu’da”nın (2011) da girdiği ‘Yabancı Dilde En İyi Film’ kategorisi ve daha nicesiyle ilgili de yorumlarımızın süreceğini ekleyelim.

keremakca@haberturk.com
Habertürk.com
                                                                                                                                            Alıntıdır....

1 Kasım 2011 Salı

Toronto Film Festivali




Toronto Film Festivali Oscar'ın habercisi
Mahşerin üç atlısı Cannes, Berlin, Venedik’in kuyruğuna yapışabilecek denli saygın bir festival söylemek gerekirse, akla ilk gelenlerden birisi kuşkusuz Toronto olur. Otoritelerce Oscar’ın da habercisi kabul edilen Kuzey Amerika’nın bu önemli film şenliği her eylülde şehrin merkezine yayılmış 40’a yakın salonda yüzlerce filmi ağırlıyor.

Kuzey Amerika’da her sene eylülün ilk pazartesi günü Emek Günü (Labour Day) olarak kutlanır. Yaz sezonu için son kez bir tatil fırsatı sunar bu gün. İşte Emek Günü’nü takiben perşembe günü de Kanada’nın Ontario eyaletinin merkezi ve ülkenin en büyük kenti Toronto için festival vakti gelir çatar. Yüzbinlerce insanın salondan salona koşturmaya başladığı festival, belki de bu endüstriyel kentin, sanatı en çok kokladığı dönemidir.

40’a yakın salonda 300-400 civarı film, kaşiflerini bekler. Yüzbinlerce insan, ellerinde festival programıyla bir o yana bir bu yana koşturur. Yıllar önce kentin Yorkville semtinde bugüne oranla mütevazı sayılabilecek koşullarda başlayan festival, bugün kentin birçok yerindeki sinema salonlarına dek yayılmış durumda. Ayrıca sektör profesyonelleri kadar, halka açıklığıyla da Cannes, Berlin ve Venedik’in o ‘burnundan kıl aldırmaz’ yapısından uzak bir majör festival atmosferi sunuyor Toronto.

Diğer bir deyişle, halk katılımı ile sinemanın ‘pazar’ yönünü bu üç festivale göre daha iyi dengeleyen bir festivalle karşı karşıyayız. Film endüstrisinin nabzını tutan Variety dergisi 1998’de “Üst düzey filmler, yıldızlar ve piyasa etkinliği açısından Toronto, Cannes’ın hemen ardından geliyor” diye yazmıştı. 2007’de Time dergisi Variety’nin iltifatını da ikiye katlayacak şekilde son noktayı koyuyordu: “Toronto sonbaharın en etkileyici film festivalinden tüm sezonun en çok etkileyici film festivaline dönüşmüş durumda. Nokta.

HALK SEÇİMİNİ YAPIYOR
Festivalin ana üssü, aynı zamanda kentin kültürel merkezi ve kayda değer gökdeleni olan Bell Lightbox ve Festival Tower. 1994’ten beri Piers Handling’in başkanlığında ilerleyen Toronto Film Festivali bir süredir anaakım Hollywood filmlerine daha fazla dikkat kesilmeye başladı. Bu elbette bağımsız filmlerle olan bağını azalttığı anlamına gelmiyor. Pek çok ulusal sinema da, festivalin ilgi çekici bölümleri arasında kendisine yer bulabiliyor. Örneğin 2008’de ülkemizden “Pandora’nın Kutusu”, “Süt” ve “Üç Maymun” festivalin gösterim programındaydı. Geçen sene ise City to City (Şehirden Şehre) başlığı altında bir bölüm koymuşlardı. Şehirlerden biri de İstanbul’du ve “11’e 10 Kala”dan “Hayat Var”a sekiz filmimiz festivalde bu başlık altında gösterilmişti.

Bununla birlikte, auteur yönetmenler, Kanada sinemasının öne çıkan örnekleri, Afrika, Güney Amerika ve Asya kökenli filmler de Toronto podyumunda endamlarını sergileme şansı elde edebiliyorlar. Toronto’nun alışılageldik bir jüri veya ödül sistemi yok. Bu, filmlerin rekabetten yoksun, daha dostane bir atmosferde sergilenmelerini sağlıyor. Herkesin gözünün üzerinde olduğu yegane ödül People’s Choice (Halkın Seçimi) Ödülü. Festival takipçilerinin oylarıyla belirlenen bu ödül, aynı zamanda Oscar’ın da habercilerinden sayılıyor.

Başka bir deyişle, Oscar yarışı gayri resmi bir şekilde Toronto’da başlıyor. Evet, aslında son yıllarda ‘Oscar’ı muştulayan film festivali’ etiketi Toronto’nun üzerine yapışmış durumda. İlginç biçimde, festivalin popülaritesini de artıran bir unsura dönüştü bu. Rekabetten azade havası, Avrupa festivallerine kıyasla ucuz sayılabilecek katılım maliyetleri, film düşkünü izleyici profili ve tarih olarak zamanlaması da burayı filmler için tam bir cazibe merkezi haline getiriyor.

2000’li yılların başında “American Beauty” ve “Ray” burada dikkat çekmişlerdi. Jamie Foxx’un “Ray”deki performansı ilk burada övgülere boğulmuştu ki, aktör sonradan evine bir adet Oscar heykelciği götürmeyi başarmıştı. Son yıllardaki Halkın Seçimi Ödülü’nün galibi olan filmlere bir bakalım. Geçen sene Oscar’ın galibi “The King’s Speech”, iki Oscar’lı “Precious”, üç yıl öncesinin sürpriz Oscar şampiyonu “Slumdog Millionaire” hep Toronto’da Halkın Seçimi Ödülü’nü kazandıktan sonra Oscar podyumuna tırmanmışlardı.

Anlayacağınız, festival filmler için Oscar öncesi kritik bir payanda teşkil ediyor. Biraz da bu Oscar rüzgarı yüzünden, özellikle Kuzey Amerika’nın yazılı ve görsel basını New York Times’dan The Hollywood Reporter’a, Access Hollywood’dan Entertainment Tonight’a Toronto Film Festivali’ni sayfalarında ve yayınlarında çok geniş görürler.

Festivalin diğer ödüllerini de bir çırpıda sıralayacak olursak… Halkın Seçimi En İyi Belgesel, Halkın Seçimi En İyi Geceyarısı Çılgınlığı Filmi, En İyi Kanada Filmi, En İyi Kanada İlk Filmi, En İyi Kanada Kısa Filmi, uluslararası eleştirmenler derneği, FIPRESCI’nin Özel Sunum Ödülü ve Keşif Bölüm Ödülü başı çeken diğer ödüller.

FESTİVALLER FESTİVALİ
Festival ilk kez 1976’da düzenlendi ve daha o yıl dünyanın en prestijli film festivalleri arasına adını yazdırmayı başardı. O zamanlar ismi Festivaller Festivali idi; bu isim 1994’te Toronto Uluslararası Film Festivali’ne dönüştürüldü. Kurulduğu yıl 30 ülkeden 127 filmi 35.000 kişi takip etmiş. 2010’da ise bu rakamlar 64 ülkeden 336 uzun metraj ve 500.000 takipçiye evrilmiş. 1976’daki ilk festival Alman sinemasının o dönemki ustaları Fassbinder, Herzog ve Wenders’in Kuzey Amerika’da daha iyi tanınmalarını sağlamıştı. Sonraki yıllarda ise Paul Haggis, Jason Reitman, Michael Moore, David Cronenberg ve John Woo gibi çok önemli sinema adamlarının kariyerlerini parlattı.

Bu ay Moviemax Festival’de izleyeceğiniz Kanadalı Xavier Dolan’ın henüz 20 yaşında yönettiği ilk filmi “I Killed My Mother” da 2009’daki festivalin gözdelerindendi. Dolan bu filmiyle o genç yaşında bir yönetmen için eşine zor rastlanacak bir başarıya imza atmıştı. Kuşağın öne çıkan bir diğer filmi ise acar bağımsız Kevin Smith’in 2008 yapımı filmi “Zack and Miri Make a Porno”. Dara düşen iki eski dostun sonunda kendilerini bir porno film çekerken bulmaları üzerine kurulu öyküsü Kevin Smith’ten aşina olduğumuz hınzırlıklar barındırıyor.

Yine geçen sene dünya galasını Toronto’da yapan “Everything Must Go”da komedyen Will Ferrell’ı pek de alışık olmadığımız ölçüde dramatik bir rolde izleyeceğiz. Alkolikliği yüzünden hem karısını hem işini yitiren bir adamın her şeye sıfırdan başlama çabalarına tanık olacağız.

Bu sene 8-18 Eylül tarihleri arasında düzenlenecek ve Davis Guggenheim’ın U2 belgeseli “From the Sky Down”la açılacak olan Toronto Film Festivali genç yaşına rağmen kısa sürede Hollywood’un pazarlama makinesinin hayati bir dişlisi oldu. Gelin görün ki, aynı zamanda, açık fikirli bir izleyici kitlesiyle bütünleşmiş, filmlerin yarışmaktan ziyade sergilenerek değer kazandığı ve kendine özgü kimliğiyle dünyadaki emsallerinden farklı bir duruş geliştirmiş bir festival.

Burçin S. Yalçın
                                                                                                                                      Alıntı